Yûnus Sûresi 74. Âyet
Mekke · Cüz 11 · Sayfa 217
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ نَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡمُعۡتَدِينَ ٧٤
Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 74–97. âyetleri birlikte ele alır.
94. فَاِنْ كُنْتَ فٖى شَكٍّ مِمَّآ اَنْزَلْنَآ اِلَيْكَ Şimdi şu sana indirdiklerimizden bilfarz cüz’î şekk içinde kalırsan - bu âyet bâlâdaki kıssaların sıdk-ü hakkıyyetini te’yid ile risaleti Muhammediyyeyi te’kid ve takviye sıyakındadır. Ma’lûm ya farz ne vukuu ne de imkânı iycab etmiyeceğinden burada da ne şekk ne sual vaki’ değildir. Ancak bu kıssaların âyatı ilâhiyyeden olan fevkal’ade vukuatı tezammun ettiklerini ıhtar ile beraber nübüvveti Muhammediye hakkında en cüz’î bir şüphe ihtimaline bile mesağ bırakmıyan bir kuvveti beyan ve tehyici iykan vardır. Ya’ni başka taraftan öğrenmek suretile değil Allah tarafından sana vahy ile bervechi bâlâ haber verilen Fir’avn vesaire kıssalarının sıhhatinde şekk-ü şüpheye asla mahal yoktur. Sen de bunda şüphe etmezsin, Maamafih bilfarzı vettakdir cüz’î bir şekk ihtimaline ma’ruz kalacak olursa فَسْئَلِ الَّذٖينَ يَقْرَؤُنَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ senden evvel kitab okuyanlara sor - ya’ni bunlar ehli kitab ındinde ma’lûm ve muhakkak ve kütübi salifede de sabittir. Onlar bu kıssalardan ibret almayıp hâlâ şirk-ü küfürde devam eden ehli kitab bile bunları inkâr edemiyecek evet demeğe mecbur olacaklardır. Bundan ise şu netice çıkar: لَقَدْ جَآءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ Kasem olsun ki rabbından sana muhakkak hak geldi - kütübi salifeyi okumadan ve okuyanlardan işitmeden yalnız rabbından indirilen vahy ile bilip haber verdiğin halde bunlar kütübi salifeyi mütalea edenler nezdinde de muhakkak olunca artık her şüpheden âzade olarak tebeyyün eder ki bu haberler ve bu Kur’an «وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ» dır. Ve sana rabbından hak vahy-ü risalet gelmiş olduğu muhakkaktır. Rabbın hak tealâ bunu böyle bilhassa kasem ile te’kid ve te’min ederek de sarahaten beyan ve i’lân etmiştir. Binaenaleyh فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرٖينَ sakın şüphe edenlerden olma. - Cezm-ü yakînin ve rabbına i’timadın asla sarsılmasın. Kemali tevekkül ile vazifene devam et. İnanmıyanlara gelince: 96. اِنَّ الَّذٖينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ Her halde rabbının kelimesi aleyhlerine hakolmuş olanlar - küfür ve azâblarına hukmi ilâhi tahakkuk etmiş bulunanlar 97. لَايُؤْمِنُونَ وَلَوْ جَآءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ kendilerine her âyet de gelmiş olsa - Fir’avn gibi - bil’fi’l azâbı elîmi görünceye kadar iyman etmezler. - O vakit o iyman fâide verir mi? İymanı ye’is makbul olur mu? diye hatıra gelirse: ٩٨ فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَآ اٖيمَانُهَآ اِلَّا قَوْمَ يُونُسَ لَمَّآ اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْىِ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حٖينٍ
Meali Şerifi