AyetSûreler

Sebe' Sûresi 3. Âyet

Mekke · Cüz 22 · Sayfa 428

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَا تَأۡتِينَا ٱلسَّاعَةُۖ قُلۡ بَلَىٰ وَرَبِّي لَتَأۡتِيَنَّكُمۡ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِۖ لَا يَعۡزُبُ عَنۡهُ مِثۡقَالُ ذَرَّةࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَآ أَصۡغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرُ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينࣲ ۝٣

İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O’nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا öyle olmakla beraber küfredenler, ya’ni Allaha o suretle hamd etmeyip o sıfatlarını ve Âhırete kudretini inkâr edenler dediler ki ilh...

وَرَبّٖى vavi kasemdir عَالِمِ الْغَيْبِ «رَبّٖى» nin sıfatıdır. Taberînin beyanına göre gaybden murad halkın henüz vukufu olmıyan mümkinattır ki gerek hiç vücudu gelmemiş olsun, gerekse vücud verilmiş de henüz kimse muttalı’ olmamış bulunsun. Burada bu vasf ile tavsıf, iki nükte ifâde eder. Birisi geleceği haber verilen saatin ne vakıt geleceğini yalnız onun bildiğini anlatır, birisi de dağılmış eczanın toplanmasını istib’ad ederek onu inkâr edenlere cevab noktasını gösterir. Bunun nazîri sûrei «kaf» ta «قَدْ عَلِمْنَا مَاتَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْ» dir. Ya’ni ılmi böyle olan habîr-ü hakîme o, nasıl mümteni’ olur? لَايَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ Ne Semalarda ne de Arzda zerre miskali, ya’ni en küçük karınca mikdarı, ufak bir mikrob veya molegül ondan uzak kalmaz. Ilminden kaçmaz وَلَآ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ ve ne ondan, o zerre miskalinden daha küçüğü - atum, elektron, cüz’i ferd, cüz’i lâyetecezza derecesinde asgari mütenahi وَلَآ اَكْبَرُ ne de daha büyüğü - hey’eti mecmuasına varıncaya kadar hiç biri onun ılminden gaib olmaz اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ hepsi huzurunda ap açık bir kitabdadır. - Müfessirînin çoğu burada kitabı mübîni Levhi mahfuz diye tefsir etmişlerdir. Fakat bunun «وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ» de olduğu gibi doğrudan doğruya ılmi ilâhîyi tasvir olması daha zâhirdir. Ya’ni gaib ve şâhidiyle bütün kâinat, Allahın huzurunda ap açık bir kitab gibi zâhir ve ma’lûm ve mazbuttur.