AyetSûreler

Tevbe Sûresi 1. Âyet

Medine · Cüz 10 · Sayfa 187

بَرَآءَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ۝١

Allah’dan ve Resulü’nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

بَرَآءَةٌ Bir beraet -ya’ni bu öyle ehemmiyyetli ve mutlak bir kat’ı münasebet ve inkıtaı ısmet, bir ültimatomdur مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ ki Allah ve Resulünden اِلَى الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ o muahede yaptığınız müşriklerev usul bulacak. Görülüyor ki bu âyet «falandan falana mektub» denilmesi gibi bir sernâme üslûbundadır. Fakat burada her hangi bir mektub veya tahririn değil, muntazam bir tebliği resmînin ve bahusus Edebiyyatı siyasiyyeden olmak üzere bir nebz, bir ültimatum sernâmesinin bütün erkânı lâzımesiyle beliğ bir nümunei tahriri vardır. Bunda evvelâ tebliğin mahiyyeti, saniyen mürsil ve vasitai irsal, salisen mürselün ileyhler ve haysiyyetleri, rabian alâkadaran temamen fezleke edilerek gayet vecîz ve aynı zamanda açık ve müessir bir surette ta’rif ve irâe olunuvermiş ve anlatılmıştır ki bu tebliğin sebebi şirk ve müslimanlara sebkı ahiddir. Demek olur ki müslimanlara ahdi sebketmemiş olanlara esasen bir alâka ve menasebet olmadığından böyle kat’ı münasebet ıhbarına lüzum yoktur. Ancak müslimanların muahede yaptıkları müşriklere karşı doğrudan doğru nakzı uhd etmeksizin ibtidaen nebzi ahd ile böyle bir kat’ı münasebet ıhbar eylemeleri lâzım gelmiştir. Çünkü esbabı izah olunacağı üzere Allah ve Resulü o ahidlerden berîdirler. Ma’lûm ki muahede ahidleşmek demektir. Ahd ise mutlak akid ma’nâsına dahi gelirse de asıl ma’nâsı yemîn ile tevsık olunan akiddir. En kavi ve en cami’ yemîn ise Allaha yemîndir. Ve Müsilmanın yapacağı yemîn de budur. Müşrikler ise müşrik olmaları haysiyetiyle nazarlarında böyle sıfr Allah için yapılan bir yemîn ve ahdin huküm ve kıymeti yoktur. Verdikleri ahdin hakkına Allah için riayet etmezler,a kidelerinin muktezası olarak her hangi bir vesilei şirk ile nakzı ahidden ictinab eylemezler. Ve böyle bir ahid ise hakikî ve samimî olmaz. Maamafih her kiminle olursa olsun bir ahid vakı’ olduktan sonra onu habersiz nakza kalkışmak gadr-u hıyanet olacağından müslim için haramdır. Ve böyle bir ahidden kurtulmak için üç yol vardır. Birincisi bir müddeti muayyene ile mukayed ise o müddetin hıtamını beklemek, ikincisi istenildiği zaman feshedilebileceği meşrut bulunm ak ki şarta göre hareket olunur. Üçüncüsü «وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَآءٍ» medlûlünce muzmer bir hıyanet tehlükesi karşısında nebzi ahd etmek ki bu surette aldatıb baskın edilmemiş ve açıktan açığa istikamet dairesinde ıhbar ve i’lânı keyfiyyet edilmiş olacağından hıyanet yapılmış olmaz. Ve bu veçhile bu beraet, «Enfal» deki o nebiz emrinin şumullü bir tatbiki demektir ki bu âyette bu sernâme ile bu cihetler telhıs olunduktan sonra ültimatumun mündericatı aslıyyesi de şu âyette telhıs edilmiştir: