Necm Sûresi 39. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 527
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ٣٩
Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعٰى doğrusu insanın sa’yinden başkası kendisinin değil -insanınki ancak sa’yidir. Ya’ni bir insan başkasının cürmü ile muahaze olunmıyacağı gibi kendi sa’yinden başkasiyle sevablanmak da kendinin hass hakkı değildir. Olursa başkasının atıyyesi, teberrüü olur. «لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَااكْتَسَبَتْ» Bu ilk bakışta «insana sa’yinden başka yok» demek zannolunabilirse de insana gerek Dünyada olsun gerek Âhırette sa’y-ü kesbinden başka vehbî olarak verilen nice rahmet ve atâyâyi ilâhiyye bulunduğunda da şübhe yoktur. Sonra teavünün me’murün bih ve Dünya ve Âhırette müfid olduğu da şer’an ma’lûmdur. Ebüssüud der ki: Enbiyanın şefaati, Melâikenin istiğfarı, dirilerin ölüler için duâsı, sadekası gibi insanın kendi amelinden olmamakla beraber nafi’ olduğu ma’lûm bulunan nâ kabili ıhsa bir çok umura gelince bütün bunlar da menfeatin menatı kendi ameli olan iyman ve salâh olduğu ve iyman olmayınca hiç birisinin menfeati olamıyacağı için bunlarda da nafi’ olan kendi sa’y-ü ameli olmak üzere gösterilmiş demektir اه. Ebu Hayyan nakl eder, Hurasan valîsi Abdullah ibni Tahir «وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَآءُ» ile bu âyetten Huseyn ibni Fadla sormuştu, Huseyn ona adl ile ancak mâseâ, fadl ile ise Allahın dilediği kadar vardır diye cevab verdi, bunun üzerine Abdullah Huseynin başını öptü, bunun mensuh olduğuna dair İbni Abbastan söylenen söz sahih değildir. (Sûrei Tura bak «كُلُّ امْرِىءٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖينٌ» cumhur ındinde bu muhkemdir, İbni atıyye bunu şöyle tahkık eder. Bence bu âyette tahrir şöyledir: ma’nânın mihveri «لِلْاِنْسَانِ» daki lâmdır. İnsanın «لِى كَذَا= şu benimdir» demeğe hakkı olan şey’i tahkık ettiğin zaman onu ancak sa’yinden ıbaret bulursun, ondan başka bir şefaat veya salih bir peder veya salih bir evlâd riayeti ile veya hasenatı katlamak veya mahzı fadl-ü merhamet kasdiyle olanlar hep merhamettir. Onların hiç biri insanın kendinin değildir. Ona hakikaten benim demeğe salâhiyyeti yoktur, ancak hakikate ilhak ile mecaz olarak söylenebilir اه. Bunun hasılı lâmın ıhtisas veya istihkak ma’nâsına olması, kasrın da ona müteveccih bulunmasıdır. Türkçemizde bu ma’nâyı andıran bir mesel vardır, ilden gelen.. öğün olmaz o da vaktında gelmez derler. Mâseâdaki «ما» masdariyyedir, sa’y demektir, sa’y ettiği ma’nâsına mevsule olması ihtimali de melhuz ise de o umumiyyetle sadık olmaz. