Nebe Sûresi 38. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 583
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ صَفࣰّاۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰا ٣٨
O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَوْمَ يَقُومُ – «لَايَمْلِكُونَ» mazmununu takrirdir, takyid değildir. «لَايَتَكَلَّمُونَ» ye teallûku da tecviz edilmiştir. «يَوْمَ يُنْفَخُ» ye nâzır olarak ondan bedel olması bize daha muvafık görünüyor. الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ – «الرُّوحُ» deyince «قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّٖى» buyurulan ruh cinsi tebadür eder. «Ruh Allahın cünudundan bir cünddür. Melâike değildirler. İlh» Mealinde rivayet olunan bir hadîs de buna delâlet eyler. Ba’zıları Melâikenin hafezası demişler, ba’zıları da ervah üzerine mü’vekkel Melek demişler. Gazalî İhyasında «ruh denilen Melek, ervahı ecsama sokandır. Çünkü o teneffüs eder. Enfasından her nefeste bir cisimde bir ruh olur. Ve bu haktır erbabı kulûb onu basîretleriyle müşahede ederler» demiştir. İbni Abbastan rivayet olunan kavilde ise Cibrîldir. Demiştir ki: Cibrîl aleyhisselâm Kıyamet günü Cebbar tealânın huzurunda azâbullahdan havf ile titriyerek kıyama duracak, «سبحانك لا اله الا انت ما عبدناك حق عبادتك= sübhansın yarab, senden başka ilâh yok, biz sana hakkıyle ıbadet edemedik» diyecektir اه. Bu rivayetlere göre «الرُّوحُ» da «الف لام» ahd için demektir ki «مِنْ رَبِّكَ» karînesiyle muhatab Resulullah olduğu cihetle onca ma’hud olan ruh demek olur. Beyzavî bunları şöyle telhıys eder. Ruh, ervah üzerine mü’vekkel bir Melek veya ervah cinsi yâhud Cebraîl, yâhud Melâikeden a’zam bir halktır اه. Şu halde mazmununa iyman edip tafsîline el’ılm-ü ındallah demek daha muvafık olur. Sûrei Mearicin başına ve Sûrei İsrada «قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّٖى» âyetine bak. صَفّاً – Bundan bir saff anlıyanlar olmuşsa da «وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا» saf saf olmasını anlatır. لَايَتَكَلَّمُونَ – Cümlei istînafiyye olarak «لَايَمْلِكُونَ» mazmununu takrirdir. Onun için zamir, Ruh ve Melâikeye racı’ olabilirse de «لَايَمْلِكُونَ» gibi bütün Semavât ve Arz ehline racı’ olması daha mutabıktır. Ya’ni gerek Ruh ve gerek Melâike ve gerek saireden hiç biri ne bir şefaat, ne bir taleb, ne de her hangi bir maksad ile bir söz söyleyemezler. اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا Ancak o Rahmanın izin verdiği savab söyleyen kimse müstesna - O kimse izne ıktiran etmek ve savab söylemek şartiyle söyleyebilir. Ve söylemesi malikiyyetle değil, müsaade ile olmuş olur. Demek ki bu izn ile istisnada şefaat kapısının bir küşadı vardır. Makamı kurbde bulunanlar bu suretle şefaat edebileceklerdir ki Sûrei İsrada «عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا» âyetinde geçtiği ve şefaat hadîsinde beyan olunduğu üzere bu makam ilk evvel şefaati ammeye me’zun olan Resulullahın makamı mahmududur. Hususî şefaatlar ondan sonra olabilecektir. O izinden sonra da bunlar savab söylemiş, hakka isabet etmiş olmakla meşruttur. Fakat makamı kurbde bulunanların huzurı Rahmanda savabın gayrisini de söylemeleri ihtimali de melhuzmudur ki «وَقَالَ صَوَابًا» diye bu şartın ayrıca tasrihine lüzum olsun? Diye bir suâl hatıra gelebilir. Buna iki türlü cevab verilebilir.
BİRİSİ: «وَقَالَ صَوَابًا» o izne nâil olabileceklerin sıfatı kâşifesini ve şefaatin birinci şartını beyan olmasıdır. Ki o izin de savab söyleyenlere verilir diye makamı kurbi beyan olmuş olur. Böyle savabı söyleyebilmek de «وَلَا يَشْفَعُونَ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهٖ مُشْفِقُونَ» mazmununa intibak ile olabilir. Önce Allahın rızası olup olmadığını bilmek ise «وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِهٖٓ اِلَّا بِمَا شَآءَ» buyurulduğu vechile ancak Allah tealânın meşiyyeti mahsusasına mütevakkıf ve mahdûd olduğundan onu anlamadan şefaate kalkışmak tehlükeli ve onun için şefaat edecekler «وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهٖ مُشْفِقُونَ» korka korka şefaat edecek ve ancak isabet edenlerinki kabul olunacaktır. Bu surette istisna «لَايَتَكَلَّمُونَ» nun fâillerindendir.
İKİNCİSİ, bir ihtimal de haklarında söz söylenecek, şefaat olunacaklardan istisna, savab kaydi de
onlara aid olmasıdır. Ya’ni Rahmanın izin verdiği ve Dünyada bir savab söylemiş olan kimseler hakkında söylemeleri ve şefaat etmeleri müstesna, demek olurki bir takım müfessirîn buna kail olmuşlardır ve bu takdirde mezkûr suâl esasen varid olmaz. Bu surette bir savabdan murad da kelimei tevhîd «لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» demek olup «شَفَاعَتِى لَاهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ اُمَّتِى» hadîsi şerifi mucebince ehli kebairden olan mü’minler hakkında iymanlarından dolayı erinde gecinde şefaatin kabul olunabileceğini beyan olmuş olur.