التوبة
Tevbe Sûresi
9. sûre · Medine · 129 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
TEVBE ٩ سُورَةُ التَّوْبَةِ İşbu Berae Sûresi de medenîdir. Ve en sonra nâzil olan Sûredir. Nüzulü hicretin dokuzuncu senesi başlamıştır. Şöyle rivayet olunmuştur ki Mekke sekizinci senei hicriyyede fethedildi. Attab ibni Üseyd vâli idi, ertesi dokuzuncu sene Resûli ekrem sallallahü aleyhi vessellem «Tebük» ten avdette Hazreti Ebû Bekri Sıddık radıyallahü anhı mevsimi hacce emîr nasb edib gönderdi. Hareketinden sonra bu sûrei Berae nâzil oldu. Binaenaleyh bunu mevsimi hacde ahaliye kıraet etmek üzere arkasından da Hazreti Ali radıyallahü anhı memur edib kendi nakası «abda» ye bindirerek gönderdi, Ebû Bekre gördeseydiniz denildi «لَا يَؤَدّى عَنّى اِلَّا رَجُلٌ مِنّى» buyurdu ki böyle ahidlerin akd-ü halline müteallık bir tebliği benim yakın akrıbamdan olan bir adamdan başkası tarafımdan te’diye etmez, arabın örf-ü âdeti böyledir» demektir. Vaktaki Hazreti Ali yaklaştı, Hazreti Ebû Bekir nakanın buzalamasını işitti ve bu Resulullahın devesinin sesi diyüb durdu, iltihak edince Hazreti Aliye «emîr mi veya me’mur musun?» diye sordu «me’mur» dedi yürüdüler. Vaktaki Terviye önü oldu, Ebû Bekir hutbeyi okudu ve nâsa menasiki haccı söyledi. Ali de yevmi Nahirde Cemrei Akabe yanında kalktı «يَآاَيُّهَا النَّاسُ ben size Resulullahın Resulüyüm» dedi «ne ile» dediler, otuz veya kırk âyet kıraet etti, sonra da dedi ki: «şu dört ile emrolundum, bu seneden sonra bu Beyte müşrik yaklaşmıyacak, Beyti uryan tavaf etmiyecek, her nefsi mü’minden başkası Cennete girmiyecek, her ahid sahibine ahdi itmam edilecek. Âyetleri - Yüz otuz
Kelimeleri - 2479
Harfleri - 10087
Fasılası - ن م ل ر ب harfleridir. لام bir kalil; نا el’guyub, را bir kaç fasıla, ن م essatır نم لرب İsimleri - Berâet, tevbe, Elmükaşkışe, Elmüba’sire, Elbüşerride, Elmuhziye, Elkadıme, Elmüsiyre, Elhafire, elmünekkile, elmüdemdime ve Sûretül’azâb. Zira bunda müşriklerden bir teberri ve mü’minlere tevbe vardır. Nifak ılletinden beri kılar, Münafıkların esrarını faş eder, onları kaçırır, terzil, berbad eder. Yüreklerini deşer tenkil eder. Üzerlerine hışım yağdırır, Hazreti Sıddık radıyallahü anhden merviydir ki «buna sûrei Tevbe tesmiye edersiniz. Hakıkaten vallahi dokunmadık bir kimse bırakmadı» demiştir.
Bir de bu sûreyi ilk nazarda diğerlerinden fark ettiren bir hususiyyet vardır ki evvelinde besmele olmamasıdır. Buna başlıca iki hıkmet beyan edilmiştir. Birisi arada uzun müddet bir fasılai nüzul bulunmakla beraber bunun sûrei «Enfal» e bilhasebilma’nâ kuvvetli bir taallûk ve irtibati bulunması, ikincisi de harb mesaili hakkında nazil olmak ı’tibariyle bu onun temadîsi gibi olub ikisinin bir sûre addedilebilecek kadar müşabih ve mütenasib bulunmasıdır. O derecede ki rivayete göre eshab içinde bile bu ikisini bir sûre zannedenler olmuştur. Fakat hem âyetlerinin kesreti hem de bu sûrenin bervechi balâ bir çok isimlerle iştiharı, bir sûrei müstekılle olduğunu anlattığı gibi şunda da ittifak vardır ki Resulullah bunun sûrei «Enfal» den veya her hangi bir sûreden olduğunu söylememiştir. Ma’rızı hacette sükût ise beyanı zaruret olduğundan onu söylememesi müstakıl bir sûre olduğunu beyandır. Şu halde aralarında münasebeti kaviyye bulunan diğer sûreler dahi mevcud olduğundan bu zikrolunan hikmet, besmelenin terki için sebebi aslî değildir. Ve bu yalnız nazarı ı’tibare alındığı takdirde kıraette ancak «Enfal» den Berâeye geçerken besmele çekilmemek ve fakat Berâe ayrıca okunduğu zaman başında dahi olsa her hangi bir sûre eczasında olduğu gibi besmele çekilmesi mendub olmak ıktiza edecektir. Halbuki bunun evvelinde besmele nâzil olmadığı şübhesizdir. Ve bunun asıl sebebini şu diğer hikmette aramak lâzım gelir, Hazreti Aliden merviydir ki burada besmele niçin yazılmadığı kendisinden suâl olunduğu zaman «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ» bir emandır. Bu sûre ise seyf ve nebzi uhud ile nâzil oldu» demiştir. Süfyan ibni Uyeyne bu ma’nâyı anlatırken «وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا» kavli ilâhîsi mazmuniyle te’kid ederek anlatmıştır. Ya’ni selâm vermenin ref’ı emana mani’ bulunduğu düşünülürse «rahmân, rahîm» sıfatlariyle rahmeti ilâhiyyeyi müekked bir surette ıhtar ve o rahmete vesilei vuslet olarak ismullahı yâd-ü tezkâr demek olan besmelenin kat’ı ısmet ve ref’ı emâne münafi ve münakız olacağı da tebeyyün eder. Filhakıka mes’ele iyi teemmül olunursa ne naklen ne de aklen bu sûrenin evvelinde besmelenin ne nüzulüne, ne yazılmasına, ne de okunmasına cevaz tasavvur olunmak ihtimali yoktur. Hattâ burada rahmeti tasrih etmiyerek sâde «بِسْمِ اللّٰهِ بَرَائَةٌ مِنَ اللّٰهِ» demekte bile iki büyük mahzur vardır. Evvelâ bu bir tenakuz olur. Çünkü besmele, Allahın ismine sarih bir vuslet «بَرَائَةٌ مِنَ اللّٰهِ» ise «Allahdan kat’ı alâka» demektir. Bu ikisi ise açıktan açığa mütenakızdır. Saniyen bunun zâhirinden Allahın ismiyle teberrük ve teyemmün, Allahdan kat’ı alâkadır. Demek gibi bir ma’nâ tebadür eder ki bir küfr olacağında şübhe yoktur. Binaenaleyh bu sûrenin evvelinde besmele nâzil olmamış ve yazılmamış olduğu gibi okunması dahi kabili tecviz değildir. Ve hattâ bu tahkıka nazaran nemazda böyel bir sehiv, vakı’ olsa tegayyüri fahiş bulunacağından nemaz fasid olmak lâzım gelir. Ancak bu mahzur yalnız sûrenin evvelindedir. Eczasına gelince diğer sûrelerin eczasındaki ahkâmı kıraetten farkı zâhir değildir. Filvakı’ teamül de böyledir. Meselâ âhirinden «لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ الخ» diye okunacağı zaman besmele terk edilmez. Hulâsa bu sûrenin başı müşriklere bir ültimatum sernamesi olduğundan besmelenin tam zıddı olan kat’ı alâka ile başlanarak buyuruluyor ki: اَعُوذُ بِالّٰلهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجٖيمِ ١ بَرَآءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ اِلَى الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ٢ فَسٖيحُوا فِى الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُوٓا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّٰهِ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِى الْكَافِرٖينَ ٣ وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرٖٓىءٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوٓا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّٰهِ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ ٤ اِلَّاالَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّوٓا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ ٥ فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواالْمُشْرِكٖينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُواالصَّلٰوةَ وَاٰتَوُاالزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبٖيلَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ ٦ وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَاْمَنَهُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ
Meali Şerifi