AyetSûreler

Nûr Sûresi 40. Âyet

Medine · Cüz 18 · Sayfa 355

أَوۡ كَظُلُمَٰتࣲ فِي بَحۡرࣲ لُّجِّيࣲّ يَغۡشَىٰهُ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ سَحَابࣱۚ ظُلُمَٰتُۢ بَعۡضُهَا فَوۡقَ بَعۡضٍ إِذَآ أَخۡرَجَ يَدَهُۥ لَمۡ يَكَدۡ يَرَىٰهَاۗ وَمَن لَّمۡ يَجۡعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورࣰا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ ۝٤٠

Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَوْ كَظُلُمَاتٍ فٖى بَحْرٍ لُجِّىٍّ veya derin bir denizdeki zulmetlere benzer ki يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهٖ مَوْجٌ onu dalga üstüne dalga مِنْ فَوْقِهٖ سَحَابٌ daha üstünden bir bulut kaplar. -Nur üstüne nurun tam zıddına olarak ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ birbiri üstüne bir çok zulmetler - öyle ki kâfi bir nur nişanesi görmek şöyle dursun اِذَآ اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَا elini çıkardığı vakıt onu bile göremez - o karanlıkta çırpınır, şuraya buraya saldırır. Fakat uzattığı kendi elini bile görmesi ihtimali yoktur. Nerede kaldı ki haricinden bir hakıkat görsün de neye el uzattığını bilsin. Filvakı’ kâfirler küfür taassubu etmemek içinde öyle boğulur, öyle bocalar. Hiç bir hakkı kabul etmemek için ınadında öyle ısrar eder ki ne halt ettiğinin farkına varmaz. وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ ve filvaki’ her kim ki Allah, ona bir nur takdir etmemiştir, artık onun için nur yoktur. - Onun için körler görmez, sağırlar işitmez, vicdansızlar duymaz, kâfirler hakkı kabul etmez. Yoksa: ٤١ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَآفَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبٖيحَهُ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ ٤٢ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ ٤٣ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْجٖى سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهٖ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَآءِ مِنْ جِبَالٍ فٖيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَآءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَآءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهٖ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ ٤٤ يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لُِاولِى الْاَبْصَارِ ٤٥ وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةٍ مِنْ مَآءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖى عَلٰى بَطْنِهٖ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖى عَلٰى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشٖى عَلٰٓى اَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَايَشَآءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ ٤٦ لَقَدْ اَنْزَلْنَآ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَاللّٰهُ يَهْدٖى مَنْ يَشَآءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

Meali Şerifi