AyetSûreler

Tevbe Sûresi 25. Âyet

Medine · Cüz 10 · Sayfa 190

لَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةࣲ وَيَوۡمَ حُنَيۡنٍ إِذۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡ كَثۡرَتُكُمۡ فَلَمۡ تُغۡنِ عَنكُمۡ شَيۡـࣰٔا وَضَاقَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ ثُمَّ وَلَّيۡتُم مُّدۡبِرِينَ ۝٢٥

İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ فٖى مَوَاطِنَ كَثٖيرَةٍ ey mü’minler her halde Allah size bir çok mev’kılerde nusrat etti -Bedr, Ahzab, Kureyza, Nadır, Hayber vesair nice harb yerlerindem uzaffer kıldı وَيَوْمَ حُنَيْنٍ huneyn günü de: اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ o vakıt ki çokluğunuz sizi aceblendirdi de فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا ordunuz hiç bir şeye yaramadı. -O çokluğuna güvendiğiniz ordu ıhtıyacınızı def’ edecek bir faide vermedi وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ bütün genişliğiyle yer başınıza dar gelmişti ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرٖينَ sonra da arkanızı dönerek kaçmıştınız.

HUNEYN, Mekke ile Tâif arasında bir vadinin ismidir ki müslimanlarla Hevazin ve Sekıf kabileleri

