AyetSûreler

A'râf Sûresi 127. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 165

وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِ فِرۡعَوۡنَ أَتَذَرُ مُوسَىٰ وَقَوۡمَهُۥ لِيُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَۚ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَنَسۡتَحۡيِۦ نِسَآءَهُمۡ وَإِنَّا فَوۡقَهُمۡ قَٰهِرُونَ ۝١٢٧

Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?" Firavun da dedi ki: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَقَالَ الْمَلَُا مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ Fir’avnin kavminden o mele’, o cem’ıyyet erkânı da اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ Musâyı ve kavmini bırakacak mısın? -Ya’ni sahirleri asıb kesib de Musâyı ve kavmi olan Benî İsraîli bırakacak mısın ki لِيُفْسِدُوا فِىالْاَرْضِ Arzda fesad çıkarsınlar وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ ve bırakacak mısın ki o Musâ seni ve ilâhlarını terk etsin? Dediler.- Böyle diyerek Fir’avni Musâ aleyhine körüklem ek istediler. Ma’lûmdur ki «ma’rifeten zikir ve ma’rifeten iade de ikinci evvelkinin aynıdır» kaidesine nazaran zâhir buradaki «الْمَلَُا» in yukarıda zikri geçen «الْمَلَُا» olmasıdır. O halde bunlar Fir’avnin istişaresinde Musâ hakkında «اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَلٖيمٌ» isnadına iştirâk etmekle beraber «اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِى الْمَدَآئِنِ حَاشِرٖينَ يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلٖيمٍ» diyerek Fir’avni tecribe ve imtihana sevk etmiş olan cem’ıyyet erkânıdır. Anlaşılıyor ki bunlar Fir’avnin «اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِى الْمَدٖينَةِ» dediğini ve üzerine bir de «لَُاصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعٖينَ» tehdidini savurduğunu ve bununla beraber Musâya hiç ilişmeyib serbes bıraktığını görünce bir taraftan sahirleri da’vete sebeb olduklarından dolayı fikir töhmetinin kendilerine tevcih edilmesinden korkuyorlar. Diğer taraftan Musânın serbes bırakılmış olmasından endişe ediyorlar. Bu iki halecan arasında Fir’avnin mizacına hulûl ederek mevkı’lerini temin etmek ve hakkın ızharına sebeb olan evvelki kararlarının hukmünü iskat eylemek için Fir’avinden ziyade Fir’avnlık politikasına girişiyorlar. Ve damarına basarak Fir’avnı Musâ ve Benî İsrâîl aleyhine tahrik ve tehyic etmeğe başlıyorlar. «Şimdi sen diyorlar sahirleri kesib de işin başı olan Musâyı ve kavmini memlekette fesad çıkarmak için bırakacak mısın? Hem bu fesad yalnız ehali aleyhine olmıyacak daha ziyade senin aleyhine olacak, halkın hakkındaki akıdesini bozacaklar, seni ve ilâhlarını terk edecekler, mevcudiyyeti milliyyeyi kadıracaklar, hiç bunlar bırakılır mı?». Burada «seni ve ilâhlarını» denilmesinden Fir’avnin perestiş ettiği bir takım ma’budlar varmış gibi tebadür eder. Bundan da eski Mısırlıların ma’bud telâkkı ettikleri Bakare, Güneş vesaire hatıra gelebilir. Halbuki Fir’avn kendi fevkında bir ilâh kabul etmiyor «اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰى» diyordu. Şu halde «وَاٰلِهَتَكَ» senin ıbadet ettiğin ma’budların demek değil, senin hoşlanıb vaz’ettiğin ve halkı tapındırdığın ma’budlar» ma’nâsına isti’mal olunmuş demektir, Maamafih bunlar da esas ı’tibariyle Fir’avnin heva ve temayülâtına raci’ olacağından «seni ve mafevkın yok diyerek tapındığın hevalarını, arzularını, hayallerini terk edecekler» ma’nâsına anlaşıması da mümkindir.

Cevaben Fir’avn قَالَ dedi ki سَنُقَتِّلُ اَبْنَآءَهُمْ وَنَسْتَحْيٖى نِسَآءَهُمْ oğullarını taktil ederiz ve kadınlarını bırakırız وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ ve hiç şüphe etmeyin ki biz onların fevkında kahirlerizdir. -Ya’ni onlara eskisi gibi dilediğimizi yaparız merak etmeyin. Gûya Fir’avn bu son fıkra ile mağlûbiyyet endişesini izale etmek ve cem’ıyyetine kuvveti kalb vermek istiyor. Fakat ne kadar şayanı dikkattir ki Musâ hakkında hiç bir şey söylemiyor. Zira asâdan öyle gözü yılmış. Musâdan öyle korkmuş idi ki ona tearruz etmek şöyle dursun ismini yadetmekten bile çekiniyordu. Musâ denildiği zaman yerden göğe ağzını açmış kendini yutmağa müheyyâ bir ejderin savleti hailesi zihninde tecessüm ediveriyordu. Lâkin bu korkusunu gizlemeğe ve daima efkârı tağlıt etmeğe çalışıyor ve cevabında gûya Musânın ismini kale almağa bile tenezzül etmemiş gibi görünerek şu fikri iyma etmek istiyor: Musânın şahsan hiç bir ehemmiyyeti yoktur. Onun bütün menbaı kuvveti, kavm-ü kabilesi, unsuru olan Benî İsrâîldir. Ne yaparsa bunlarla yapabilir. Biz ise onları tahti kahrımızda istediğimiz gibi ezeriz ve ezeceğiz. Oğullarını taktil etmek, kadınlarını kızlarını alıkoymak suretiyle kuvvetlerini, mevcudiyyetlerini azaltacağız. Çoğalıb baş kaldırmalarına meydan vermiyeceğiz. Emin olun ki biz onların tepesinde bunu her zaman yapabiliriz. Artık bu şeraıt altında Musâ ne yapabilir ki kale alıyor, endişe ediyorsunuz. İşte Fir’avnin ve Firavnîlerin siyaseti. Buna mukabil: