Tegâbün Sûresi 13. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 557
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ١٣
Allah ki O’ndan başka tanrı yoktur. Müminler Allah’a dayansınlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 11–18. âyetleri birlikte ele alır.
11. مَآ اَصَابَ مِنْ مُصٖيبَةٍ bir musîbet isabet etmez ki اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ Allahın izniyle olmasın - ya’ni gerek kâfir, gerek mü’min her kim, her hangi bir ferd veya cemaat olursa olsun başına, gerek cana, gerek mala, gerek saireye müteallık her hangi musîbet, maddî veya ma’nevî kavlî veya fi’lî hoşa gitmiyecek acı bir hâdise çarparsa o her halde Allahın izniyledir. Allahın izni olmayınca hiç kimsenin istemesiyle, çalışmasiyle kimseye bir musîbet iremez. Allahın izni olmayınca bir yaprak bile yerinden oynamaz, Sûrei Hadîdde «مَآ اَصَابَ مِنْ مُصٖيبَةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فٖٓى اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا» bak. Gerçi «وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ» ve «اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ» âyetlerinde geçtiği üzere ba’zı musîbetlerin, meb’dei insanın veya kavmın kendi nefsi olduğu muhakkak ise de böyle olan musîbetler dahi yine Allahın takdir ve iradesiyle izni tealluk etmedikçe vukua gelmez. Onun için «قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» buyurulmuştu. Bu böyle ancak Allahın izniyle olduğu gibi وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ her kim de Allaha iyman ederse Allah onun kalbine hidayet verir - tevfık verir, doğruyu düşündürür, gelen musîbetin ancak Allahın izniyle olabileceğini ve kendisi Allahın olup yine Allaha döneceğini hatırlatarak «اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنّآَ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ» tesellîsiyle gönlüne tesliyet «لِكَيْلَا تَاْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَآ اٰتٰيكُمْ» irşadiyle sabır, metanet «اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ» müjdesiyle inşirah verir وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ ve Allah her şey’e alîmdir. - Binaenaleyh ona izin vermekte hikmeti ne olduğunu, ona ne gibi hayırlar, maslahatlar terettüb ettireceğini ve bu yüzden mü’min kulunu ne gibi sevablara irdireceğini ve böyle iyman eden bir kulun ne suretle hareket etmesi iktiza edeceğini bilir ve kalbine o suretle hidayet vererek muvaffak da kılar, o halde salih amellerin ne olduğunu bilmek için de Allaha ve Resulüne ve o nûra iyman edin - 12. وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ الخ bu emir yukarıda mezkûr «فَاٰمِنُوا» cümlesine yâhud «وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ» kavlinin fahvası olmak üzere mukadder «فَاٰمِنُوا» üzerine ma’tuftur. 14. يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ – Cem’ıyyette dahilî salahın en mühim mebde’lerinden biri de aile salâhı olmak ve aile umuru ehemmiyyetli bir gaile bulunmak hasebiyle burada mü’minlere salih amelleri beyan sırasında aile gailesine tealluk eden bazı ta’limatı havi bir hıtab ile Sûreye hıtam verilecektir ki bu hatabe hem evvelki iki Sûrenin âhirindeki «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا» hıtabeleriyle mütenazır, hem de bundan sonraki iki Sûreye bir temhîddir. Tirmizî ve Hâkim ve İbni Cerîr ve daha ba’zıları İbni Abbastan şöyle rivayet etmişlerdirki: bu âyet «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ الخ» ehli Mekkeden bir takımları hakkında Nâzil olmuştu ki Müsliman olmuşlar ve -Medîneye- Peygamber sallâllahü aleyhi vesellem Hazretlerine gitmek istemişlerdi. Zevceleri ve evladları da onları bırakmak istememişlerdi, sonra kalkıp Resulullaha geldiklerinde nasın dinde fıkıh ve intibah kesbetmiş olduklarını görünce zevcelerine ve evladlarına ukubet etmeği kurdular, bunun üzerine Allah tealâ bu âyeti indirdi. Diğer bir rivayette: bir adam hicret etmek ister, karısı ve çocuğu mani’ olurdu, o da «Eğer Allah tealâ sizinle beni Darülhicrede cem’ederse vallahi şöyle şöyle, yapacağım diye yemin ederdi, bu âyet nâzil oldu. Atâ ibni ebî rebahdan rivayet olunduğuna göre de avf ibni maliki eşceî Peygamberin maiyyetinde gazâya gitmek istemişti, ehl-ü evlâdı toplanıp alıkoymaya uğraşdılar ve biz senin ayrılığına dayanamayız diye sızlandılar, o da rikkate gelib gazâya gitmemiş, sonra da nedamet etmişti, bu âyet nâzil oldu, demek ki sebebi nüzûl müteaddiddir. Bunların cem’inde münafat yoktur. Âyetin sıyak ve mazmunu bunlara ve emsaline mutabık olduğu gibi daha çok şumulludur.
