AyetSûreler

Vâkıa Sûresi 48. Âyet

Mekke · Cüz 27 · Sayfa 535

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ۝٤٨

Önceki atalarımızda mı

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 39–57. âyetleri birlikte ele alır.

39. 40. ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ bir çok evvelînden ve bir çok âhirînden - ya’ni Eshabi yemîn sabikun gibi değil çoktur. Evvelînden de bir çok, âhirînden de bir çoktur. Evvelîn ve âhirîn ya bütün ümmetlerin mütekaddimîn ve müteahhırîni yâhud bu ümmetin mütekaddimîn ve müteahhırînidir. İmam Ahmed ibni Hanbel ve İbni Münzir ve İbni ebi Hâtim ve İbni Merduyenin Ebû Hüreyre radıyallahü anhten rivayetlerine göre «ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ وَقَلٖيلٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ» nazil olunca Eshabi Resulillahın gücüne gelmişti, bunun üzerine «ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلٖينَ وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرٖينَ» nâzil oldu. Resuli Ekrem Sallâllahü Aleyhi Vesellem buyurdu ki: Ben herhalde ümmid ederim siz ehli Cennetin sülüsü olursunuz. Belki siz ehli Cennetin nısfı, yâhud ehli Cennetin şatrısınızdır. İkinci nısfı da onlarla paylaşırsınız» demek ki ehli Cennet içinde ümmeti Muhammed az olacak diye merak etmişlerdi, bununla o endişe bertaraf edilmiş oldu, şu halde ümmeti Muhammedin evvelîninden sabikun, müteahhırîninden çok olduğu gibi ümemi salifenin sabikunu da ümmeti Muhammedinkinden çoktur. Çünkü ümemi salife içinde Enbiya çoktur. Bununla beraber ümmeti Muhammed sabikununun tabi’ıni ümemi salife sabikununun tabiıninden çok olacaktır. Çünkü ehli Cennetin yarısından ziyadesini teşkil edeceklerdir. Bu, ihtimal ki nüfusı beşerin gittikçe tezayüd etmesi kazıyyesi ile de alâkadardır. Şayanı dikkattir ki Sabikunda «جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ» buyurulduğu halde Eshabi yemînde bu söylenmemiştir. Bundan Eshabi yemînin saadeti sabikuna tabi’ıyyetleri sebebiyle mahzı fazl olduğuna bir işaret anlaşılabilir. Netekim zılli memdud ta’birinde de buna bir ima vardır. Bu mazmun Sûrei Turda geçen «وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِاٖيمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ» mazmununa şebihtir. Buna nazaran demek olur ki sabikun, sabık bilhayrat olan enbiya ve eimmei müctehidîn, Eshabi yemîn de onların sıdk ile tabi’înidir. Üç sınıfın üçüncüsü bulanan ve Eshabi yemînin zıddı olarak sabikunun solunda ahzı mevkı’ edip kitabları sol taraflarından verilecek olan şeâmet sahibleri Eshabi şimale gelince buyuruluyor ki 41. وَاَصْحَابُ الشِّمَالِ Ashabi şimal ise مَآ اَصْحَابُ الشِّمَالِ ne Eshabi şimal! - ne sulak, ne uğursuz, ne bedbahttırlar! 42. وَحَمٖيمٍ ve bir hamîm - bir kızgın su. Cehennem suyu 43. وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ ve zifirden bir zıll -kömür veya kurum gibi kararıp duran sisli, boğucu bir gölge içinde. YAHMUM, kömür gibi simsiyah olan şey, zifir ve kara duman ma’nalarına gelir. Buna zulmet denilmeyip de gölge denilmesi tehekküm içindir. İbni Abbastan bir rivayette de Cehhennem ehalisini her taraflarından kaplayıp ihata eden perdenin ismidir. 