Fecr Sûresi 15. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 593
فَأَمَّا ٱلۡإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكۡرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَكۡرَمَنِ ١٥
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ Fakat o insan - gafil insan öyle yapmaz da Dünya zevklerini gözetir. Onun için اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ her ne zaman rabbi onu imtihan eder, mükellef kılar. İbraz edeceği hale göre Âhırette mes’ul etmek, ona göre mücazat veya mükâfat eylemek üzere imtihan muamelesi yapar, vazife tahmil eder فَاَكْرَمَهُ de o sebeble ona ikram eyler - hoşuna gidecek ıkbal ve cah ile yüze çıkarır وَنَعَّمَهُ ve onu tanîm eyler - bol bol ni’met ve mal ile rızkını çoğaltır, refaha irdirirse. Ebüssüud ve ona tebean Âlûsî «فَاَكْرَمَهُ» da «fa» yı tefsîriyye add etmiş ve çünkü ikram ve ten’îm ibtilâ ile muradın aynidir demişlerse de fikrimizce bu doğru değildir. Bu «فا» sebebiyle olmalıdır. Zira murad, mutlak ikram ve tenîm değil, imtihan ve teklif hizmetiyle mukayyed ikram ve ten’îmdir. Bu sebebledir ki iki ikram arasında fark vardır. İnsana Dünyada olan ikram ve ten’îm böyle imtihan hikmetiyle olduğu, bunun ise hisab ve mes’uliyyeti ağır bulunduğu halde gafil insan onu düşünmez de فَيَقُولُ رَبّٖٓى اَكْرَمَنِ rabbım bana ikram etti der - bilâ kayd-ü şart mutlak surette ikram olunmuş gibi mahzuz olur, sevinir. Kendisini Allahın ilel’ebed mükrem kıldığı sevgili kullarından imiş gibi farz eder. O yüzden büyük felâketlere düşebileceğini ve asıl ikramın uhrevî muvaffakıyyette olduğunu mülâhaza etmez. Ve ondan dolayı mes’uliyyeti hisaba almıyarak zevk-u sefahete, tuğyan-ü fesada dalar, küfrâna husrana gider.