EZVAC, zevcin cem’idirki erkeğe de dişiye de ıtlak olunur. Burada hıtab zâhiren zükûre olduğuna
nazaren ezvacdan murad ba onların çiftleri olan zevceler demek olur. Ancak «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا» gibi hıtabı zükûr, tagliben kadınlara da şamil olmak kaidesine nazaran ezvac da mütekabilen zevc ve zevceye mütehammildir. Evvelki surette ise bu ma’na işareten veya delâleten anlaşılır. Buyurluyorki: ezvacınızdan, ya’ni çiftlerinizden ve evlâdınızdan عَدُوًّا لَكُمْ size bir düşman vardır. - Zevce ve evlâd mecmuu olan ailelerinizin hepsi değil ise de içlerinden ba’zısı; ba’zı kadın, ba’zı evlâd veya ba’zı kadınla ba’zı evlâddan mürekkeb bir takımı, size bilerek veya bilmeyerek bir nevi’ düşmandır. Alemde kocalarına adavet eden, canına bile kıymağa kadar giden, yemeğine zehirler katan aklını ifsad eden, malına, ırzına, namusuna hıyanet eyliyen, dinini diyanetini selbeden, Cehenneme sürükleyen nice kadınlar ve öyle evlâdlar buluna gelmiştir. Bunu bile bile kasden yapanlar olduğu gibi bir takımları ve belki bir çokları da bilmiyerek ve kötü bir maksad beslemiyerek kocalarını veya babalarını zararlara mihnetlere, kederlere, gailelere düşürür ve böylelikle bir takım hayır işlerine, ıbadetlerine mani’ olur. Evlâd hakkında bu ikinci cihet, ikinci âyette fitne ta’biriyle ifade edilmiş olmasına nazaran burada daha ziyade kasdî olan adavet mütebadir görünür ise de orada zikredilmemiş olan ezvaca burada da o ma’nâ mülâhaza olunarak mutlak olan adavetin ıtlâkı üzere kasdî ve gayri kasdîye muhtemil olması iki âyet arasında bir ıhtıbâk san’ati ifade edeceği cihetle daha beliğdir. Ailede böyle kasdî veya gayri kasdî adavet, zevce ve evlâd tarafından olabildiği gibi mütekabilen zevc tarfından da olabilir. Zevcelerine hıyanet eden nice erkekler de vardır. Ancak hıtabın zâhiri erkeklere olmak ı’tibarile o cihet tasrih olunmayıp zımnî olarak işaret veya delâlete bırakılmıştır. Bunun da sebebi şudur: «اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَآ اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ» mucebince infak ve idare ve terbiyesini deruhde etmiş reisi olmaları hasebiyle hıtab evvel emirde onlara tevcih edilmiş hem de bilhassa iyman sıfatiyle nida olunmuş olduğu cihetle âkıl, bâliğ, mükellef bir mü’min olarak hıtab edilmiş bir âile reisinin âilesine adaveti ve ahlâksızlığı, erkeğin, akıl ve iyman hasletleriyle mütenasib olmıyacağı ve onlara ancak o gibi hususatta müteyekkız olarak öyle mahzurlardan hazeretmek ve afv-ü safh-u semahat gibi ahlâkı fadıle ile onları idare eylemek yaraşacağı vuzuh ile anlatılmak için bu cihet tasrih olunup mukabili terk veya ızmar edilmiştir. Ya’ni hakikî bir mü’mini kâmil için öyle bir ahlâksızlık tasavvur bile olunmamak gerektir. Ve o halde mü’minlerin zevcelerine ve evlâdlarına yaraşan da onlara düşman değil, cidden yar-u şefîk olmak, o iyman şı’ar ü terbiyesini kesbeylemektir. Halen ve kalen nümune olarak bunu telkin ve idare etmek vazife ve mes’uliyyeti ise evvel emirde erkeklere müteveccih ve kadınlar akıldan ziyade hissiyata tabi’ bulunmakla nida ve hıtab erkeklere tevcih olunmuştur. Binaenaleyh meâlin hasılı şu olur: ey o bütün iyman eden ve aile üzerinde kavvam olması ıktızâ eyleyen erkekler, sizlerin erkekliğiniz, aklınız, iymanınız ve mucebince salâh fikriniz size muzaf olan âilenize düşmanlık etmeğe müsaade etmemek iycab ederse de zevceleriniz ve evlâdınız içinden akıl veya dinde noksanlıkları hasebiyle sizlere düşman olan, başınıza gaile çıkarmak istiyen ba’zıları da bulunabileceği muhakkaktır. فَاحْذَرُوهُمْ o halde o düşmanlardan hazer ediniz - onlara dikkat edip mahzurlarından sakınınız - şerlerinden, gailelerinden emin olup da kendinizi onlara kaptırmayınız. Bundan dolayı zevceyi intihab ederken dış güzelliğine, malına, şununa bununa kapılıvermeyip her şeyden evvel dinini, ebedini, ıffetini, ahlâkını aramalı. Netekim bir hadîsi nebevîde de «اِيَّاكُمْ وَخَضْرَاءَ الدَّمَنِ= çöplükte biten yeşillikten sakınınız» buyurulmuştur. Sonrada aile hukukuna riayet ve onların dinî terbiyelerine dikkat ve onlar yüzünden gelmesi melhuz olan dünyevî ve uhrevî zararlardan sakınmalı, gelişi güzel bırakıvermeyip teyekkuz ve intibah üzere bulunmalı, sevgi ve alâka sevdasiyle şımartmamalıdır. Bununla beraber sakınacağız diye tazyık edip de sıkmamalı, her kusurlarına aldırmamalıdır. وَاِنْ تَعْفُوا ve eğer afvederseniz - yani afvetmek hakkınız olup sizin tarafınızdan afvı kabil bulunan suçlarını afvederseniz ki bunlar size karşı vakı olup gayrın hakkı teallûk etmiyen dünya umuruna müteallık veya dine dair olup da tevbe ettikleri suçlardır. Afveder وَتَصْفَحُوا ve safh ile muamele eder, yüzlerine vurmaz, başlarına kakmaz وَتَغْفِرُوا ve ayıblarını eksikliklerini örter. Semahat gösterirseniz فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌرَحٖيمٌ şübhe yok ki Allah da gafur rahîmdir. - O da sizin günahlarınızı rahmetiyle mağfiret buyurur.
