AyetSûreler

عبس

Abese Sûresi

80. sûre · Mekke · 42 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

ABESE ٨ سُورَةُ عَبَسَ Abese sûresi mekkîdir. Buna Sahha sûresi ve Sefere sûresi dahi denilir.

Âyetleri - Hicazî ve Küfîde kırk iki, Basrîde kırk bir, Şamide kırktır.

Kelimeleri - Yüz otuz üçtür.

Harfleri - Beşyüz otuz üçtür.

Fasılası - اهم harfleridir.

Sebebi nüzulü - Buharîde buna dâir bir rivayet zikredilmemiştir. Tirmizîde Hazreti Aişeden şöyle merviydir: Abese vetevellâ, a’mâ İbni ümmi mektûm hakkında nâzil oldu, Resulullaha gelmişti, Yaresulâllâh! Beni irşad buyur deyip duruyordu, Resulullahın yanında ise müşriklerin büyüklerinden birisi vardı, Resulullah a’madan i’raz ediyor, diğerine ıkbal buyuruyor ve söyliyeceğinde bir be’is görüyormusun? Diyordu, hayır deniliyordu, bunun hakkında inzal buyuruldu, Tirmizî buna garîb bir hadîsi hasen demiş ve daha ba’zı rivayetleri bulunduğunu da söylemiştir. İbni Cerîr ve daha diğer tefsîrlerdeki tafsılin hulâsası da: İbni Abbastan: Resulullah sallâllahü aleyhi vessellem Hazretleri Kureyşin sanadîdinden Utbe ibni rabî’a ve Ebu cehil ibni hişâm ve Ümeyye ibni halef ve Abbas ibni Abdilmuttalib ile hususî konuştuğu bir sırada ki Resulullah onlara iymana gelmeleri arzusiyle çok özeniyordu, Abdullah ibni ümmi mektûm nam zat geldi, Resulullah ümeyye ibni halif ile necvâ halinde konuşurken Abdullah, Hazreti Peygamberin Kur’andan bir âyet okumasını istedi: Ya Resulullah! Allahın sana ta’lim buyurduğundan, bana ta’lim buyur dedi ve tekrar etti, Resulullah ona aldırmadı ve yüzünü buruşturup döndü, sözünün kesilmesini hoşlanmayıb o birilerine teveccüh etti, Resulullah sözü bitirip kalkacağı esnâda vahiy hali geldi, gözlerini kapayıp daldı, Abese vetevellâ nâzil oldu. Bundan sonra Resulullah ona ikram eder ve merhabâ rabbımın bana hakkında hıtab buyurduğu der ve ihtiyacını sorardı, müşarünileyh ibni ümmi mektûm Hazreti Hadicenin dayısını oğlu ve mühacirîni evvelînden idi. İsmi, İbni cerîrde Abdullah ibni zâide, Keşşaf ve daha ba’zılarında Abdullah ibni şüreyh ibni malik ibni ebî rabî’atelfihrî diye mezkûrdur. Âlûsî Cami’ulsulden» amr ibni kays ibni zâide ibni cündeb ibni herim ibni revaha ibni hacer ibni me’ıys ibni âmir ibni lu’eyyi kureşî olduğu eşherdir diye nakleylemiştir. Şöhreti İbni ümmi mektûm künyesiyledir. Ümmü mektûm da anası Âtike binti abdillahi mahzumiyyenin künyesidir. Bir rivayette sonradan a’ma olmuş, diğer rivayette ise a’mâ doğmuş ve onun içi validesine ümmi mektûm künyesi verilmişti. Sonra Resulullah iki gazâsında bu zatı iki kerre Medîne üzerine halef bırakmıştı, ehalisine namaz kıldırmıştı. Hazreti Enes ibni mâlik onu Kadiseyye muharebesinde beraberinde siyah bir bayrak ve üzerinde zirh olarak gördüğünü söylemiştir. A’mâ bir zatın bu suretle muharebeye iştiraki şübhesizki keramâtındandır. Orada şehîd olduğu, bir rivayette de Medîneye dönüp orada vefat ettiği merviydir. Yine bu zatın Bilâli hebeşî gibi Peygamberin mü’ezzini olduğu, Bilâlin sehur ezanından sonra bunun sabah ezanı okuduğu da ma’lûmdur.

Bu sebebi nüzul rivayeti Abese ve tevellâ zamirlerinin Resulullaha raci’ olduğunu anlatır. Bundan kat’ı nazarla da bunun evvelki Sûrenin âhirindeki inzar mazmununa mutlak surette alâkadar edecek bir ma’nâ irtibatı vardır. Oradaki «اَنْتَ» zamirinden burada gaib zamirine geçilmesinde de hıtabdan gıyaba bir iltifat vardır. Bu suretle inzar ve nasıhatin kimlere fâide vereceği anlatılırken evvel emirde münzirin kendi nefsinden başlaması lüzumuna da bir tenbih yapılmıştır.

بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ عَبَسَ وَتَوَلّٰى ٢ اَنْ جَآءَهُ الْاَعْمٰى ٣ وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰى ٤ اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰى ٥ اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰى ٦ فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰى ٧ وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰى ٨ وَاَمَّا مَنْ جَآءَكَ يَسْعٰى ٩ وَهُوَ يَخْشٰى ١ فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰى ١١ كَلَّآ اِنَّهَا تَذْكِرَةٌ ١٢ فَمَنْ شَآءَ ذَكَرَهُ ١٣ فٖى صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ ١٤ مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ ١٥ بِاَيْدٖى سَفَرَةٍ ١٦ كِرَامٍ بَرَرَةٍ ١٧ قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَآ اَكْفَرَهُ ١٨ مِنْ اَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُ ١٩ مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ ٢ ثُمَّ السَّبٖيلَ يَسَّرَهُ ٢١ ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُ ٢٢ ثُمَّ اِذَا شَآءَ اَنْشَرَهُ ٢٣ كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ اَمَرَهُ ٢٤ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِهٖ ٢٥ اَنَّا صَبَبْنَا الْمَآءَ صَبّاً ٢٦ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقّاً ٢٧ فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا حَبّاً ٢٨ وَعِنَبًا وَقَضْبًا ٢٩ وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا ٣ وَحَدَآئِقَ غُلْبًا ٣١ وَفَاكِهَةً وَاَبّاً ٣٢ مَتَاعًا لَكُمْ وَلَِانْعَامِكُمْ ٣٣ فَاِذَا جَآءَتِ الصَّآخَّةُ ٣٤ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِ ٣٥ وَاُمِّهِ وَاَبٖيهِ ٣٦ وَصَاحِبَتِهٖ وَبَنٖيهِ ٣٧ لِكُلِّ امْرِىءٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَاْنٌ يُغْنٖيهِ ٣٨ وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ ٣٩ ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ ٤ وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ ٤١ تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ ٤٢ اُولٰٓئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

Meali Şerifi

1عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü2أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰKendisine âmâ geldi, diye3وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓNe bilirsin, belki o temizlenecek4أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓVeya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek5أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰAma buna ihtiyaç hissetmeyene gelince6فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰSen ona yöneliyorsun7وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰOnun temizlenmemesinden sana ne8وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰAma sana can atarak gelen9وَهُوَ يَخۡشَىٰAllah’tan korkarak gelmişken10فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰSen onunla ilgilenmiyorsun11كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةࣱHayır hayır, sakın. Çünkü o Kur’ân bir öğüttür12فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥArtık dileyen onu düşünür13فِي صُحُفࣲ مُّكَرَّمَةࣲO, değerli sahifelerdedir14مَّرۡفُوعَةࣲ مُّطَهَّرَةِۭYüksek tutulan tertemiz sahifelerde15بِأَيۡدِي سَفَرَةࣲYazıcıların ellerindedir16كِرَامِۭ بَرَرَةࣲDeğerli, iyi yazıcıların17قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥO kahrolası insan, ne nankör şey18مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥO yaratan onu hangi şeyden yarattı19مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥBir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu20ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥSonra ona yolunu kolaylaştırdı21ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥSonra onu öldürdü de kabre koydurdu22ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥSonra dilediği vakit onu tekrar diriltir23كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥHayır hayır, doğrusu o, hiç Allah’ın emrini tam yerine getirmedi24فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓBir de o insan yiyeceğine baksın25أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبࣰّاBiz o suyu bol bol döktük26ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقࣰّاSonra toprağı nasıl da yardık27فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبࣰّاBu suretle orada ekinler bitirdik28وَعِنَبࣰا وَقَضۡبࣰاÜzümler, yoncalar29وَزَيۡتُونࣰا وَنَخۡلࣰاZeytinlikler, hurmalıklar30وَحَدَآئِقَ غُلۡبࣰاİri ve sık ağaçlı bahçeler31وَفَٰكِهَةࣰ وَأَبࣰّاMeyveler, çayırlar bitirdik32مَّتَٰعࣰا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡSiz ve hayvanlarınız faydalansın diye33فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُKulakları sağır eden o gürültü geldiğinde34يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِO gün kişi kaçar, kardeşinden35وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِAnasından, babasından36وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِEşinden ve oğullarından37لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ شَأۡنࣱ يُغۡنِيهِOnlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır38وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ مُّسۡفِرَةࣱYüzler var ki, o gün parıl parıl39ضَاحِكَةࣱ مُّسۡتَبۡشِرَةࣱGüler, sevinir40وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةࣱYüzler de var ki, o gün tozlanmış41تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌOnları karanlık bürümüş42أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُİşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar