Nûh Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 570
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرۡ قَوۡمَكَ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ ١
Gerçekten biz Nûh’u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِنَّآ اَرْسَلْنَا نُوحًا Âlûsî der ki: Nuh ismi aslen Arabî değil, A’cemîdir. Cüvalikî muarreb olduğunu söylemiş, Kirmanî de Süryanîde ma’nası sâkin demek olduğunu söylemiştir. Hâkimin Müstedrekte asıl ismi Abdülgaffar olup çok nevha ve bükâ etmiş olmasından dolayı Nuh denilmiş olduğuna dair rivayeti sahîh olmasa gerektir. Meşhura göre: Hazreti Nuhun Nesebi, ibni Lemek ibni Mettuşelah ibni Ahnuhtur. Ahnuh da İdris aleyhisselâmın ismidir. Buna nazaran Nuh, İdris aleyhisselâmdan sonradır. Müstedrekte ise ekser Sehabe radıyallahü anhüm Hazreti Nuhun Hazreti İdristen evvel olduğuna kail oldukları mezkurdur اه. Hazreti Nuh ile Hazreti Âdem arasında bin sene kadar veya daha yakın bir zaman geçmiş olduğuna dair de aslı kütübi sâlifeye nisbet olunan şayi’ bir rivayet vardır. Lâkin Hazreti Nuhun kavmı bu Sûrede beyan olunduğuna göre Vedd, Süva’, Yegus, Yeuk, Nesir namlarında bir takım putlar yapmış oldukları bu ise Hazreti Nuhun gemisi gibi mu’cıze kabîlinden olamıyacağına mebni o vakıt sanayiin bunları yapabilecek kadar ilerlemiş bulunduğunu gösterdiği cihetle bin sene zarfında ilk insanların sanayı’de bu dereceye gelebilmiş olmaları hukmi rübubiyyetle âlemde meşhûd ola gelen tedricî tekâmül görünür. Bu cihetle ya hılkati Âdeme isnad olunan tarihin yanlışlığına hukmetmek veya o Âdemden murad, ebül’beşer olan Âdem olmadığına kail olmak icab eder. Biz ise Kur’anda Âdemi ismi alem olarak bir tanıdığımızdan Hazreti Nuh ile Hazreti Âdem beyninde ne kadar bin sene geçmiş olduğunu Allahdan başka kimse bilmez deriz. اِلٰى قَوْمِهٖٓ – Burada Hazreti Nuhun umuma değil, kıvmına mürsel olduğu anlaşılıyor. Zira mürselîn miyanında umuma bı’set Peygamberimize mahsustur. O zaman Yer yüzünde ne kadar insan ve hangi kavımlar, vardı, ve Arzın nereleri meskûn idi onu da ancak Allah bilir. Bununla beraber Âlûsînin beyanına göre denilmişki Hazreti Nuhun kavmı Ceziretül’arab ve ona yakın yerlerin sükkâni idi, meşhûr olan da müşarünileyhin Kûfe arzında ya’ni İrakta sâkin olduğu ve orada kendisine risalet verilmiş olmasıdır. Bundan Nuh tufanının da ma’lûm olabilen umumu, kavmi Nuha ve onların umumuna aid demek olup bütün kürei Arzın her tarafına şâmil olması lâzım gelmiyeceği ve o vakıt ruyi Arzda onlardan başka insanlar bulunup bulunmadığı da kestirilemiyeceği anlaşılıyorki Âlûsînin de muhtarı budur. İbni Esîr, Kâmilde ve Ebülfida’ tarihinde «Mecus, tufanı tanımazlar, ba’zıları da tufanı ıkrar eder ve lâkin Babil ıklimiyle ona yakın yerlede olduğunu ve küyümers, ya’ni Âdem evlâdının meskenleri maşrıkte olduğundan onlara tufan vasıl olmadığını zu’meder. Kezalik Hind, Fürs, Çin gibi maşrık ümmetleri tufanı tanımazlar. Fürsün ba’zısı onu i’tiraf eder ve fakat umumi değildi, Hulvan akabesini geçmemişti derler. Sahih olan ehli Arzın hepsi Nuh evlâdından olmasıdır. Çünkü «وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقٖينَ» buyurulmuştur.» Diye tahrir eylemişlerdir. (sûrei Sâffatta bu âyet ile Sûrei Hudda «قٖيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ» âyetlerine bak). عَذَابٌ اَلٖيمٌ Âhıret azâbı yâhud Tufan