Şûrâ Sûresi 20. Âyet
Mekke · Cüz 25 · Sayfa 485
مَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلۡأٓخِرَةِ نَزِدۡ لَهُۥ فِي حَرۡثِهِۦۖ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلدُّنۡيَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ ٢٠
Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
مَنْ كَانَ يُرٖيدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ Her kim Âhıret harsı murad ederse -
HARS, aslı vaz’ında yeri onarıp tohum atmak demektir. Kamus şarihinin ıhtarına göre zeri’den eamdır.
Sürmek ma’nâsına da gelir. Ragıbın dediği gibi mahruse, ya’ni ekilen tarlaya ve ondan husule gelen ekine de ıtlak olunur. Asl olan bu iki ma’nâyı ekim ve ekin diye ifade edebiliriz. Bunlardan istiare tarıkiyle, ileride kazanmak için yapılan sa’y-ü ameller ve onların semerat ve netayici hakkında da kullanılır, orf olmuştur netekim bu âyette de böyledir. Amel veya sevabı demektir. Bu âyet bize gösteriyor ki dîn işi bir hars, ya’ni ucunda hasılat almak kazanmak maksadiyle yapılan bir ekim, bir kültür işidir. Bu da ucunda murad edilen, ya’ni niyyet olunan gaye ve maksadla mütenasibdir. Bu haysiyyetle hars iki kısımdır. Birisi Âhıret gayesi Âhıret sevabı, diğeri de Dünya maslâhat ve menfeati matlûb olandır. Her kim dîn namına yaptığı ameli sırf Âhıret sevabına niyyet ederek yaparsa نَزِدْ لَهُ فٖى حَرْثِهٖ biz ona harsinden ziyadelik veririz - ekinini, hasılatını artırırız, ya’ni Âhırette kat kat fazlasıyle vereceğimiz gibi Dünyasından da veririz, o lûtuf ve rızk o suretle müzdad olur. وَمَنْ كَانَ يُرٖيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا her kim de Dünya harsini murad ederse - Dünya kârı için, ya’ni ölmezden evvel Dünya hayatta ireceği bir maslâhat ve gaye için çalışırsa نُؤْتِهٖ مِنْهَا ona da ondan, o geçici Dünyadan veririz - «Hud» da ve «İsra» da geçtiği üzere istediği kadar değil, amelinin haddi zatında değerinden aşağı olmamak üzere Allahın dilediği kadar Dünyadan verilir وَمَالَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ نَصٖيبٍ ve fakat ona Âhırette hiç bir nasîb yoktur. - Buharîi şerifin başında dahi rivayet olunan niyyet hadîsi bu âyetin bir tefsiri gibidir. Şöyle ki «اِنَّمَا الْاَعْمَلُ بِالنِّيَّاتِ وَلِكُلِّ امْرِىٍٔ مَانَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ اِلَى اللّٰهِ وَ رَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ اِلَى اللّٰهِ وَ رَسُولِهِ وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ اِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا اَوِامْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ اِلَى مَا هَاجَرَ اِلَيْهِ» ameller, sırf niyyetlerledir. Ve her kişiye niyyet ettiği vardır. Meselâ her kimin hicreti Allaha ve Resulüne ise onun hicreti Allaha ve Resulünedir, her kimin de hicreti ireceği bir Dünyaya yâhud nikâh edeceği bir kadına ise onun hicreti de hicrete kalkıştığınadır». Bundan şu da anlaşılır ki murad muhtelif fiıllerin mukayesesi değil, aynı fılin muhtelif niyyetlere göre huküm ve sevabını göstermektir. Şu halde yaptığı fili, hangi fiıl olursa olsun mücerred Dünya garaz ve maksadına irmek niyyetiyle yapan kimsenin Âhırette onun bir nasîb, bir ecr-ü sevab beklemeğe hiç hakkı yoktur