Tevbe Sûresi 18. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 189
إِنَّمَا يَعۡمُرُ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَلَمۡ يَخۡشَ إِلَّا ٱللَّهَۖ فَعَسَىٰٓ أُوْلَـٰٓئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُهۡتَدِينَ ١٨
Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah’dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ Allahın mescidlerini -onlar değila ncak şunlar i’mar ederler مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ Allaha ve Âhıret gününe iyman eden -mescid, içinde Allaha secde ve ıbadet edilmeğe mahsus mevzi’ demek olduğundan Allaha iymanı olmıyanların Allaha ıbadet için bir yer bina ve tahsıs etmeleri veya böyle bir binanın Allah için i’mariyle cidden alâkadar olmaları mümteni’dir. Sonra Allaha ıbadet ile iştigalin faidesi bilahare kıyamette görülecektir. Bunun için Âhırete iymanı olmıyanlar Allaha ıbadet etmezler, etmeyince de ne mescid yaparlar ne de mescidleri ıbadetle ma’mur ederler, fursat buldukca ya mescidleri yıkarlar veya mescidlikten çıkarıb dilediklerini yaparlar. Binaenaleyh Allahın mescidi unvanından bilbedahe anlaşılacağı üzere bunu i’mar için evvelâ Allaha ve Âhırete iyman şarttır. Fakat bir şartı kâfi değildir. Bununla beraber وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ ve namazı ikame eyliyenb u da şarttır: Zira mescidlerin binasınden maksudi aslî namaz kılmaktır. Namazın vücubunu i’tiraf etmiyenler mescid yapmak lüzumunu hissetmiyecekleri gibi namaz kılmıyanlar da mescidlerin ma’nen haram olmasına sebeb olurlar. Maamafih namaz kılmak da kâfi değildir. Bununla beraber وَاٰتَى الزَّكٰوةَ ve zekâtı veren - bu da şarttır. Mescid i’marının mal ve zekâta da bir tevakkufu vardır: farz olan zekât borcunu vermiyen, fukara ve mesâkîni gözetmiyenlerin mescid binasiyle iştigal etmeleri pek melhuz olmadığı gibi mescide gidib fukarâ ve mesâkini gözeterek zekât vermenin de mescidlerin i’marı ma’nevîsiyle pek büyük alâkası vardır. Ancak bu da kâfi değildir. Bunlarla beraber وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ Allahdan başkasından korkmıy an kimseler - gerçi insan bir çok mahzurlardan korkabilir ve korkmamak elinden gelmez ve Allahdan korkmıyanlardan da hiç korkulmaz değildir. Fakat Allahın emr-ü nehyini yerine getirmek için Allah korkusundan başka hiç bir korkuyu saymıyan, her hangi bir korku ile başkasının rızasını Allahın rızasına tercih etmiyecek ve her hangi bir işte Allahın hakkıyle kendi hakkı tearuz ettiği zaman Allahın rızasından mahrum olmak korkusiyle kendi hakkını feda ve Allahın hakkını ıhtiyar edecek, vazifesini yapmak için şunun bunun levminden veya zalimin zulmünden korkub çekinmiyecek ve lüzumunda harb-ü kıtalden vesair suretle çarpışmaktan kaçınmıyacak velhasıl muhtelif korkular, endişeler tearuz ettiği zaman Allah korkusunun karşısında diğerlerini kale almıyacak bir kalb ve iyman sahibi olan ve bu suretle bu dört hasleti cami’ bulunan zevat lâzımdır ki Allahın mescidleri i’mar edilebilsin. Yoksa zikrolunan üç haslet bulunub da islâmın ve iymanı tevhidin hakikat ve kemali demek olan bu kalb ve iyman, bu ıhlâsı vicdan bulunmıyanlar mescidlerin ma’muriyyetini idame edemezler. Günün birinde bir kâfirin veya zalimin ve hatta alel’ade bir cür’etkârın tehdidinden korkarak kendi elleriyle mescidleri yıkmak zilletine bile düşebilirler. Maddeten ve ma’nen tecavüzden, hetki hurmetten sıyanet eylemiyen ve bu sıyaneti idame edecek iymanı kâmil erbabından hali kalan mescidlerin ne servet ve ne sair bir suretle devamı ma’muriyyetleri ihtimali yoktur. Onun için فَعَسٰٓى اُولٰٓئِكَ işte bunlar -bu dört hasleti cemileyi cami’ olan cemaat اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدٖينَ hidayeti bulmuş, muradlarına irmişlerden olabilirler.- Ya’ni doğrudan doğru saadeti ebediyyeye, Cennete nail olacak olanlar böyle bir cemaatin içinde bulunabilir. Bunların bile her ferdi hakkında huküm kat’î değil akr ebi ıhtimaldir. «عسى» dır. Artık müşrikler nerede kalır tasavvur edilsin.