Necm Sûresi 6. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 526
ذُو مِرَّةࣲ فَٱسۡتَوَىٰ ٦
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
ذُو مِرَّةٍ bir kuvvet sahibi - «اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ» buyurulduğu vechile Kur’anı ta’lim eden Allah tealâ olduğunda şübhe yok ise de «قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرٖيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ» ve «قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَمٖينُ» âyetlerinde beyan olunduğu üzere Allahın izniyle Kur’anı kalbi Muhammedîye indiren «اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِىَ بِاِذْنِهٖ مَا يَشَآءُ» mısdakınca vahyi getiren Resul, ruhul’kudüs Cibrîli emîn olduğu da muhakkak bulunduğundan burada iki veche muhtemil görünür.
İbni Abbastan vârid olan bir rivayete göre Allah tealâ denilmiş ise de Hazreti Aişeden vârid olan rivâyette Cebrail diye tefsir olunmuş ve evsaf ve elfazın zâhiri de buna münasib bulunmuş olduğundan çokları Cebrail demişlerdir. Netekim Beyzavî «مَلَكٌ شَدِيدٌ قُوَاهُ وَهُوَ جَبْرَآئِيلُ فَاِنَّهُ الْوَاسِطَةُ فِى اِبْدَآءِ الْخَوَارِقِ= ya’ni kuvveleri şiddetli bir Melek ki o Cebraildir. Zira o, harikalar ızharında vasıtadır» demiştir. Sonra da obir kavle «قِيلَ» ile işaret eylemiştir. Taberî, şedidül’kuvâ, şedidül’esbab demektir diyor. Nisaburî de ya’ni ılmî ve amelî kuvveleri hepsi şedid diye ifade etmiş ve demiştir ki müteallimin fazıleti anlaşılmak için muallim medholunmuştur. «عَلَّمَهُ جِبْرِيلُ» denilmiş olsa idi bunun zâhirinden müteallimin fazıleti açık anlaşılmazdı. Bir de bunda «يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ» diyenlerin sözünü red vardır. Çünkü «وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعٖيفًا وَمَآ اُوتٖيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَلٖيلًا» dir. اه.
MİRRE, mürurün binai nev’i, öd, akıl, kuvvet, kat, sağlamlık gibi bir kaç ma’nâya gelebileceğine göre
zûmirre; müessir ve nâfiz, ödlü, ya’ni ödeğin zıddı olarak kavî ruhlu, akıllı, kuvvetli, sağlam vücudlu mefhumlarını ifade edebilirse de müfessirîn başlıca üç ma’nâ göstermişlerdir:
1)- Kuvvetli - 2) sağlam yapılı güzel manzaralı - 3) Keşşaf, Beyzavî ve Ebüssüudün ifadelerine göre akıl ve re’yinde hasafet ve metanet sahibi. Bunlardan birincisi, ya’ni kuvvetli ma’nâsı «اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ» mucebince Allah tealânın sıfatı olabilirse de ikinci ve üçüncü ma’nâlar Cebraile yakışır. فَاسْتَوٰى hemen istivâ ediverdi - Ragıb der ki: istivâ kelimesi iki türlü kullanılır. Birisinde iki veya daha ziyade fâıle isnad olunur: meselâ, istevâ zeydün ve amrun denilir müsavi oldular demektir. Müsavat da kemmiyyette veya keyfiyyette muadele, ya’ni denkleşmedir. «لَايَسْتَوُنَ عِنْدَ اللّٰهِ» bu ma’nâdandır. İkincisi de bir şeyin zatındaki i’tidale - düzgünlük, denklik, doğruluk, yükseklik gibi nisbeti mahsusaya - söylenir, «ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوٰى فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ لِتَسْتَوُا عَلٰى ظُهُورِهٖ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ وَاسْتَوَى فُلَانٌ عَلَى عُمَّالَتِهِ وَاسْتَوَى اَمْرُ فُلَانٍ» gibi. «عَلَى» ile tadiyesinde de istilâ ma’nâsını ıktiza eder. Maamafih buradaki «فَاسْتَوٰى» de müfessirînin bir kaç vechi vardır. Evvelâ bunun zamirinde iki vecih muhtemildir. Birisi ta’lim eden Cebraîle, birisi de ta’lim olunan sahibe raci’ olmasıdır. Cibrîle raci’ olduğuna göre «فاء» tefsiriyye olarak «عَلَّمَهُ» ya atfolunup «مَآ اَوْحٰى» kavline kadar ta’limin keyfiyyetini bir nevi’ beyandır. Bunda istivâ Cibrilîn düpedüz kendi suretiyle ufukı a’lâda doğrudan doğru zuhuru ma’nâsına olarak «اِسْتَقَامَ عَلَى صُورَتِهِ الْحَقِيقِيَّةِ» diye anlatılmıştır. Denilmiş ki Enbiyadan hiç biri Cebraîli hakıkî suretiyle görmemişti ancak Muhammed aleyhıssalâtü vesselâm biri Arzda biri Semâda iki kerre gördü اه. Bu izaha göre ma’nâ şu oluyor: Cebraîl ona şöyle ta’lim etti: ba’zan olduğu gibi, beşer suretinde temessül ederek değil, Allahın yarattığı gibi hakıkî suret ve hılkati ile düpedüz doğrudan doğru ufukı a’lâda durup göründü. Bunu dosdoğru Semâda göründü diye de ifade edebiliriz. Ba’zıları ta’lim etti de Semâda durdu demişler, ba’zıları da verilen emr üzerine kuvvetiyle istiylâ etti demişlerdir. İstivâ eden Peygamber olduğuna göre ise - ki biz bu ma’nâ üzerine yürümek istiyoruz - «فا» mücerred ta’kıyb veya sebebiyye olarak şöyle demek olur: o kuvvetleri şiddetli kuvvet sahibi ta’lim etti de sahibiniz hemen istivâ etti. Ya’ni ılm-ü nübüvvette yükselip istikametini aldı,