Tevbe Sûresi 30. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 191
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ عُزَيۡرٌ ٱبۡنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَى ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ ٱللَّهِۖ ذَٰلِكَ قَوۡلُهُم بِأَفۡوَٰهِهِمۡۖ يُضَٰهِـُٔونَ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبۡلُۚ قَٰتَلَهُمُ ٱللَّهُۖ أَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ ٣٠
Yahudiler, "Uzeyir Allah’ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah’ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 28–33. âyetleri birlikte ele alır.
Ey mü’minler! 28. اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ müşrikler pislikten ıbarettir: Müşrik olmak haysiyyetiyle ayni pislikten başka bir şey değil demektir. -Şirk, ma’nevî pisliklerin en fenasıdır. Bir de bunlar taharetlenmezler, gusletmezler, cünüb gezerler, necasetlerden ictinab etmezler, ne bedenleri, ne elbiseleri necasetten arî kalmaz. Bu cihetle de kendileri aynen ve bizzat bir pislik değil ise de öyle denecek gibi müteneccis bir haldedirler, temiz değildirler.
Bu ma’nâyı kemayile ifham için kasır suretiyle mabalegaten «نجس» ıtlak olunmuştur ki avni necasetten başka bir şey değil demektir. Bunun için ibni Abbastan «kilâb ve hanazîr gibi ayinleri necistir» diye, Haseni besrîden de «bir müşrike musafaha eden abdest alsın» diye birer kavil nakledilmiş ise de bugünkü Ca’ferîler gibi ba’zı Şîaden başka bütün mezahib bu iki kavlin hılâfınadır. Zira öyle necisül’ayn olsalardı hiç bir vechile kabili tathir olmazlardı. Halbuki iyman ve taharet ile tâhir olabilirler. Sonra şer’an da aklen de zahirdir ki bu huküm hılkati insaniyyeleri i’tibariyle bizzat değil şirk gibi ahvali müktesebeleri i’tibariyle bil’arazdır. Bu cihet bedihî olduğu içindir ki mübaleğa suretiyle aynı pislik gibi gösterilmelerinin bir belâgati vardır. Ya’ni müşrikler bir insan olmak i’tibariyle aynen ve fıtraten değil, müşrik olmaları haysiyyetiyle i’tikaden ve amelen o kadar mülevvestirler ki aynı bir pislik gibi tiksinilecek bir haldedirler. Zahirde pislikleri görünmese bile yine pistirler, temizlenmeleri mümkindir fakat umumiyyetle temizlenmezler. Maddeten temizlenenleri bulunsa bile şirkleri hasebiyle ma’nen pistirler. Binaenaleyh:
فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَا Bu seneden sonra Mescidi harama yaklaşmasınlar -ya’ni bu i’lânın vaki’ olduğu işbu dokuzuncu senei hicriyyeden sonra onlar Mescidi harama yaklaşmaktan memnu’ ve siz mü’minler bu men’in icrasına memursunuz, yaklaştırmayınız. Kâ’beye girmek ve Haremi şerifte bir hizmet ve maslahate sahib olmak şöyle dursun hattâ yaklaşmasınlar, Harem hududu dahiline bile girmesinler. Bu ıtlaka nazaran hiç bir sebeb ve maksadla hattâ seyahat, sifaret veya bir muhakeme için de Harem dahiline sokulmamaları ıktıza eder. Duhule ne hakları vardır, ne de liyakatleri, binaenaleyh bu seneye kadar girmeleri mu’tad olanlar hakkındaki teamül mensuhtur, çünkü pistirler, maddeten olmasa bile ma’nen pistirler. Fakat âyîn ve ıbadetten mâada ba’zı husus ve masâlih için de dahili hareme ve Mekkeye müslimanların izn-ü nezaretleri altında griebilmelerine de cevaz yokmudur? İmam Malik Hazretleri demiştir ki gerek Mescid harama gerek sair mesacide kâfirin duhulü memnu’dur اه. Lâkin Medinede Resulüllahın mescidi saadetinde Sekıf ve Necran hey’etlerini kabul buyurduğu merviy olduğuna nazaran