AyetSûreler

En'âm Sûresi 165. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 150

وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَكُمۡ خَلَـٰٓئِفَ ٱلۡأَرۡضِ وَرَفَعَ بَعۡضَكُمۡ فَوۡقَ بَعۡضࣲ دَرَجَٰتࣲ لِّيَبۡلُوَكُمۡ فِي مَآ ءَاتَىٰكُمۡۗ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ ٱلۡعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورࣱ رَّحِيمُۢ ۝١٦٥

Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَهُوَ الَّذٖى جَعَلَكُمْ خَلَآئِفَ الْاَرْضِ ve o, o Allahdır ki sizi Arzın haliyfeleri kıldı: -Bu yer yüzünde nice ümmetler gelmiş geçmiş, Hatemül’enbiyanın meb’us olduğu siz insanlar, siz ümmeti Muhammed, hepsinin halefi olmuş yerlerine ikame edilmiş bulunuyorsunuz. Allahın bundan böyle yer yüzünde temellük ve tasarruf ve icrayı ahkâm edecek olan me’murları mes’ulleri sizsiniz. Allah tealâ «اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً» fermanı ilâhîsinin Âdeme takdir buyurduğu ve Melâikeye bile nasîb etmediği bu yüksek makamı şerefe bundan böyle hey’eti umumiyyenizle sizi nasb edib bu ağır mes’uliyyet ve emaneti size tevdi’ eyledi وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ ve ba’zınızı diğerinin fevkında derecat ile yükseltti: bir kısmınızı akl-ü ılim, şeref-ü cah, mâl-ü rızk gibi bir takım hususâtta bir çok derecelerle diğerlerinin fevkına çıkardı ki لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَآ اٰتٰيكُمْ size verdiği şeyler de hepinizi imtihân etsin, imtihan muamelesi yapsın, verileni mahallinde hüsni isti’mal ile şükr edib etmiyeni temayüz ettirsin. En güzel amel yapanları ıstıfa eylesin de istıkbalde vereceğini ona göre kazancınızla versin.- Bu âlem böyle bir âlemi imtihan ve müsabakadır ve bu günkü vaz’ıyyet dünkü imtihanın bir neticesidir. Yarınki vaz’ıyyet de bu imtihanın bir neticesi olacaktır. Ve bu suretle ümmeti Muhammed, yalnız kendi efrad ve sunufu beyninde değil hey’eti mecmuasiyle halef olduğu ümemi salife ile de bir imtihana tabı’dir ve onlardan ıbret alıb müsâbakayı kazanmak ıhtiyacındadır. Ve tefavüti meratib bu imtihan ve müsabakanın levazımındandır. Bunun neticesinde nice yükseklerdekiler düşebilir. Ve nice aşağıdakiler çıkabilir. Bunun için mâfevk mertebede bulunanların tehlükeleri daha çok, mes’uliyyetleri daha ağırdır. Binaenaleyh Dünyada mevkı’ ve mertebe yüksekliğine mağrur olmamalı, bihakkın çal ışmasıdır. Çünkü yüksekten düşmenin acısı daha büyük, küçükten büyümenin zevkı daha yüksektir. Ya Muhammed! اِنَّ رَبَّكَ سَرٖيعُ الْعِقَابِ şüphe yok ki rabbının ıkabı seri’dir. Verdiği sermayei ni’metin hakkını eda ve şükrünü iyfa etmiyen ehli küfür-ü ısyana ne kadar yüksek mevkı’de olurlarsa olsunlar rabbın murad ettiği zaman bir anda belâlarını verir. Zaten her gelecek olan yakındır. وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ maamafih yine şüphe yok ki o muhakkak gafur, rahimdir. -Vazifesine cehdeden, imtihanda muvaffak olmağa çalışan ehli şükr-ü tâatin kusurlarını mağfiret, ayıblarını setir ve sonunda kendilerini envaı rahmet-ü saadetle begâm eyler.- Şimdi bir bu sûrenin Mekkede nâzil olduğu zamanı, bir de ondan sonra tarihı islâmın safahatı düşünülürse bu âyetin istıkbale müteallık ne kadar mu’cizeleri ıhtiva ettiği ve daha etmekte bulunduğu hiç bir şüpheye mahal vermiyecek surette tezahür eder. Demek ki bı’seti Muhammediyye ile hayatı beşere bütün ümemi salifeyi sebkedecek bir tarihı cedid açılmıştır.

Sûrei «En’am» burada bitti. Şimdi bu âyetin tazammun ettiği istıhlâf ve imtihanın mâzıdenberi sureti cereyanını tasvîr ve tafsıl edecek olan Sûrei «A’rafı» dinleyelim: