Yûnus Sûresi 34. Âyet
Mekke · Cüz 11 · Sayfa 213
قُلۡ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۚ قُلِ ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ ٣٤
De ki: "Allah’a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?" De ki, "Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah’dır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَآئِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ Hiç, de: şeriklerinizden halkı bed’en yapacak sonra da onu iade edecek kimse var mı? - Ya’ni ma’bud taharrisinde insanın menfaat ve mazarretinde hâkim, ümid-ü mehafetinde son derece müessir bir merci’ aramakta ilk iş ılleti vücudu mülâhazadır. Bunun delili de eseri olan halk ve ihdas fi’lidir. Hakıkî te’sir ve ılliyet ancak halk-u icad ve ibda’dadır. Yoksa tabiat, kıyam, sudur, tevlid, kesb vesaire gibi esbabın hiç birinde hakıkî te’sir ve ılliyyet yoktur. Bunlar, yoğu var etmezler. Halk ise, yoğu var etmek ve bahusus yalnız umurı ı’tibariyyeyi, niseb ve izafatı ihdas değil «mahlûk » ma’nâsına halk ıtlak edilmekte en ziyade mütearef olan ecsam ve ecram halinde mekadir ve kemmiyatı mahsusa ve mütemayize ile takdir ederek icad etmektedir. (Sûrei «En’am » ın başına bak) kendini bilen herkes kendisinin bir zaman evvel yok iken sonra halkedilmiş bulunduğuna vakıf ve bu suretle âleminde hılkatin cereyan edib durduğu umumiyyetle ma’ruftur. Sabık bir halk ile mesbuk olan vasattaki halkler mütekaddim veya mukarin esbab ve âvamili mahlûkaya bir terettüb ve alâka ile de ıhtilât etmiş bulunduğundan bunlarda bir ma’dumun icadına taallûk eden halk haysiyyetini mevcudun kıyamı, sudûr ve tevellüdü gibi diğer haysiyyetlerden temyiz-ü tefrık etmek bir dereceye kadar hafî ve müşkil görünebilir. Bununla beraber vasattaki halk, ma’budi hâkim ihtiyacına saik olan son ümid-ü mehafetin taallûk edeceği gayei matlûbe de olamıyacağından halk mefhumunu bütün vuzuhile anlamak ve ondan öne sona, mebde’ ve meâde hâkim halikı yakınen tanımak için alel’umum en vazıh ve en müstakim tarik, bütün mahlûkata vücud ve fenanın uruzunu açıktan açığa gösteren bed’i halkı, bir de müntehasını tasavvur etmektir. Her hangi bir şey’in bir sınıf halkın bir halkı sabıkla mesbuk olmıyan ilk halkını, ilk hâdisenin, ilk modelin, ilk maddenin başlangıcını mülâhaza etmek halkın bütün mahiyyetini anlatacağı ve halikı kudretin tabiati eşya fevkında hâkim bir mebdei vücud olduğunu göstereceği gibi vücude gelmiş olan bir şey’in sonradan fanî oluverdiğini görmek ve mülâhaza etmek de tabiat safsatasından kurtulmağa ve fünunı tabiiyye mebahis ve mesailini kitabı tabiatin değil kitabı hılkatin âyâtından telâkkı etmeğe kâfidir. Bu vechile ma’rifetullah matlûbunda ilk vaz’olunacak sual şudur: Ey iymansızlar, ey likaullaha ümidi olmıyan, ey mahlûka halık rütbesi vermek istiyen müşrikler! Sizin Allaha karşı kendilerinde bir te’sir ve kudret, menfaat ve mazarretinizde ona mukabil, bir hâkimiyyet farz-u tahayyül edib de tapındığınız birer ilâh gibi ümidler bağladığınız ve mahlûkiyyette şerikleriniz olan ya’ni sizin gibi mahlûk bulunan esbab ve âvamil silsilesi içinde akl-ü idrâkden nasıbleri olmadığı cihetle zevil’ukul üzerinde hukm-ü tasarrufa kudretleri bulunmadığı aşikâr olan putlar gibi suver-ü cemadât mekulesi şeyler şöyle dursun zevil’ukulden bulunanlarında bile bir halkı tâ mebdeinden yapacak sonra da onu ifnâ edib tekrar yeni baştan halk ile iade edecek ferd veya cemaat hiç kimse var mıdır? Ya’ni ne mümkin? Bir mahlûkun sabık bir halk olmadan bed’en bir şey yapmasına imkân olmadığı şüphesizdir. Falan mahlûk, halka bed’edebilir demek bir tenakuz olur. O mahlûk Akli evvel de farz edilse fi’linde kendisinin yapmadığı bir mebdee muhtaçtır. Lâekal kendinin halk edilmiş olması lâzımdır. Halk, yalnız esbab ve ıleli mahlûka silsilesi mülâhaza edildiği zaman içlerinde silsileyi kat’edib de halka bed’edebilecek bir mebde’, bir ılleti hâkime bulmak muhaldir. Çünkü hangisi mebde’ ve ıllet farzedilse ayni zamanda mahlûk ve talîdir. Halbuki halk başlamış cereyan edib durmaktadır. Onun için tenakuzu muhtevi olan o teselsüle Hukemâi ilâhiyye teselsüli muhal ıtlak etmişler ve bütün silsilei mümkinatın hey’eti mecmuası dahi mümkin olacağı, mümkinin vücudu ise kendinden hariç bir ıllete muhtaç olacağı, silsilci mümkinatın hey’eti mecmuasından hariç ılleti vücudun lizatihi vacibülvücud olması lâzım geleceği cihetle bed’i halkın ıleli mahlûka silsilesine istinadı muhal ve vacibülvücuda istinadı zarurî olduğunu izah eylemişlerdir. Hasılı bir mahlûk, mebdei halk bile olsa onun bâdii halk bir hâlık olması mümkindeğil mütenakız olduğundan bu hakıkat bir ıhtar ile fehmolunabilecek kadar bedîhidir. Halkın sübutu zâhir, hâlikın halkda dahil olmıyacağı bedihî olduğundan makineyi yapan sanii yaptığı makinenin içinde aramak biyhûde olduğu gibi hâlikı eşyayı da tabıati eşya içinde aramak doğru değildir. Halk içinde mebadii gayri âkıle şöyle dursun mebadii âkılenin bile badii halk olması hiç mümkin mi? Sonra bir mahlûk, helâk olub fenaya gittiği zaman onu re’sen halk edebilecek bir mahlûk bulunabilir mi? Cevabı «hayır mümkin değil» selbi küllîsinden ibaret olan bu suali irad ile nefyi şirki takrir ve bundan maksad, cidal olmayıb mahzâ irşad ve bürhan olduğundan o fasık müşriklerin ne diyeceklerine bakmıyarak ya Muhammed قُلِ اللّٰهُ Allah, de: يَبْدَؤُا الْخَلْقَ halka bed’eder - bir halk sebketmeden hiç bir mahlûkun tavassutuna muhtac olmadan halkı tâ ilk mebdeinden yapar, ilk başından yaratır, Allah vacibülvücud ve lizatihi hakk olduğundan fı’l-ü tekvini kadim olan zat ve sıfatından başka hiç bir şart ve ıllete tevakkuf etmez, o her şeyden akdem bir evveldir ve herşey onunla mesbuktur. Halka ancak o bed’eder, ma’dumu vücude ibtida o getirir. Halkı bütün mebadisiyle yaratır. Sade dumandan toprak, topraktan taş, taştan bina yapar gibi ölüden ölü, camidden camid yapmakla veya insandan insan doğurtmak gibi diriden diri çıkarmakla kalmaz, hiç bir huceyrei hayatiyye yokken sudan hayat yapmak, çamurdan, topraktan ilk nebati, ilk hayvanı, ilk insanı ihdas edivermek gibi her biri - tabiat noktai nazarından bakılınca - kanunı tabiîyyi tağyir ve yepyeni bir tabiata mebde’ teşkil etmiş bulunan ve binaenaleyh fevkattabia bir icadı ibtidaî olduğunda şübheye mahal olmıyan aşılmaz ıstıfa mebde’lerinde vukua geldiği üzere ölüden diri çıkarmakla da kalmaz da bütün halkın tâ ilk madde ve suretine, ilk mıkdar ve faliyyetine varıncaya kadar bütün meb’delerini yaratmaktan başlar. Öyle ki halk hakikatta yegâne faili olan hâlık tealânın zat ve sıfatından başka hiç bir şart ve ılletle mesbuk olmaz. Halk yoktan değil, yokluk şanından olan mümkinattan da değil, bizâtihi ve lizatihi var olan ve yokluk şanından olmıyan Allah tealâdan gelir, onun sun’ıyle başlar. Allah halkı böyle baştan başa ve başlı başına yapar ثُمَّ يُعٖيدُهُ sonra onu iade de eder - halkı bir mebde’den bir müntehaya vardırır. Bu ilk alemde yarattığını bir nihayet ve akıbete erdirir, verdiği halk cereyanını kati’ ve onu ihlâk ile kendinden alıb kendine irca’ ve bil’ahare yeni baştan bir halk ile diğer bir alemi halkte ba’s-ü iade eder. Allah, böyle mebdee de hâkim maada da hâkimdir. Biri salibe biri mucibe olan bu zarurî iki mukaddime ise şekli sanîden şu matlûbu intac eder: «لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» silsilei halk öyle, Allah böyle iken فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ imdi siz nereden ifke düşürülüyorsunuz nasıl saptırılıyorsunuz!... - Ya’ni ortada şirk-ü fısk ile nasıl çıkmaza, ne acaib batağa saplanıyorsunuz farkında mısınız?... Bütün halkın mebde ve maadına hâkim bir hâlık olan Allahı saymamak, mahlûka perestiş etmek ne çıkmaz sapıklık, ne acaib cehl-ü hamakat bilseniz, yâhud siz artık önünde sonunda Allahtan nasıl kurtulursunuz? Mebhasi vücud ve tekvin noktai nazarında işte mes’ele böyle.
3 - Mebhasi ma’rifet ve ılim noktai nazarından da ya Muhammed!