AyetSûreler

Kasas Sûresi 53. Âyet

Mekke · Cüz 20 · Sayfa 392

وَإِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦٓ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّنَآ إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلِهِۦ مُسۡلِمِينَ ۝٥٣

Onlara (Kur’ân) okunduğu zaman "O’na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 51–60. âyetleri birlikte ele alır.

51. وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ Onlara sözü uladık durduk - ya’ni Kur’an âyetlerini birbiri ardınca tevalî ettirdik لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ki tezekkür edeler - dinleyip düşünüp de iyman edeler diye. 52. اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِهٖ Bundan, ya’ni Kur’an verilmezden evvel kitab verdiklerimiz - Yehûdden içlerinde Ebû Rıfaa bulunan on kişi iyman etmiş eza olunmuşlardı, ehli İncîlden kırk kişi Resulullaha bi’setinden mukaddem iyman etmişlerdi, otuz ikisi Ca’fer ibni Ebi Talib ile beraber Habeşistandan gelmiş sekizi de Bahıra, Ebrene, Eşref, Âmir, Eymen, İdris, Nafi’ Temîm Şamdan gelmişlerdi, bu âyetin nüzulüne sebeb bunlar olmuş ise de âyetin mefhumu ıtlakı üzere ehli kitabdan bütün iyman edenlere şamildir. هُمْ بِهٖ Buna onlar - haklarında sözü uladıklarımız değil de onlar يُؤْمِنُونَ iyman ediyorlar.

54. مَرَّتَيْنِ İki kerre - biri önceden islâmları biri de sonraki islâmları üzerine. وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ Seyyieyi hasene ile def’ederler - ma’sıyeti taat ile giderirler, çünkü «اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئاَتِ» dır. Aleyhıssalâtü vesselâm muaz radıyallahü anhe demiştir ki = «اَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا» seyyienin arkasından bir hasene onu mahveder » Maamafih ezayı hilm ile, münkeri ma’ruf ile şerri hayr ile, cehli ılm ile, gayzı kâzm ile, şirki «شَهَادَةِ اَنْ لَا اِلٓهَ اِلَّا اللّٰهُ» ile diye de tefsir etmişlerdir. Dilimizde:

İyiliği iyilik her kişinin kâri

Kemliğe iyilik er kişinin kâri diye meşhur olan mesel de bu ma’nâdandır.

55. اللَّغْوَ Sakat söz. Mücahid ezâ ve sebb demiş, Dahhâk, şirk demiş, İbni Zeyd, Resulullahın vasfını Yehûdun tagyiri demiş. اَعْرَضُوا عَنْهُ ondan yüzlerini çevirirler «وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا» mantukunca tekerrümen لَنَآ اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ Bize amellerimiz size de amelleriniz - diye mütareke ederler «لَكُمْ دٖينُكُمْ وَلِىَ دٖينِ» demek gibi. سَلَامٌ عَلَيْكُمْ bu selâm, tehiyye selâmı değil «وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا» gibi veda’ selâmıdır. Ya’ni kavga etmiyelim, Allaha ısmarladık makamındadır.

56. اِنَّكَ لَاتَهْدٖى مَنْ اَحْبَبْتَ Doğrusu sen sevdiğine hidâyet veremezsin - burada hidayetten murad, sâde delâleti kavliyye değil, bilfiil iysâldir. Onun için «وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ» âyetine münafi olmaz. Bu âyet, sıyak-u sıbakına nazaran Resulullahı tesliyedir. Çünkü en evvel şayanı merhamet görülerek inzar ettiği, islâmına harîs olduğu kavminin, yakından sevdiği hemşehrilerinin, akribasının gelen hakka iyman etmeyip bulundukları halde ısrar etmeleri, Kur’anı dinler dinlemez « biz buna iyman ettik, biz evvelinden müsliman idik » diyen ecnebîlerin aksine olarak feyzı risaletten mahrum kalmaları kendisini mahzun etmişti. Buharî, Müslim ve saire bir çok hadîs kitablarında ve tefsirlerde bunun bilhassa Ebû Talib sebebiyle nâzil olduğu şayi’dir. Maamafih Fahruddini Razî bu âyetin zâhirinde Ebû Talibin küfrüne bir delâlet olmadığını bilhassa ıhtar etmiştir. Kelâmın gelişine nazaran sebebi nüzulü şu ayetle anlatılıyor denebilir: 57. وَقَالُوٓا اِنْ نَتَّبِعِ الْهُدٰى مَعَكَ bir taraftan da doğrusun amma dediler: biz o doğruya uyar, seninle beraber olursak نُتَخَطَّفْ مِنْ اَرْضِنَا derhal çarpılır: yerimizden ve yurdumuzdan oluruz -

