AyetSûreler

Şûrâ Sûresi 15. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 484

فَلِذَٰلِكَ فَٱدۡعُۖ وَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡۖ وَقُلۡ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبࣲۖ وَأُمِرۡتُ لِأَعۡدِلَ بَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡۖ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡۖ لَا حُجَّةَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ۝١٥

Ey Muhammed! İşte bunun için insanları tevhide davet et ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allah’ın kitaptan indirdiğine inandım ve bana aranızda adaleti gerçekleştirmem emredildi. Allah bizim de rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Sizinle bizim aramızda hiçbir tartışmaya yer yoktur. Allah hepimizi biraraya toplayacaktır. Dönüş yalnız O’nadır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَلِذٰلِكَ şimdi onun için - ya’ni emr ü şeriat öyle ikamei din, hal de böyle bagy-ü tefrika şekk ü ıztırab içinde olduğundan dolayı ya Muhammed! فَادْعُ sen hemen da’vet et - o doğru dine tevhid ve islâm dinine çağır وَاسْتَقِمْ كَمَآ اُمِرْتَ ve emrolunduğun gibi doğruluk et, doğru git وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَآءَهُمْ de onların - ya’ni gerek Müşriklerden ve gerek Ehli kitabdan da’vet eylediğin halkın hevalarına uyma - onların muhtelif, hakka muhâlif bâtıl arzularına tâbi’ olma, çünkü dînin eğilmesi tefrikanın sebebi hep hevaya tâbi’ olmaktır. Onlara uyma وَقُلْ ve de ki ben اٰمَنْتُ بِمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍ Allahın indirdiği her kitaba iyman getirdim - ba’zısına inanıb da ba’zısına inanmamazlık etmem ve şekk üzere değilim وَاُمِرْتُ لَِاعْدِلَ بَيْنَكُمْ ve emrolundum ki aranızda adalet yapayım - Allahın ahkâm ve şeriatini adâlet ile tebliğ ve icra eyliyeyim. O zulüm menbaı olan, şunun bunun hevasıyle yapılan şirk-ü bagy hukümlerini atıp, Hak hukmiyle Allah için herkes arasında adâlet edeyim. Bundan anlaşılır ki dini doğrultmanın en mühim tezahüratından birisi zulüm hukümlerini kaldırıp adâlet yapmaktır. Bu da Allahı bir bilip dînine doğru sarılmakla olur. اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ Allah bizim de rabbımız sizin de rabbınız - hepimizin hâlikımız, hâkimimiz, mevlâmız لَنَآ اَعْمَالُنَا bizim amellerimiz bizim - iyiliğinden kötülüğünden siz mes’ul olmazsınız, karşılığında sevabı veya ıkabı bize aiddir. وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ Sizin amellerinizde sizin - onun da mes’uliyyeti sizin, kâr ve zararı, cezası size aiddir. لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ sizinle bizim aramızda huccet yok - husumet ve ihticaca mahal yok. Ey Ehli kitab! çünkü bu beyan ve isbat ile hak, zâhir olmuş, başkaca münakaşaya hâcet kalmamıştır. اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا Allah aramızı cem’edecek - yevmül’ cemı olan Kıyamet günü hepimizi bir araya toplanıp hukmünü verecek وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ ve hep ona gidilecektir. - Her neye tapılır, her ne emele hizmet edilirse edilsin, nihayet herkesin varıp hisab vereceği merci’ yalnız Allahdır. «لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا» mazmununu tavzıh için buyuruluyor ki: