سبإ
Sebe' Sûresi
34. sûre · Mekke · 54 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
SEBE’ ٣٤ سُورَةُ سَبَأٍ Sebe’ Sûresi mekkîdir. Yalnız İbni atıyye «وَيَرَى الَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ» âyetinin medenî olduğu hakkında bir kavil de nakl etmiştir.
Âyetleri - Şamî ta’dadında elli beş, diğerlerinde elli dörttür.
Kelimeleri - Sekiz yüz seksen üçtür.
Harfleri - Üç bin beş yüz on ikidir.
Fasılası - ظ ل ب د م ن ر harfleridir. Sebebi nuzulü - Ebû Hayyanın Bahirde nakline göre şudur: Ebû Süfyan Mekke kâfirlerine: «Muhammed bizi ölümden sonra azâb ile tehdid ediyor ve ba’s ile korkutuyor, Lât ü Uzzaya kasem ederim ki bize o saat ebeden gelmiyecek ve biz ba’s olunmıyacağız» demişti. Buna karşı Allah tealâ ya Muhammed «قُلْ بَلٰى وَرَبّٖى لَتَاْتِيَنَّكُمْ» buyurmuştur. Sûrenin bâkısi de bunu te’yid eden tehdid ve inzardır اه. Bu miyanda bilhassa Sebe’ Devlet ve medeniyyetinin suret ve esbabı inkırazından bahs edildiği için bu Sûre buna izafetle yad olunmuştur.
Sebe’ - Alûsînin beyanı vechile Sebe’ aslında bir recülün ismidir ki Sebe’ ibni Yeşcüb ibni Ya’rub ibni Kahtandır. Ba’zı haberlerde varid olduğu üzere Ferve ibni Mesîk radıyallahü anh demiştir ki Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem Hazretlerine vardım, ya Resulullah dedim: bana haber ver Sebe’ erkekmidir kadınmıdır? Buyurdu ki o Arabdan bir recüldür. On evlâdı olmuştur. Altısı uğurlu çıktı, dördü uğursuz. Uğurlu olanlar: Ezd, Kinde, Mezhıc, Eş’arîler, Enmar, Becîle de onlardan. Uğursuz olanlar da Âmile, Gassan, Lahım, Cüzam اه. Abdilmecid ibni Abdun kasıydesinin şerhinde Abdülmelik ibni Abdillah ibni Bedrunilhadramiyyilbüstî şöyle zikreder ki «Sebe’ ibni Yeşcüb bir kavle göre Yemen mülûkünün evvelidir. Kahtan evlâdından ilk evvel sebyeden, ya’ni esir alan o olduğu için Sebe’ tesmiye edilmiştir. Mülkü, ya’ni kurmuş olduğu Devlet, dört yüz seksen dört sene sürdü, sonra kabîlenin ismi oldu اه. Sûrei Nemilde geçtiği üzere onların vatanı olan Me’rib diyarına da ıtlak olunur. Ebülfida tarihinde de der ki: Sebein ismi Abdişemisdir. Çok gazve ve Sebe’ yaptığı için Sebe’ denilmiştir. Sebe’ ibni Yeşcüb ibni Ya’rub ibni kahtandır. Sebein müteaddid evlâdı vardı ki Hımyer, Kehlân, Amr, Eş’ar, Amile hep benu Sebe’dir. Yemen Arablarının bütün kabîleleri ve mülûkü olan Tebâbia hep Sebe evlâdıdır. Ve Yemen Tebâbiasının hepsi Hımyer ibni Sebe’ evlâdındandır. Ancak içlerinde Imran ile biraderi Müzeykıya, Kehlân ibni Sebe’ evlâdından olan Ezdden Âmir ibni Harise oğullarıdır اه. Fakat «لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ فٖى مَسْكَنِهِمْ» âyetinde Sebe’den murad bir adam değil, bir kavm olduğu zâhirdir. Demek ki kavm, devletinin müessisi olan babalarının ismini almıştır. Sebe’ Hükûmeti sûrei Nemilde geçtiği üzere Bilkısin zamanında Hazreti Süleymana inkıyad etmiş idi. Anlaşılıyor ki o zaman Arzı mukaddese kadar bütün Arabistan büyük bir ma’mure imiş. Bu Sûre evvelki Sûrenin son âyetini bir nevi’ tavzıh gibidir. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى الْاٰخِرَةِ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ ٢ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَا وَهُوَ الرَّحٖيمُ الْغَفُورُ ٣ وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَاْتٖينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰى وَرَبّٖى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَايَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَآ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَآ اَكْبَرُ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ ٤ لِيَجْزِىَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ ٥ وَالَّذٖينَ سَعَوْ فٖٓى اٰيَاتِنَا مُعَاجِزٖينَ اُولٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَلٖيمٌ ٦ وَيَرَى الَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ الَّذٖٓى اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدٖٓى اِلٰى صِرَاطِ الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِ ٧ وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّكُمْ لَفٖى خَلْقٍ جَدٖيدٍ ٨ اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَمْ بِهٖ جِنَّةٌ بَلِ الَّذٖينَ لَايُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِى الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعٖيدِ ٩ اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ اِنْ نَشَاْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَآءِ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖيبٍ
Meali Şerifi