Zâriyât Sûresi 49. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 522
وَمِن كُلِّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَا زَوۡجَيۡنِ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ٤٩
Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَمِنْ كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ Her şeyden de iki çift halk ettik - İbni Zeyd gibi ba’zı zatlar bunu her cins hayvandan erkek ve dişi nevi’lerine haml etmişlerdir ki «وَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهٖيجٍ» mucebince nebatatı da buna idhal edebiliriz. Mücahid, hareket ve sükûn leyl-ü nehar, Sema ve Arz, siyah ve beyaz sıhhat ve maraz, lezzet ve elem, sevab ve ıkab alel’umum ezdad ve mütekabilâta işaret olduğunu söylemiştir. Diğer ba’zıları da eşyanın nevilere tenevvuıyle tefsir etmişlerdir ki en azı iki nevi’ olur. Bu tenevvü’, zaman zaman muhtelif mekulelerle ve tasniflerle tezekkür edilmek istenilmiştir. Beyzavî yalnız bu ma’nâyı göstererek «مِنَ اْلَاجْنَاسِ نُوْعَيْنِ» diye tefsir etmiştir. Bu ma’nâ evvelkilerini de tezammun edebilmek i’tibariyle şümullüdür. Ancak bunda külli şeyden murad sâde cins olmuş oluyor. Lâfzın zâhiri ise her ferde istiğraktır. Onun için biz bundan her şey’in âfakî ve enfüsî yâhud haricî ve zihnî olmak üzere iki haysiyyetini ifade eden ve haric ile nefis beyninde müzdevic bir intıbak ile tecelli eyliyen idrâk mes’elesine de bir işaret anlıyoruz. Filvakı’ her şey bize nefis haricindeki suretini hikaye eden bir intıba’ ile tecelli eder ve hakıkat bu iki suretin yekdiğerine mutabekatiyle bilinir ki bunun birine asîli, birine zıllî dahi ta’bir olunur. Her hangi bir şeyden hasıl olan her şuur hadisesinde bu ikilik labüddür. Bu ikilik içinde birleştirilmeden hiç bir şey tasdık olunamaz. Ve tefekkür-ü tezekkür yapılamaz لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ – buyurulması da bunu teyid eyler. Yalnız şundan gaflet edilmemek lâzım gelir ki buradaki «كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا» karînesiyle ancak mahlûkata şamil olabilir. «وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ» deki şey gibidir. Bu şeyde Allah tealâ dahil değildir. Çünkü o «لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَىْءٌ» dir. Mahlûk olmadığı gibi mahlûk olan şey ile müzaveceden münezzehtir. O «اَحَدْ»dir, «صَمَدْ» dir, «وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ» dir. «وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ وَلَا وَلَدٍ» dir. Onun kendi zatına ılmi ılmi husulî kabîlinden değil, bizzat olan ılmi huzurî ile olduğu için sureti zihniyyeye (iydeye) muhtac olmıyan ve binaenaleyh zatına bir zevciyyet ıktiza etmiyen bir ılmi kadîmdir. Allaha da şey denilir diye Fütuhatı Mekkiyyede Muhyiddini arabînin buradaki «كُلِّ شَىْءٍ» de onu dahi idhal eder yollu mütaleada bulunması doğru değildir. «خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ» in «شَىْءٍ» inde Allah dahil olmadığı gibi burada da değildir. Hasılı zevciyyetten murad yalnız haricdeki tenevvü’ ve tekabül değil, hem haric hem ezhandaki suretlerle âfak ve enfüsteki tenevvü’ ve tekabüle şamildir. Allah tealâ kuvvet ve yüs’unü göstermek üzere semayı bina etmiş ve Arzı döşemiş ve her şeyden çift çift halk eylemiştir ki düşünesiniz, çiftler arasındaki münasebatı düşünesiniz de yaratanın kuvvet ve kudretini sun’unun hikmetini, ukubetinin şiddetini’ ni’metinin vüs’atini, bu günün yarınını, Dünyanın Âhıretini, Âhıretin ıkab ve sevabını anlıyasınız, diye.