AyetSûreler

Mü'minûn Sûresi 18. Âyet

Mekke · Cüz 18 · Sayfa 343

وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءَۢ بِقَدَرࣲ فَأَسۡكَنَّـٰهُ فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابِۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ ۝١٨

Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَآءِ مَآءً بِقَدَرٍ ve Semadan bir kader ile bir su indirdik-ya’ni takdir ettiğimiz bir mikdarda yüksekten yağmur yağdırdık. İnsanların ta çamurundani’tibarenlevazımı hayatiyyelerinin en mühimmini teşkil eden suyun kendisi bir ni’met olduğu gibi bir çok ni’metlerin husulüne sebeb olduğu da ma’lûmdur. Fakat böyle olması her ihtiyaca göre bir mikdar ile mahduddur. Fazlası tufan gibi muhrib ve mühlik olur. Onun için nafi’ yağmurlar da zaman zaman muhtelif ihtiyacata göre muhtelif mikdarlarda yağarlar. Öyle ki bunların yağışı ve mikdarları tabiî bir surette yeknesak ve muttarıd değil, ıhtiyarî ve ılmî bir tesarrufa delâlet eder vechile az çok mütefavit bir nizam içindedir.

Ve işte ınayeti ilâhiyyeyi ifade eden bu noktayı bilhassa ifade için «bikaderin» kaydi tasrih olunmuştur. Bir de suyun bir unsurı basît olmayıp iki gazden müteşekkil bir cismi mürekkeb olduğu ahiren kimyada ma’lûm olmuştur. Demek ki suyun terkibi dahi sırf tabiî bir şey olmayıp haricinden icrayi te’sir eden bir faılin sun’udur. Bu haysiyyetle de su, Semavî bir te’sirin mahsulüdür. Ilmi tabiîde yağmurlar harareti Şems ile denizlerden ve yerden tebahhur edip yukarıya suûd eden su buharlarının ictima’ ve tekâsüf ve temeyyüu ile husule geldiğinden bahs olunurken yağmurların tabiî olarak tekevvün ediverdiğini zannetmemelidir. Bu cihet, yağmurların keyfiyyati husulünden bir nebze olsa da tamamı değildir. Fizik te ılmin bütünü değildir. Gerçi hararetle suyun tebahhuru bürudette buharı temeyyüu bir âdettir. Fakat gerek hararet ve gerek bürudet suyun ve buharın bir tabiati olmayıp haricî bir âmilin te’siri olduğu gibi Muhıtteki (temperature ya’ni mizacı sühunet) in hen an bir nesakta durmıyan tehavvülâtı da Sani’ tealânın emr-ü tedbiri ve her def’asında teayyün eden yağmur mıkdarının tahsısı ve tesbiti de takdiri hudanın hukm-ü tecellisidir. Vermek istediği feyzı hayata göre bir mıkdarı mahsus ile gâh alel’ade ve gâh fevkal’ade olarak o suyu Semadan indiren odur.

Bir eczahanede taktır olunan mai mukattarı tabiî addeden kimse görülmüyor. Çünkü bir iradenin müdahalesi vardır. Halbuki onda tabiîlik nesekı yağmurdan daha bariz, yağmurda san’at ve irade tezâhürü daha yüksektir. Binaenaleyh Hâlıkı halktan gafil zannedenler gibi yağmur duâsını inkâra kalkışmamalı ve mücerreb olduğu üzere duâ ile yağmur ihsan edildiği zaman şaşmamalıdır. Buyuruluyor ki: halktan gafil olmadık ve Semâdan bir kader ile su indirdik فَاَسْكَنَّاهُ فِى الْاَرْضِ de onu Arzda iskân ettik-ırmaklarda, göllerde, menba’larda, kuyularda, havuzlarda, mahzenlerde toprak içlerinde ilh... duruyor وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِهٖ لَقَادِرُونَ halbuki biz onu giderivermeğe de muhakkak kadiriz. -O indiriş ve durduruş zarurî ve mecburî değil, mahzâ fazl olarak halkın hayat ve mesalihine bir ınayeti rabbaniyyedir. Yoksa kurak zamanlarda görüldüğü vechile o sular kuruyabilir, hararet tezyid ediliverse Arzda sudan eser kalmazdı, düşünmeli ki o zaman hal ne olurdu. Fakat ne büyük lûtf-u keremdir ki