AyetSûreler

A'râf Sûresi 126. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 165

وَمَا تَنقِمُ مِنَّآ إِلَّآ أَنۡ ءَامَنَّا بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَتۡنَاۚ رَبَّنَآ أَفۡرِغۡ عَلَيۡنَا صَبۡرࣰا وَتَوَفَّنَا مُسۡلِمِينَ ۝١٢٦

Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَمَا تَنْقِمُ مِنَّآ اِلَّآ اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَ تْنَا Halbuki sen bizden hiç bir sebeble değil, ancak rabbımızın âyetlerine bize geldikleri zaman iyman ettiğimizden dolayı intikama kalkıyorsun. -Ya’ni delâili hakkın zuhuru karşısında bâtılı bırakıb hakkı ıkrar etmek kızılacak, ta’zibi ıktıza edecek, tehdid ve ihafe ile men’edilecek bir fenalık, bir kabahat değil, iftihar olunacak, takdir ve tevkır ile nümunei imtisal ittihaz edilecek en güzel, hayırlı bir fazılet olduğu ve vicdanlarımızda def’i nâ kabil bir zaruret ile sabit olan böyle bir idrâk ve iymandan seni memnun etmek için vaz geçmek de takatımizden haric bulunduğu halde sen sırf bu iymanımızdan, bu fazıletimizden, bu hakgûluğumuzdan dolayı mücrimler gibi bize kızıyor, intikam almağa kalkışıyorsun, ki bu ne büyük zulümdür?... Sihr-ü tezvirde galebe takdirinde mukarrebînden kılacak kadar ecirler, taltifler va’dederken bize bütün bunları bıraktırarak ve sihirdeki meharetimize rağmen her türlü nefsaniyyeti unutturub mağlûbiyyetimizi ı’tiraf ettirerek kalbimizi kendisine celbeden hakıkati söylediğimiz zaman kesib asmağa kıyam ediyorsun, ne büyük cehalet, ne büyük vicdansızlık, ne büyük haksızlık!... İşte iyman eden sâhirler, Fir’avnin tehdidatına karşı pek büyük bir ıbret ve nasıhati tazammun eyleyen ve iymanlarında hiç bir şüpheye mahal bırakmıyan bu beliğ cevabı verdiler. Ve Allaha teveccüh edib رَبَّنَآ اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا ya rabbena bize sabır ifaza et -ya’ni su gibi her tarafımızı kaplıyacak, şirk ve küfür, mekr-ü ısyan küfürlerinden yıkayacak, pâk tutacak büyük ve feyızlı bir sabır ver. وَتَوَفَّنَا مُسْلِمٖينَ Ve canımızı müslim an olarak al.- Diye dua ettiler, ilmanlarındaki ciddiyyeti, iykanlarındaki şiddet-ü kuvveti ölümü istihfaf ederek isbat eylediler. Bunun üzerine Firavn tehdidini icra etti mi etmedi mi? Bunda ıhtilâf edilmiştir. Ba’zıları İbni Abbastan «günün evvelinde sâhir idiler, Âhırinde şehid oldular» diye nakletmiş. Diğer ba’zıları da bu tehdidin iykaı tasrih edilmediği cihetle ademi vukuuna kail olmuşlardır. Lâkin bizce siyakı Kur’an vukuunu andırıyor. Bu zevat, iymanlarından sebat ederek ölmeği canlarına minnet bilmişler ve hak yolunda şehid olmuşlardır. Ve bunun neticesi Firavnin aleyhine çıktığı muhakkaktır. Mu’cizei Musâ bunların şehid olmasına neye mani’ olamadı diye bir suâl de iyrad edilemez. Zira mu’cizei Musâ hakkındaki şüphenin ref’ı bununla olacaktı. Mu’cizenin gayesi de Musânın davasındaki sıdkını isbat idi. En mahir sâhirlerin bu iyman ile bilfi’il fedayi nefs etmeleri iledir ki tasdıklerinin ciddiyyeti ve mu’cizei Musânın bir sihrolmadığı temamen tebeyyün etmiştir. Fakat bununla beraber Fir’avnin mekir propagandası ve zulm-ü tedhiş siyaseti de kavmi üzerinde icrayı te’sirden haliy kalmadığını ve binaenaleyh hakıkatler muvacehesinde sihr-u mekrin de velev muvakkat olsun bir te’siri bulunabileceğini inkâr etmek doğru olmadığını buradan anlıyabiliriz. Netekim: