Tevbe Sûresi 5. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 187
فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلۡأَشۡهُرُ ٱلۡحُرُمُ فَٱقۡتُلُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡ وَخُذُوهُمۡ وَٱحۡصُرُوهُمۡ وَٱقۡعُدُواْ لَهُمۡ كُلَّ مَرۡصَدࣲۚ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ٥
Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ İmdi haram aylar sıyrılınca -bu haram aylar «مِنْهَآ اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ يَسْئَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فٖيهِ» eşhüri hurum, ya’ni Zilkı’de, Zilhicce, Muharrem, Receb ayları demek olmayıb «فَسٖيحُوا فِى الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ» emrile verilen dört ay mühlettir ki bunun yevmi hacden Muharrem nihayetine kadar elli günü ma’hud eşhüri hurümden ise de mütebakısi haricdir. Fakat bu i’lâna nazaran aynı hukümdedir. Ve bu suretle şu da anlatılmıştır ki ahid taallûk eden her hangi bir ay eşhüri hurümden olur. Ya’ni bâlâda zikr olunan dört ay müddet zarfında kıtal ve taarruz haramdır. Ahidlerine riayet edenlerin müddetleri de böyledir. Fakat bu haram aylar, çıkınca فَاقْتُلُواالْمُشْرِكٖينَ artık o mühleti biten müşrikleri nerede bulursanız katl ediniza lel’ıtlak öldürünüz. Ya’ni dört aydan sonra temamen hali harb kaimdir. Binaenaleyh onlar tarafından bir taarruza muntazır olmıyarak hemen harbe mubaşeret ediniz ve hill-ü harem her nerede bulur ve nasıl öldürebilirseniz öyle öldürünüz. Maamafih sünnette «müsle» yapmaktan ya’ni burun kulak kesmekten ve bir kimseyi durdurub ok ve emsali ile «sabren» öldürmekten nehiy varid olmuştur. Bundan başka aleyhıssalâtü vesselâm buyurmuştur ki «اَعَفُّ النَّاسِ قَتْلَةً اَهْلُ اْلِايمَانِ» nev’i katil cihetiyle nâsın en afîfi ehli iymandır. Ve «اِذَا قَتَلْتُمْ فَاَحْسِنُوا الْقَتْلَةَ», bu ma’nâlara şunlar da iyma eder: وَخُذُوهُمْ ve onları tutunuz -esîr ediniz. Demek olur ki tutmak mümkin iken hemen katl edivermemelidir وَاحْصُرُوهُمْ ve hasr edinizb ulundukları muhıttan çıkarmayınız, şurada burada gezdirmeyiniz وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ ve onlar için her mersada oturunuz -ya’ni kaçırmamak, geçirmemek için evine veya kıra veya ticarete gidecek her geçidi tutub gözetiniz. فَاِنْ تَابُوا Bunun üzerine tevbe ederlerş irkten vaz geçib iymana gelirler وَاَقَامُواالصَّلٰوةَ وَاٰتَوُاالزَّكٰوةَ ve namazı ikame edib zekâtı verirlerse -ya’ni bunları kabul eder müsliman olurlarsa فَخَلُّوا سَبٖيلَهُمْ hemen sebillerini tahliye ediniz.- Mezkûr taarruzlardan hiç birini yapmayıb hallerine bırakınız اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ çünkü Allah gafur rahîmdir -bu suretle geçmiş olan şirk ve küfür ve gadirlerini mağfiret eder, iyman ve tâatlerine sevab da verir. Demek ki o müşriklere ya katl-ü esaret veya islâmdan başka bir şey bırakılmamıştır. İleride görüleceği üzere Ehli kitâbda olduğu gibi cizye dahi kabul edilmiyecektir. Haseni Basrî rivayet etmiştir ki: esîrin birisi Hazreti Peygambere işittirecek surette «Allaha tevbe ederim, Muhammede tevbe etmem» diye üç kerre bağırmış, aleyhıssalâtü vesselâm da «bırakınız hakkı ehline tanıdı» buyurmuştur. Bu noktada tevbe ile alâkadar olmak üzere harbîye eman mes’elesi anlatılarak buyuruluyor ki: