المسد
Tebbet Sûresi
111. sûre · Mekke · 5 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
TEBBET ١١١ سُورَةُ الْمَسَدِ Bu «تَبَّتْ» Sûresi ki «مَسَدٍ» Sûresi de denilir, bilâ hılâf Mekkîdir. Buharî, Tirmizî ve daha başkaları İbni Abbastan rivayet etmişlerdir ki: «وَاَنْذِرْ عَشٖيرَتَكَ الْاَقْرَبٖينَ», âyeti nâzil olunca Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem Safaya çıkıp «يَا صَبَاحَاهْ» diye nida etmişti, bu kim dediler, başına toplandılar, onlara ne dersiniz? Ben size şu dağın arkasından bir takım âtlar çıkacak diye haber versem beni tasdîk edermisiniz? Buyurdu, biz sende bir yalan tecribe etmedik, dediler, öyle ise ben sizi önümde şiddetli bir azâb ile inzar ediyorum, buyurdu. Ebu Leheb, «تَبًّا لَكَ= yuh sana!» Bizi bunun içinmi topladın? Dedi ve kalktı, bunun üzerine «تَبَّتْ يَدَآ اَبٖى لَهَبٍ وَتَبَّ» nâzil oldu, ba’zı rivayetlerde onu söylemekle beraber iki eliyle bir taş alıp Resulullaha atmak da istemişti. Beyhekînin Delâilde yine İbni Abbastan bir rivayetinde: Ebu Leheb şı’bdan çıkıp Kureyşe müzahir olduğu zaman, Muhammed, bize olduğunu görmediğimiz bir takım şeyler va’dediyor, ölümden sonra olacağını zu’m eyliyor, benim elime ne koydu!... Deyip iki elini üflemiş de, «تَبًّا لَكُمَا= yuf size» ben sizde Muhammedin söylediklerinden birşey görmüyorum, demişti. Bunun üzerine «تَبَّتْ يَدَآ اَبٖى لَهَبٍ» nâzil oldu denilmiştir. Neysâburi, tefsîrinde: İbni Abbas demiştirki: Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem ilk ba’solunduğu vakıt emrini gizli tutuyor, ve Mekke şıabında namaz kılıyordu, tâ «وَاَنْذِرْ عَشٖيرَتَكَ الْاَقْرَبٖينَ» emri nâzil olana kadar üç sene. O vakıt Safaya çıktı, ya Âle galib diye nida etti, onlar mescidden ona çıktılar, Ebu Leheb, işte Galib sana geldi, ne var yanında? Dedi, sonra da Âle lüey diye nida etti, Lüeyden olmıyanlar döndü, yine Ebu Leheb işte Lüey geldi ne var? Dedi, sonra ya Âle kilab dedi, sonra ya Âle kusay dedi, yine Ebu Leheb işte kusay sana geldi ne var yanında? Dedi, o vakıt buyurduki: Allah bana en yakın ma’şerimi, inzar eylememi emretti, en yakınlarım da sizlersiniz, sizler «لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» demedikçe ben size ne Dünyadan bir hazza ne Âhıretten bir nasîbe mâlik değilim, onu derseniz Rabbınızın ındinde onunla lehinize şehadet edeceğim, bunun üzerine Ebu Leheb «تَبًّا لَكَ= yuf sana bizi onun içinmi çağırdın, dedi, bu Sûre nâzil oldu. Bir de denilmiştir ki: Resulullah, amucalarını toplamış onlara bir sahfede bir taam takdim etmişti, onlar onu istihkar ettiler, bizim her birimiz bir koyun yer dediler, öyle ise yeyin buyurdu, yediler, doydular, yemekten az birşey eksilmişti, sonra «فما عندك»; senin yanında ne var? Dediler, onun üzerine onları İslâma da’vet etti, Ebu Leheb de o söylediğini söyledi. Ve yine rivayet olunmuşturki: ben İslâma gelirsem bana ne var? Dedi, müslimîne olan buyurdu, ben onlara tafdil olunmıyacakmıyım? Dedi, Nebiy sallallâhü aleyhi vesellem ne ile tafdil olunacaksın? Buyurdu, o vakıt Ebu leheb: «benimle başkasının müsavî olacağı bu dîne yuh olsun «تَبًّا لِهٰذَا الدّٖينِ الَّذِى يَسْتَوٖى اَنَا وَ غَيْرٖى» dedi «تَبَّتْ يَدَآ اَبٖى لَهَبٍ» nâzil oldu. Târıkı Muharibîden de şöyle mervîdir: demiştir ki: Resulûllahı Zil’mecaz çarşısında gördüm: «يَآ اَيُّهَا النَّاسُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ deyin felah bulasınız» diyordu arkasında da bir adam ona taş atıyordu ökçelerini kanatmıştı, onu dinlemeyin diyordu. Bu kim? Dedim, Muhammed ve amucası dediler. Yine İbni Abbas demiştir ki: Ebu Leheb, Peygameber hakkında o, sâhirdir diyerek kavmı ondan soğutur, görüşmeden giderlerdi, çünkü kabîlenin pîri ve Peygamberin babası gibi olduğundan ittiham edilmezdi, fakat bu Sûre nâzil olup da işitince gadab ile şiddetli adavet ızhar etmeğe başlamış ve ondan dolayı müttehem olup artık Resulûllah aleyhine sözü kabul edilmemeğe başlanmış, bütün sa’yi boşa gitmişti اه. Bu rivayetlerin cem’ınde bir münâfat yoktur, sebebi nüzul gerek birisi ve gerek hepsi, her hangisi olursa olsun bu Sûre evvel nâzil olan Sûrelerdendir. Hattâ yukarıda geçtiği vechile «وَالضُّحٰى» dan evvel nâzil olmuştur. Böyle iken burada Peygamberin zafer ve muvaffakıyyetiyle ona küfr ve adavet edenlerin başında bulunan amucası Ebu Lehebin hal ve akıbeti yanyana getirilerek nusrat ile hızlânin, şükran ile küfranın, husni hâtime ile süi hâtimenin fark ve mükayesesi yakından gösterilmek, bir de Peygamberin vefatından sonra dahi düşmanlar fitne çıkarmak isteseler de dîninin beka ve intişarına mani olamıyacaklarına işaret olmak üzere âhirden evvele ircaı nazar ettirilmek, sonra da Ihlâs ve Muavvizeteyn ile Kur’an hatm olunmak üzere bu Sûre Nasır Sûresinin ardınca konmuştur.
Âyetleri - Beştir.
Fasılası - ب د harfleridir.
«تَبَّتْ» tebabdandır. Tebab, helâk ve helâke götüren husran, ve emeği boşa çıkıp müradına irmemek; ya’ni muvaffakıyyetin zıddı olan haybet, yuf olmak, yuh olmak, berbad olmak ma’nalarına gelir, «تَبًّا لَهُ تَبًّا لَكَ» ta’birleri yuf ona, yuh sana gibi levm ve bed duâ makamında kullanılır.
Buharîde tebab; husran, tetbîb: tedmîrdir dir, Râgıb tebab: husranda istimrardır, demiş, ekser müfessirîn de helâke götüren husran veya helâk demişlerdir. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ تَبَّتْ يَدَآ اَبٖى لَهَبٍ وَتَبَّ ٢ مَآ اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَاكَسَبَ ٣ سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ ٤ وَامْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ ٥ فٖى جٖيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ
Meali Şerifi