15. اِنَّمَآ اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ her halde mallarınız ve evlâdlarınız bir fitnedir - sizi meftun edip bir takım zahmetlere ve günahlara sokmağa sebeb olan ve bir takım hayırlardan, tâatlardan alıkoyan bir ibtilâ ve mihnettir. وَاللّٰهُ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظٖيمٌ halbuki Allah, büyük ecir onun yanındadır. - Binaenaleyh Allah mahabbetini, Allahın zikr-ü tâatını mal ve evlâd mahabbetine dahi tercih etmeli, mal ve evlâd kaygılariyle uğraşırken Allah için ibadet ve tââtı haleldar etmemelidir. 16. فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ onun için gücünüz yettiği kadar Allaha korunun - fitneden, Allahın rızasına muhalif şeylerden sakınıp Allahın vikayesine sığınarak takva yolunu tutun. Bu emirde «اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ» emrine nazaran çok tahfif vardır. Yani Allaha lâyık olan tam hakkiyle takva yapamazsanız bile gücünüz yettiği kadar müttekî olun korunun, zikrullahdan gaflet etmeyin وَاسْمَعُوا ve dinleyin - ve Allahın emirlerini, nehiylerini, va’z-u nasıhatı dinleyin وَاَطٖيعُوا ve itaat edin - dinlediklerinizi tutup kendi gönlünüzle tatbık ve icra edin وَاَنْفِقُوا ve infak yapın - tekâsür ve tefahur için mal toplamak ve kenz yapmak hırsına kapılmayıp gerek kesb ile kazandıklarınızdan ve gerek arzdan çıkan hasılâttan Allahın sizlere merzuk kıldığı şeylerden zevcelerin ve evlâdın nefakalarını verdikden başka yukarıki Sûrelerde, ezcümle sûrei Bakare ve Sûrei Beraede emr-ü tergib olunan cihetlere: valideyn ve en yakın akriba, yetimler, miskinler ve ibni Sebîl için nefakalar ve cemaati müslimînin ve fukaraı ibadullahın mesalih ve menafiı, dini hakkın neşr-ü müdafaası ile Allah yolunda cihad, birr ü takvada teavün için gücünüz yetebildiği kadar vergi, iâne zekât, sadakat verin خَيْرًا لَِانْفُسِكُمْ nefisleriniz için hayır yapın - Allahın vikayesinde korunmanız için kendi nefisleriniz hakkında en hayırlı, en nafi’ olanı işleyin. Yani büyük ecir ancak Allah yanında olduğu ve dünya zevkı sönüp ancak Allah yanındakiler kalacağı cihetle Allah rızası için infak, netice itibariyle sizin nefisleriniz hakkında emval ve evlâddan daha hayırlıdır, bundan dolayı emval ve evlâd derd-ü hırsıyla Allahı ve kendilerinizi unutup da hayr için infaktan geri kalmayın, Allah için hayırlar yapın ve onun için çalışın, emval ve evlâda da o maksadı gözeterek bakın وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ ve her kim nefsinin şuhhundan; hırs-u buhlünden vikaye olunup korunursa - ki bu ancak Allahın vikayesine sığınmakla olabilir. فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ işte onlar felâh bulanlardır. - Onun için gücünüz yettiği kadar Allaha korunun da harîs ve bahîl olmamağa çalışın. Nefislerinizin hırsına zebun olup da ihtikâr ve hasislik ile kendinizi ve evlâd ve ıyalinizi ve cemaatinizi felâketlere sürüklemeyin, sahî ve civanmerd olmağa çalışarak Allah için hayır işlerde müsabaka edin (Sûrei Haşrde geçen «كَىْ لَايَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَآءِ مِنْكُمْ» ve «وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ» bak).
17. اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا Eğer Allaha karzı hasen suretiyle ıkraz ederseniz - (Sûrei Hadîdde ve sûrei Bakarede «مَنْ ذَا الَّذٖى يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا» bak). Bu âyet de infaka tergib içindir. Ba’zıları bundan murad, farz olan zekâttır. Demişler, ba’zıları mendub olan infakatdır demişler, Ba’zıları da küllîsinden eamm olduğunu söylemişlerdir ki makamı tergibe en muvafık olan da budur. Ya’ni Allahdan güzel esir istemekden başka bir garaz beslemiyerek hulûsi niyyetle verilen ödünçler gibi «لِلْفُقَرَآءِ الَّذٖينَ اُحْصِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَطٖيعُونَ ضَرْبًا فِى الْاَرْضِ لَا يَسْئَلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًا» buyurulduğu vechile Allah yolunda çalışan ve çalışacak olanların havâic ve levaziminden ve bu kabîlden ıktıza eyliyen sair vücuhi birr ü hayre Allah rızası için mal veya emek sarf ederek infak ve teberruatta bulunursanız, bu suretle sarfedilen şeyler sandıklarda para saklamaktan, Dünya garazları için sarfiyyat veya ıkrazat yapmakdan, murabahacılık, rıbacılık şöyle dursun meşru’ ticaretlerden dahi daha kârlıdır. Çünkü يُضَاعِفْهُ لَكُمْ Allah onu size kat kat ecriyle öder. - On katdan yedi yüze kadar ve hattâ daha ziyade katlar. Memleketde bu yüzden hasıl olacak güzel sa’y-u amellerle serveti umumiyye tezayüd ettikten agniya ve fukara arasında mahabbet teessüs eyledikten başka Âhıretde de kat kat sevab verir. وَيَغْفِرْ لَكُمْ hem de günahlarınıza mağfiret eder. وَاللّٰهُ شَكُورٌ ve Allah şekûrdür. - Şükür, iyiliği iyilikle karşılamak demek olub, Allah tealâ da rızası için yapılan azacık bir iyiliğe bile büyük büyük ecirler verir onu büyültür. Ni’met esasen kendisinin olduğu halde onun şükrünü bilip de Allah için Allahın sarfını emrettiği yerlere sarf edenlerin hem daha güzel, daha ziyadesi ile ecrini çoğaltır, hem kadirlerini yükseltir. Hem de حَلٖيمٌ halîmdir. - Günahkârları derhal ukubeti ile müâhaze buyuru vermez imhal eder. Gerçi hisab görmek istediği zaman seriülhisabdır. Bir lemhada bütün hisabları görüp bitiriverir, Fakat her günahın akıbinde hisabını görüvermez, bir çoklarını imhal eyler, bu da kendisine bir şey gizli kaldığı için değil, büyüklüğündendir. Çünkü o 18. عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ gaybin de âlimidir şehadetin de - gizli yapılanları da bilir, açık yapılanları da bilir, vücude gelenleri de bilir, gelmiyenleri de bilir. الْعَزٖيزُالْحَكٖيمُ o öyle azîz, öyle hakîmdir - şekür-u halim olmakla beraber azîzdir. Isyana karşı kahr-u ıkabı şedîddir. Dilerse hiçbirini imhal etmez, ızzetiyle hepsinin hisabını görüverir, hatır u hayale gelmez şeyler yapar, bununla beraber hakîmdir. Yapdıklarının evvelini âhirini birbirine rabt edip üzerine hikmetler terettüb ettirerek bihakkın muntazam yapar. Her sun’unda hikmet, her emrinde hikmet vardır. Onun içindirki Dünyanın Âhıreti vardır. Bütün bu emirler de onun hak hikmetiyledir. Bunlarla amel edenler Teğabün günü aldanmazlar.
Bu Tegabün sûresinin âhirindeki hıtabede aile ahvaline müteallık olmak üzere «اِنَّ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ وَاَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ» buyurularak adavet mahzurundan sakınılması emrolunmuş bulunduğu ve halbuki evlâd alâkası hılkî ve binaenaleyh fesh-ü izalesi gayri kabil bir alâkaı nesebiyye olarak sâbit olup zevciyyet ise akdi nikâh sebebi ile muteber ve binaenaleyh fesh-ü ref’i kabil bir âlakai sebebiyye olmak hasebiyle zevc ve zevce beyninde bundan matlûb olan mahabbet ve muaşeret nefret ve adavete munkalib olunca bunun mahzurundan kurtulmak ba’zı ahvalde tedricen veya kat’iyyen boşama çaresine muracaatı iktiza edeceği cihetle izzet ve hikmeti ilâhiyye talâkı teşri’ buyurmuş ve bu münasebetle bu Sûreyi de sûrei Talâk ta’kıyb eylemiştir.