AyetSûreler

Şûrâ Sûresi 14. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 484

وَمَا تَفَرَّقُوٓاْ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّى لَّقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ ۝١٤

Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitab’a vâris kılınan kitap ehli de Kur’ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَمَا تَفَرَّقُوٓا O ayrılanların ayrılmaları ise - gerek Peygamberlere karşı ayrı baş tutarak muhalefet etmeleri, gerekse onların arkasından ümmetlerinin dînde tefrika çıkararak birbirleriyle uğraşmaları - başka bir sebeble değil اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ الْعِلْمُ ancak kendilerine ılim geldikten sonra - tefrikanın muzırr ve akıbeti fena olduğu Peygamberlerin tebligıyle ve hattâ bittecribe ma’lûmları olduktan sonra بَغْيًا بَيْنَهُمْ aralarındaki bagıyden dolayıdır. - Kıskançlık, çekememezlik Dünya hırsı ile haksız istekler, aşırı sevdalar yüzünden. Demek ki ılim insanların salâhı için kâfi değildir. Nefsi emmarenin öyle kötü hıssiyyatı vardır ki insanları bildiklerinin hılâfına açık açık fenalıklara sevkeder, onun için ahlâkı beşerin ıslâhı işinde ılimden başka hıssiyyatın tehzibi için bir terbiyei ameliyye dahi lâzımdır. Dinî terbiyenin bu haysiyyetle de ehemmiyyeti mahsusası vardır. Madem ki ılim böyle idi: bu kadar Peygamberlere «لَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ» buyurulmuş idi o halde bunu dinlemeyip o tefrikayı çıkaranlar hemen ılmin muktezası olan cezalarını görmek lâzım gelmez mi idi? Denilirse وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ ve eğer rabbından bir kelime geçmiş olmasa idi - azâb için ezelde bir vakt-u saat takdir edilmiş bulunmasa idi اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى müsemmâ bir ecele kader diye «فَرٖيقٌ فِى الْجَنَّةِ وَفَرٖيقٌ فِى السَّعٖيرِ» olacak olan Kıyamet gününe te’hır edilmiş olmasa idi لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ aralarında huküm icra edilirdi - hemen ayrıldıkları sırada cezaları verilir, işleri bitirilir idi. Lâkin «بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ» buyurmuş o icrayı muayyen bir müddet ile ceza gününe te’hır eylemiştir. وَاِنَّ الَّذٖينَ اُورِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ onlardan sonra kitaba varis kılınanlar ise - o Peygamberlerin arkasından kitaba varis kılınan, ya’ni şimdi asrı Muhammedîde bulunan ehli kitab da لَفٖى شَكٍّ مِنْهُ مُرٖيبٍ ondan, ya’ni kitablarından muhakkak bir şekk içinde muztarib bulunuyorlar