AyetSûreler

Tevbe Sûresi 27. Âyet

Medine · Cüz 10 · Sayfa 191

ثُمَّ يَتُوبُ ٱللَّهُ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ عَلَىٰ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ۝٢٧

Sonra bütün bu olup bitenlerin arkasından Allah, dilediğine tevbe nasib eder. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَآءُ Sonra Allah onun arkasından dilediğine tevbe nasıb eder -reisleri ve harbde baş kumandanları «Malik ibni Avfi Nadrî» ile beraber Hevazin vesaireden bir takımlarına nasîb ettiği gibi islâma muvaffak kılar وَاللّٰهُ غَفُورٌ ve Allah gafurduro nların geçmişteki küfr-ü ma’sıyyetlerini afv-ü mağfiret eder رَحٖيمٌ rahîmdir -onlara rahmetiyle fadl-ü ihsan da eyler.

Resuli ekrem Huneyn ve evtasta alınan esîrlerin ve emvali ganâimin «Ciırâne» de muhafazasını emrederek Tâif üzerine hareket etmiş idi, on sekiz gün kadar süren Tâif muhasarasını refettirdikten sonra Ciıraneye avdetinde erkek ve dişi altı bin nüfus esîr, yirmi dört bin deve, kırk binden ziyade agnam ve dört bin okka kadar olduğu söylenen bir çok altun ve gümüş nukud toplanmış idi. Öteden esîrleri kurtarmak için müracaat vaki’ olur diye on küsur gün imhâl ve teenni buyurub bekledi. Kimse gelmeyince taksimine şuru’ buyurdu ba’dehu Hevazinin vefdi ya’ni hey’eti murahhasası geldi, Resulullaha islâm üzere biy’at ettiler ve «ya Resulallah sen insanların hayırlısı en hayırkârısın, bizim ehillerimiz ve evlâdlarımız esîr edildi ve mallarımız alındı «diyerek mallarının ve esîrlerinin kendilerine redd-ü iadesi talebinde bulundular». Resulüllah yanımdakileri görüyorsunuz, sözün en hayırlısı en doğrusudur. Bekledim gölmediniz, şimdi ikiden birini ıhtiyar ediniz. Ya zürriyyetlerinizi ve kadınlarınızı veyahud mallarınızı. Bunun üzerine «biz, dediler, haseblere hiç bir şey denk tutmayız» binaenaleyh Resulullah müslimîne hıtaben kalktı, Allaha hamd-ü senadan sonra şu hutbeyi irad buyurdu: «bunlar tevbekâr müsliman olarak bize geldiler, biz de kendilerini zürriyyetleri ve kadınları ile malları beyninde muhayyer kıldık, haseblere hiç bir şey denk tutmıyacaklarını söylediler. Binaenaleyh her kimin elinde bir sebiy var da reddini nefsi hoşlanırsa ne a’lâ, yoksa bize versin ve üzerimize karz olsun, elimize bir şey geçince onun yerine verelim». Buna karşı hepsi «razıyız ve teslim ettik» dediler, aleyhıssalâtü vesselâm da «bilmeyiz belki içinizde razı olmıyan vardır. Urefanıza emrediniz de, «razı oldular» diye ref’u arz eylediler ve bütün o esîrler halâs oluverdiler, ancak Safvan ibni Ümeyyeye düşmüş ve hamil kalmış olan bir kadın reddedilmemiştir. Taberanînin rivayetinde bu âyette bu tecelliyatı rahmete işaret buyurulmuştur. Fakat görülüyor ki burada makablindeki gibi mazı sıgası değil «ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ» diye muzari’ sıgası irad buyurulmuştur. Binaenaleyh bunun sevkı bir sene evvelki Huneyn vak’asının değil bir kerre bervechibâlâ i’lân olunan beraet ve cihadın alelhusus zahiren rahmet ve ihsana muhalif gibi zannedilebilecek olan «لَا تَتَّخِذُوٓا اٰبَآءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ» âyetlerindeki kat’ı velâyet ve mahabbet tekliflerinin batınen mutazammın bulunduğu asarı rahmeti istikbalde müstelzim olacağı yüksek hıkem-ü masalihi beyana aiddir. Ve hasılı ma’nâ şudur: Öyle iymana karşı küfrü seven aba ve ıhvandan kat’ı velâyet ve Allah yolunda akriba ve taallükattan kat’ı mahabbet ve müşriklere karşı bu kerre i’lân edilen beraet ve cihad emirlerini gayet şedid ve hakikatte rahmet ve ihsan gayelerine muhalif zannetmeyiniz, Huneyn vak’asında olduğu gibi bunun neticesinde de bir çok kimselere Tevbeler nasîb olacak ve nice nice tecelliyatı mağfiret ve rahmet zuhur edecek, nice fenalıklar izâle olunacaktır. ٢٨ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَا وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنٖيكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖٓ اِنْ شَآءَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ ٢٩ قَاتِلُوا الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدٖينُونَ دٖينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ ٣ وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسٖيحُ ابْنُ اللّٰهِ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٣١ اِتَّخَذُوٓا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَسٖيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَآ اُمِرُوٓا اِلَّا لِيَعْبُدُوٓا اِلٰهًا وَاحِدًا لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣٢ يُرٖيدُونَ اَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّآ اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٣٣ هُوَ الَّذٖٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

Meali Şerifi