الرحمن
Rahmân Sûresi
55. sûre · Medine · 78 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
RAHMÂN ٥٥ سُورَةُ الرَّحْمٰنِ Errahmân sûresi mekkîdir. Beyhekînin Hazreti Ali kerremallahü vecheh ve radıyallahü anhten merfuan tahric eylediği bir hadîste buna «Arusül Kur’ân» namı dahi verilmiştir.
Âyetleri - Kûfî ve Şamîde yetmiş sekiz, Hicazîde yetmiş yedi, Basrîde yetmiş altıdır. «اَلرَّحْمٰنُ» evvelki «خَلَقَ الْاِنْسَانَ لِلْاَنَامِ شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ الْمُجْرِمُونَ» muhtelefünfih noktalardır.
Kelimeleri - Üç yüz elli bir.
Harfleri - Bin üç yüz otuz altı. Fasılası - ن ر م نرم harfleridir.
Sebebi nüzulü - Ebu Hayyanın Bahrinde Mukatilden nakline göre, «وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمٰنِ» nazil olduğu zaman; biz, rahmanı tanımıyoruz «وَمَا الرَّحْمٰنُ» rahman ne? demişlerdi «اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ» nâzil oldu. Bir de «اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ» dedikleri zaman Allah Tealâ onları tekzib ederek «اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ» buyurdu denilmiştir.
Evvelki sûre «عِنْدَ مَلٖيكٍ مُقْتَدِرٍ» diye hıtam bulmuştu. Bu sûre onu bir beyan gibi «اَلرَّحْمٰنُ» diye başlıyor ve sıfatı rahmetten neş’et eden âlâi ilâhiyyeyi ta’dad ediyor. Orada «بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ» buyurulmuş, sonra da mücrimlerin Sekardeki halleri, müttekılerin de Cennat ü neherdeki halleri icmal edilmiş idi, burada o icmal o tertib üzere tafsıl olunacak saatin acılığı, sonra «يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسٖيمٰيهُمْ» diye mücrimlerin hali, sonra da «وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهٖ جَنَّتَانِ» diye takvanın tefsiriyle beraber Cennetin ve ehli Cennetin evsafı beyan olunacaktır.
Evvelki sûrede geçmiş ümmetlerden Peygamberleri tekzib edenlerin başlarına inen türlü azâbları sayarken herbirinin arkasından «وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ» âyetiyle va’z-u tezkîr için bir terci’ yapılmıştı. Bu sûrede de bütün insanlara dinî, dünyevî, enfüsî, Âfakî türlü ni’metler tezkîr olunarak her birinin arkasından vecîbei şükrün ıhlâline karşı «فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ» tevbihı ile öyle lâtîf terci’ler yapılmıştır ki «Âlâ» nın meddi gibi letafetine doyulmaz. İtkanda tekrarı bir kaç kısma taksim etmiştir. Bunlardan birisi, demiş: müteallakının teaddüdünden dolayı tekerrür edendir ki ikinci, birincinin teallûk ettiğinden başkasına müteallık olur, sonra bu kısma terdid tesmiye olunduğunu söylemiş «فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ» kavlini bu kabîlden saymıştır. Çünkü bu, otuz bir yerde tekerrür etttiği halde her biri makabline müteallık bir hususiyyetle mümtazdır. اه. Biz bu kabîl tekrarlara ebedî ıstılahatımızda tercı’ namını vermişizdir.
Zemahşerî der ki: Allah azze ve a’lâ, âlâsını, niami vâlâsını ta’dad buyurdu, envai âlâ ve esnafi na’masından da ilk evvel ayağı en ileride olanı takdim buyurdu ki o, din ni’metidir. Din ni’metleri içinden de evvelâ mertebesi en yüksek olanı takdim buyurdu ki o da Kur’âni in’amı, tenzil ve ta’limidir. Çünkü Kur’ân vahyı ilâhînin rütbece en büyüğü, menzilece en yükseği, dinin ebvabında te’siri itibariyle en güzelidir. O bütün kütübi semaviyyenin evci, mısdakı, mi’yarıdır. İnsanı yaradışının zikrini onun zikrinden sonraya bıraktı ve onu ona vely ettirdi ki onu yaradışı mahza din ve ılim dolayısiyle olduğu bilinmek için. Çünkü maksad ılmen mukaddemdir. Sonra da insanın insanlığını temeyyüz ettiren ve zamirindekini güzel bir surette izhar ve tebliğ demek olan beyan, ya’ni ılm-ü ta’limin en büyük esbabından biri olan lisan ni’metini zikretti. Şöyle ki: بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اَلرَّحْمٰنُ ٢ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ ٣ خَلَقَ الْاِنْسَانَ ٤ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ٥ اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ ٦ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ٧ وَالسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمٖيزَانَ ٨ اَلَّا تَطْغَوْا فِى الْمٖيزَانِ ٩ وَاَقٖيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمٖيزَانَ ١ وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ ١١ فٖيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ ١٢ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ ١٣ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٤ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ ١٥ وَخَلَقَ الْجَآنَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ ١٦ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٧ رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ ١٨ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٩ مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ٢ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَايَبْغِيَانِ ٢١ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٢٢ يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ ٢٣ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٢٤ وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاٰتُ فِى الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِ ٢٥ فَبِاَىِّ اٰلَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Meali Şerifi