beynindeki muharebe burada olmuştu. Şöyle ki: Mekkenin fethiyle Kureyşin ekserisi müsliman oldu, olmıyanlar pek az kaldı ve bu suretle dini islâm bir mertebe daha meydan aldı. Mukaddema Kureyşin tarafdarı olan kabail ve aşâir de müslimanlar tarafına mail ve müteveccih oldu. Fakat Arabın en büyük kabilelerinden olan «Hevazin» kabîlesi ile Sekıf kabilesi beyinlerinde ittifak ederek Resuli ekrem ile harbetmek üzere zikrolunan «Huneyn» vadisinde toplanmağa başladılar. Bu kabilelerin harb-ü darb işlerinde mahareti vardı ve bir müddetten beri Arablar arasında tahrikât yapıyorlardı, umumî bir hareket hazırlamışlardı, Mekkenin fethi üzerine gayz-u heyecanları artmış ve Resuli ekremin kendileri üzerine yürüyeceği fikrine zahib olmuşlar ve daha bekliyecek olurlarsa muhakkak muzmahill olacaklarına kani’ olarak hazırlıklarını ikmal edib hemen harekete geçmişlerdi. Hevazin ve Sekif kendileri dört bin kadar idise de Beni Sa’d ibni Bekir ve Beni Cüşem gibi daha bir takım kabailin ve bir çok ahlatı urbanın inzımamiyle bir cemmi gafîr teşkil eylemişlerdi ki ba’zı rivayata göre mecmuu yirmi binden ziy ade olduğu söylenmiştir. Kâ’b ve Kitâb kabileleri iştirâk etmemişlerdi. Hevazin ile Sekıf bütün kadınlarını ve çoluk çocuklarını bile getirmişler ve bununla askerlerinin gayret ve hamasetini tehyic eylemek istemişlerdi, Resuli ekrem islâm aleyhinde öyle büyük bir ordunun toplandığını işitti ve hemen tedarükâtı külliyyeye teşebbüs etti. Hattâ Safvan ibni Ümeyyeden silâh istedi, Safvan henüz müşriklerden idi, müsliman olmak için iki ay mühlet istemişti «gasben mi ya Muhammed?» diye sordu «hayır iade olununcıya kadar telef olursa ödenmek şartıyle ariyet istiyorum» buyruldu, o da «öyle ise beis yok» diyerek üç yüz zirh verdi. Nevfel ibni Haris ibni Abdülmuttalib dahi bu vechile üçyüz mızrak iâre eyledi. Hasılı Resuli ekrem tedarükünü itmam edib «Düldül» namındaki beyaz esterine rakiben ve on iki bin ve ba’zı rivayetlere göre belki biraz daha fazla askerler Mekkeden çıkıb Huneyne müteveccihen hareket buyurdu. Bu askerin on bini Mekkenin fethinde hazır bulunan eshab, mütebakisi de Mekkelilerden yeni islâma dahil olmuş tuleka idi ve beraberlerinde seksen kadar da müşrik vardı ki biri de Safvan ibni Ümeyye idi. Bilâhare alınan esirlerin altı bin kadar olduğu rivayati sahiha ile sabit bulunduğuna binaen bu islâm ordusunun adedce düşmanın mecmuundan fazla olmadığı anlaşılıyorsa da her halde müslimanların o ana kadar yaptıkları ve muzaffer oldukları muharebelerde görülmedik bir kesret ve kuvvette mükemmel idi ve bu hal müslimanların hoşuna gitmiş, bu kesrete bayağı güvenmişlerdi hattâ ricali müslimînden birisi -ki ismi Seleme ibni Selâmetel’ensarî denilmiştir- «bu gün asla azlıktan mağlûb olmayız» demiş ve bu söz Resulullaha iyi gelmemişti. Bunu Resulullahın söylemiş olduğu hakkındaki kavl za’ıyftir. Gerçi bu söz galebeyi mücerred kesrette görmek ma’nasından uzaksa da kesrete bir i’timad beslemek «وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» olduğunu kale almamak gibi bir gurur ve kusurdan da halî kalmıyordu. Âyette ıhtâr buyurulduğu üzere şimdiye kadar bir çok mevâkı’de nail oldukları zaferlerin hiç biri kesretlerine medyun olmamış bulunan askeri islâmın bu kerre harbe girerlerken kesret ve kılleti mevzu’ı bahs etmeleri onlardan matlûb olan ıhlâs ve ihtiyat ile mütenasib olmıyacak bir zühul oluyordu. Allah tealâ da Resulünü mansur ve muzaffer kılan ancak kendisi olduğunu bildirmek için bu gazade ibtida asâkiri islâmiyyeye bir hezimet yüzü gösterdi ve filhakika kılletten değil kesrete güvenmekten dolayı ilk önce orduyu islâmda acîb bir inhizam, âdeta bir «panik» vaki’ oldu. Benî süleym kabilesi ile yeni Mekke askeri, Halid ibni Velid kumandasında pişdar olarak önde gidiyorlardı. Benî Süleym giderlerken evvelce Huneyn vâdisini tutmuş, pusularda gizlenmiş olan ve ok atmakta mehareti bulunan Hevazin askerinin birdenbire öyle şiddetli bir hücumlarına ma’ruz oluverince öyle bir bozulub kaçmışlardı ki bu bozgunluk bütün orduya sirayet edivermiş ve bu haber Mekkeye kadar ermişti ve iymanı zaıyf olan yeni müslimanların bir çoğunun efkârı bozulmuştu. Bu öyle bir bozgunluk olmuştu ki merkezde Resuli ekrem birkaç eshabiyle yapyalnız kalıvermişti. On iki bin askerin ric’ate mecbur kaldığı ok sağnaklarına karşı yalnız Fahri âlem fütursuz, telâşsız gidiyordu. Bütün azm-ü ıkdamın şecaat-ü sebatın yegâne timsali ve ı’cazı nübüvvetin bürhanı bîmisali olan ilâhî bir heyecan ile Düldülünü bütün düşmanlarının hamlelerine ve hattâ bütün küfür dünyasının üzerine üzengileyib sürüyor «أَنَا النَّبِىُّ لَا كَذِبَ أَنَا ابْن عَبْدِ الْمُطَّلِبِ» diyordu, sürdükçe küffar kaçıyor, onlar hamle ettikçe durub bekliyordu. Rivayet olunduğuna göre bu hâl on kûsur kerre vakı’ olmuştu. Yalnız amcası «Abbas» amca zadesi «Ebusüfyan ibni Abdilmuttalib» ve oğlu Ca’fer, Aliy ibni ebî Talib, Rebia ibni Hâris, Fadl ibni Abbas, Üsame ibni Zeyd, Eymen ibni ubeydki Eymen ibni ümmi eymendir, ehli beytinden bunlarla Ebubekir ve Ömer radıyallahü anhüm maıyyetinde sığınıb kalmışlardı. Resuli ekrem yalnız başına Düldülü düşmana doğru sürerken Ebusüfyan rikâbında gidiyordu. Amcası Hazreti Abbas koşmuş, ileri gitmesin diye Düldülün dizginini tutmuştu.