HATF, yırtıcı kuşların av kapması gibi sür’atle çarpıp almağa denilir.

TEHATTUF da bu suretle çârpılmaktır. Hâris ibni Osman ibni Nevfel ibni Abdi Menaf Resuli ekrem

sallallahü aleyhi vesellem Hazretlerine gelmiş de demişti ki «biz biliyoruz sen şübhesiz hakk üzeresin ve lâkin korkuyoruz sana tabi’ olup da Araba muhalefet edersek biz bir yeyimlik başız bizi yerimizden çarpar kapışıverirler». Buna cevaben buyuruluyor ki:

اَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا ya biz onlara dârül’eman bir Haremi mekân kılmadık damı? «اَوَلَمْ» de «اوا» atıf, ma’tufu mahfuzdur. «اَلَمْ نَعْصِمْهُمْ وَ نَجْعَلْ مَكَانَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا» takdirindendir. Ya’ni biz onları koruyup da mekânlarını emniyyetli bir Harem kılmadık mı? Etrafında Arabın çarpışıp durduğu Beytin hurmetiyle muhterem ve içindekiler için dârül’eman bulunan bir Harem يُجْبٰٓى اِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَىْءٍ ona her şey’in semaratı toplanacak - ya’ni iyman edildiği takdirde hatf olunmak şöyle dursun emn-ü hurmet daha ziyade artacak ve şimdiki gibi mahdud bir cibayetle kalınmayıp ileride her taraftan her şey’in semeratı toplanıp ona sevkolunacak. رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا ledünnümüzden bir rızk olmak üzere وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ ve lâkin ekserîsi bilmezler - de Allahdan korkacakken başkalarından korkarlar, başkalarının hatfından değil, Allahın azâbından kurtulmak lâzım geldiğini ıhtar geldiğini ıhtar için buyuruluyor ki:

58. وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعٖيشَتَهَا الخ ٦١ اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاقٖيهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَرٖينَ ٦٢ وَيَوْمَ يُنَادٖيهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓائِىَ الَّذٖينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٦٣ قَالَ الَّذٖينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُلَآءِ الَّذٖينَ اَغْوَيْنَا اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّاْنَآ اِلَيْكَ مَاكَانُوٓا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ ٦٤ وَقٖيلَ ادْعُوا شُرَكَآءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجٖيبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ ٦٥ وَيَوْمَ يُنَادٖيهِمْ فَيَقُولُ مَاذَآ اَجَبْتُمُ الْمُرْسَلٖينَ ٦٦ فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَآءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَآءَلُونَ ٦٧ فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسٰٓى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِحٖينَ ٦٨ وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَايَشَآءُ وَيَخْتَارُ مَاكَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٦٩ وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧ وَهُوَ اللّٰهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِى الْاُولٰى وَالْاٰخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٧١ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْتٖيكُمْ بِضِيَآءٍ اَفَلَا تَسْمَعُونَ ٧٢ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْتٖيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فٖيهِ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٧٣ وَمِنْ رَحْمَتِهٖ جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فٖيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧٤ وَيَوْمَ يُنَادٖيهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَآئِىَ الَّذٖينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٧٥ وَنَزَعْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَهٖيدًا فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُوٓا اَنَّ الْحَقَّ لِلّٰهِ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

Meali Şerifi