44. لَابَارِدٍ serin de değil وَلَا كَرٖيمٍ kerîm de değil - ya’ni hiç bir hayır ve menfeati ve hiç bir hoşluğu olmıyan bir gölge. Bunların içine düşmelerinin sebebi ise 45. اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفٖينَ Çünkü onlar bundan evvel, bu azâbın vukuundan evvel mütrefîn idiler - imhal edilerek şımartılmış, keyflerine düşgün, mübalâtsız kimseler idiler 46. وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظٖيمِ o hınsi azîme ısrar ediyorlardı - Hıns, esasen günah ma’nasınadır. Yemîninde durmayıp bozmıya da hıns denilir. Müfessirlerin çoğu burada hinsi azîmi büyük günah diye tefsir etmişlerdir. Çünkü «اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظٖيمٌ» buyurulduğu üzere şirk, zulmi azîm ve ekberi kebairdir. Ba’zıları yemîni gamus, ya’ni yalan yere yemîn demişlerdir. Tekıyyüddini Sübkî «وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَايَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُ» buyurulduğu üzere kuvvetli kuvvetli yemîn ederek ba’si inkâr etmeleri demiştir. Bu ma’na hınsin meşhur ma’nasına muvakıf olur ise de bu suretle 47. وَكَانُوا يَقُولُونَ الخ onu tefsirden ibaret olmuş olacağı cihetle evvelki ma’na tercih olunmuştur. Ancak şirki hınsi azîm ta’biriyle ifadenin bir nüktesini de aramak lâzım gelir. Bu nükte ise surei Beraede «فَقَاتِلُوٓا اَئِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَآ اَيْمَانَ لَهُمْ» buyurulduğu vecihle bunların yemîn tanımaz, yemînlerinde durmaz yalancılar olduklarını da iş’ar etmek olsa gerektir. Netekim bunlara: «اَيُّهَا الضَّآلُّونَ الْمُكَذِّبُونَ» diye hıtab edilmesi de bunu te’yid eyler ve bu ma’na ile dirki bunlar eshabı yemînin tam zıddı oldukları tevazzuh eder 50. لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى مٖيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ – O ma’lûm gün Kıyamet günüdür. MÎKAT, bir şey’in vaktını ta’yin eden haddir. Kıyamet de dünyanın vaktını tahdid ettiği için mîkat ta’bir olunmuştur. İzafet beyaniyyedir. Mîkat olan gün demektir. 52. مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ – Zakkum ağacı hakkında Vessaffat suresine bak 55. الْهٖيمِ HİM ehyemin veya heymanın cem’idir. Hüyam ılletine uğramış deve demektir. Hüyam, deveye arız olan istiskaya benzer bir susuzluk ılletidirki içer içer kanmaz, onlar da zakkumu yer hamîmi içer içer kanmazlar. 56. هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّٖينِ bu işte onların o din günü, ya’ni ceza günü konukluklarıdır. - Nüzül, konukluk, müsafir gelince kahve veya kahve altı gibi ilk sunulan mâ hazardır. İlk konuklukları böyle olunca artık ilerisi ne kadar elîm olacağı düşünülsün. Bu beyandan sonra münkirlere telvini hıtab ile ilzam ve tebkit için buyuruluyorki 57. نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ biz halk ettik sizi فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ halâ tasdık etmiyecekmisiniz?

Bunu daha ziyade tevzih için de şöyle buyuruluyor: ٥٨ اَفَرَاَيْتُمْ مَاتُمْنُونَ ٥٩ ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٦ نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقٖينَ ٦١ عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فٖى مَالَا تَعْلَمُونَ ٦٢ وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُولٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٣ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ ٦٤ ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٥ لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٦ اِنَّا لَمُغْرَمُونَ ٦٧ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٨ اَفَرَاَيْتُمُ الْمَآءَ الَّذٖى تَشْرَبُونَ ٦٩ ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٧ لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧١ اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّتٖى تُورُونَ ٧٢ ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَآ اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُنَ ٧٣ نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوٖينَ ٧٤ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ

Meali Şerifi