Mescidi haramdan maada mesacide duhullerine ba’zı ahvalde izin verilebileceği anlaşılıyor. Ve bu âyetteki Mescidi haramın hukmüne diğer mesacidi ilhak etmek delâleten doğru olmıyacağı gibi kıyas da cayi bahistir. Bu cihet daha ziyade balâdaki «مَا كَانَ لِلْمُشْرِكٖينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِدٖينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ» âyetinde mülâhaza edilebilir. Halbuki orada da menfi olan mutlak cevazı duhul hakkı duhuldür ki ba’zan mü’minlerin izniyle duhule mani’ olmaz. İmamı Şafiî Hazretleri de demiştir ki küffar bilhassa Mecidi haramdan menolunurlar. Bunun için mezhebi Şafiîde imam, Mekkede olsa da müşriklerin bir sefiri gelecek olsa imamın çıkıb onu hilde istima’ etmesi ve bir müşrik gizlice Hareme dahil olub hastalansa hasta halinde çıkarılması ve ölüb defnedilmiş olsa mümkin ise kemiklerinin çıkarılması lâzım gelir demişlerdir. İmamı a’zam Ebu Hanîfe Hazretlerinin mezhebine göre ise bunlar Mecsidi haramda hac ve omreden memnu’durlar. Mescidi harama yaklaşmasınlar demek hacce ve omreye gelemesinler demektir. Zira Mescidi harama tekarrüb, ona mahsus olan ef’ali ıbadet ile alâkadar olmak zahirdir ki o da hac ve omredir. Netekim balâda nakledildiği üzere bu dokuzuncu senei hicriyyede yevmi hacde Hazreti Ali bu beraeyi i’lân ettiğ inde «bu seneden sonra müşrik haccettimecek» diye tebliğ eylemiştir. Ve işte âyetin ma’nâsında müttefekun aleyh olan cihet bu memnu’iyyettir. Ya’ni hacc için Harem dahiline girmelerine, Mekke, Arefat, Müzdelife vesair dahili Haremde ef’ali haccı yapmalarına asla müsaade edilemez. O seneden sonra hacc ancak mü’minlere mahsustur. Ve usulı islâm üzere cereyan edecektir. Şu halde sair mesacide ve hacdan maada hususat ve ihtıyat edilmek şartıyle. Şimdi bu memnu’ıyyet, hıkmeti ıktısade münafi ve halkın kâr-ü kesbine man’i değilmidir? Müşrikler Mescidi harama yaklaşmaktan men’edilib hacdan kesilince onların bu havaliye celb ü idhal edegeldikleri kâr-ü kisb inkıta’ etmezmi? Ve bu yüzden Hicaz ve hattâ bütün Arabistan zarar etmezmi? Kâ’be bu cihetle de «قِيَامًا لِلنَّاسِ» değilmi? Bâhusus başlıca ma’iyşetleri mevsimi haccın bereketine bağlı bulunan bu «وَادٍ غَيْرِ ذٖى زَرْعٍ» halkı zaruret çekmezmi? gibi bir takım sualler ve endişeler hatıra gelebileceğinden dolayı bu mukadder suallere cevaben buyuruluyor ki:
وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً Ve eğer fakr-u ihtıyacdan korkarsanız فَسَوْفَ يُغْنٖيكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖٓ ileride Allah fadlından sizi zenginleştirecek اِنْ شَآءَ inşaallah: ya’ni dilerse -filhakıka o seneden i’tibaren hayr-ü bereket artmağa başlamış, Tebale ve Cüreş ahalisi gibi bir çokları müsliman olmuş, Mekkeye eskisinden ziyade esbabı ma’ıyşet sevkeylemişler, sonra da fütuhat devri gelmiş, aktarı Arzın her tarafından insanların anzar ve efkârı oraya teveccüh etmiştir ki bütün bunlar Allahın emirlerinin icrasına müterettib olan muhakkak va’ıdlerdir. Bu va’din «inşaallah» ile takyidine gelince: evvelâ bütün ümidlerin Allaha tevcihi hıkmetine, saniyen her ferd ve her hal ve her vakıt için bu ignanın muttarid olması lâzım gelmiyeceği nüktesine işarettir. اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ Şüphe yok ki Allah alîmdir. -Ahvalinizi pek iyi bilir. حَكٖيمٌ hâkimdir.- Men’ıni de atasını da hıkmetle yapar. Onun için siz ılm-ü hikmetle verilmiş olan bu emirleri nehiyleri iyi tutun.
