Kasas Sûresi 45. Âyet
Mekke · Cüz 20 · Sayfa 391
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأۡنَا قُرُونࣰا فَتَطَاوَلَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيࣰا فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ تَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ ٤٥
Bilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلٰكِنَّآ اَنْشَاْنَا قُرُونًا Ve lâkin biz bir çok karınlar inşa ettik - kurûnı ûlânın helâkinden sonra Tevratın neş’ei hidayetiyle kurûnı vustâ husule geldi «فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ» onların da üzerlerine omür uzadı - mururı zaman ile kocadılar, şaşkınlaştılar, o neş’e köreldi, o iyman dincliği, o amel kudreti kalmadı, kalbler katıldı, hissi dinî söndü, türlü bid’atler, ıhtılaflar, tarifler ile şeriat ve ahkâm bozuldu, bahusus sonlarına doğru fısk-u fetret çoğaldı. Binaenaleyh hikmeti ilâhiyye yeni bir ruh ile yeni bir teşri’ ıktıza etti, Mûsânın hissettiği o ateşi yeniden duyurmak, mehabbetullah ile yeni bir hayat şevk-u neş’esi vermek için yeni bir kitab, yeni bir Peygamberle ahbar-u ahkâmı yenilemek lâzım geldi, bu sebeble sana vahiy gönderip bunları bildirdik. Tevrat, kurûnı vustayı tenvir için verildiği gibi bu suretle Kur’an da kurûnı vustanın fetretine nihayet verip kurunı cedîdeyi tenvir için gönderildi. Fıkıhta «ezmanın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz» kaıdesinin bir esası demek olan bu vecîz âyet, bi’seti Muhamediyyenin bir sirr-ü hikmetini göstermekte ve Kur’anın her zaman hâkim olabilmesinin esas vechini anlatmaktadır. Ki tetavüli omür ile eskimiş olan cem’ıyyeti beşeriyyeyi emri hak olan diğer bir neş’et «bir neş’eti uhrâ» ile yenilemek kanunu, bunun mısdakı sûrei «Hadîd» de gelecek olan «اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ اِعْلَمُوٓا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ» âyetidir. «Allah tealâ bu ümmete muhakkak her yüz sene basında dinini yenileyecek kimse gönderir» mealindeki hadîsi şerif dahi asırdan asra bu âyetlerin tatbikına teşvık yollu bir va’ddir. Bunun ılmî ve amelî iki ciheti vardır. Ilmî cihetini Kur’anda, amelî cihetini de Resulullahın sünneti ile ümmetin tarihî seyrinde aramalıdır. «اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ» hadîsi şerifinin mazmunu da bu suretle tecelli eder. Fakat dini tecdid etmek, dinde asıl olmıyan bid’at ihdas etmek demek olmadığını unutmamalıdır. Asılsız bid’at hevâdır, cem’ıyyeti gençleştirmez bozar, ihtilâfa düşürür, sapıtır. Hadîsi nebevîde «كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِى النَّارِ» buyurulduğu gibi her bid’at bir delâlettir ve her dalâlet ateştedir. - Bu iyzahtan anlaşılır ki burada Peygamberin ılmindeki temayüzü anlatmak için sevkolunan bu âyette lâtif ve belîğ bir iycaz vardır. Sebeb zikrolunmuş «لٰكِنَّا» istidrâkinin asıl hedefi olan müsebbeb, hafzedilip sonra «وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِلٖينَ» ile anlatılmıştır. Asıl ma’nâ şudur: Sen ne orada ne de o zamanda hâzır değil idin ki onları bilesin lâkin biz vahyile risalet verdik de bildin, sebebi de zaman uzamakla kurûnı vustâ eskimiş, dinler bozulmuş olduğundan yenilemek için yeni bir Peygamberin ba’si ıktiza etmiş olmasıdır. Burada şöyle bir suâli mukadder vardır. Hâzır ve şâhid değil ise başkalarından öğrenmiş olamaz mı? buna cevaben de buyuruluyor ki:
وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا فٖىٓ اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا Ve sen Medyenliler içinde ikamet etmiş de âyetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin - burada ehli Medyen zikri hass, iradei âmm kabîlindendir. Bunun bu tarzda söylenmesi Musâ ile mukayeseye bir işaret olmak içindir. Ya’ni Musânın Medyene gittiği ve orada, eğleştiği ma’lûm o, orada bir ta’lim görmüş olabilir, fakat sen öyle de değilsin, bulunduğun yerde kimseden okuyup öğrenmediğin herkesce ma’lûm olmakla beraber onun Medyene gidip eğleştiği gibi haricde ikamet edip ders almadığın da ma’lûm وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِلٖينَ ve lâkin biz olduk risalet verip gönderen.