29. قَاتِلُوا الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ Şöylelerine: o ne Allaha, ne de son güne iyman etmez -Allah ve Âhıret sözü etseler bile hakıkaten ve cidden gereğî gibi inanmaz, Dünya ilel’ebed kendilerinin imiş gibi farzeden ve akıbet bir gün gelib yaptıkları fi’illerden mes’ul olacaklarına ehemmiyyet vermez وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ Ve Allah ve Resulünün tahrim eylediğini tahrim eylemezh aramdan kaçınmaz, Allahın kitâbında, Peygamberin sünnetinde ve hattâ kendilerinin ittibaını iddia ettikleri kitâbın ve Peygamberin hukmünde hurmeti sabit ve ma’lûm olan şeylerin hurmetini tanımaz, haram, halâl, muhterem her ne olursa olsun keyflerinin istediği, güçlerinin yettiği her şeye el uzatmayı mubah görür tecavüz ederler. وَلَا يَدٖينُونَ دٖينَ الْحَقِّ Ve hak dinini din edinmezler -dinleri varsa da hak dini değil, hakperest değildirler. Din tanıdıkları, itaat ve teslimiyyet gösterdikleri şeyler varsa bile hakkı tanımak, h bilhassa ikinci delilin ılmi ilâhîyi isbatta nassolduğunu ıhtar ve ılmin subutu ise birinci halk delili ile sabit olan meadda hak münkirlerine cezâi hakkı iş’ar etmekte ve bu suretle bu cümlei tezyiliyye, ılimden başka bir de ceza ile inzarı ifade eylemektedir. Ve hattâ asıl hedefi sevkı, inzar ve tehdiddir.
Hem vücud hem ılim noktai nazarından ma’rifetullahta erbabı okulü tenvir ve irşada kâfi olan bu delâili hakkın takrir ve tebliğinden sonra kat’iyyen bilinmek lâzım gelir ki: ٣٧ وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْدٖيقَ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصٖيلَ الْكِتَابِ لَارَيْبَ فٖيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ ٣٨ اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُ قُلْ فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهٖ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ ٣٩ بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحٖيطُوا بِعِلْمِهٖ وَلَمَّا يَاْتِهِمْ تَاْوٖيلُهُ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمٖينَ ٤ وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهٖ وَمِنْهُمْ مَنْ لَايُؤْمِنُ بِهٖ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِدٖينَ ٤١ وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لٖى عَمَلٖى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ اَنْتُمْ بَرٖيٓؤُنَ مِمَّآ اَعْمَلُ وَاَنَا بَرٖٓىءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ ٤٢ وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ ٤٣ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَ اَفَاَنْتَ تَهْدِى الْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ ٤٤ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ٤٥ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُوٓا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِلِقَآءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ ٤٦ وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذٖى نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّٰهُ شَهٖيدٌ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ ٤٧ وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٤٨ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ ٤٩ قُلْ لَآ اَمْلِكُ لِنَفْسٖى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا اِلَّا مَا شَآءَ اللّٰهُ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ اِذَا جَآءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ٥ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ ٥١ اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِهٖ آٰلْئٰنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِهٖ تَسْتَعْجِلُونَ ٥٢ ثُمَّ قٖيلَ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٥٣ وَيَسْتَنْبِؤُنَكَ اَحَقٌّ هُوَ قُلْ اٖى وَرَبّٖىٓ اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَآ اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ ٥٤ وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِهٖ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ ٥٥ اَلَآ اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَلَآ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ ٥٦ هُوَ يُحْيٖ وَيُمٖيتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٥٧ يَآ اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَآءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَآءٌ لِمَا فِىالصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنٖينَ ٥٨ قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهٖ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ٥٩ قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ ٦ وَمَا ظَنُّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ ٦١ وَمَا تَكُونُ فٖى شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَاتَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفٖيضُونَ فٖيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَآءِ وَلَآ اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَآ اَكْبَرَ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ
Meali Şerifi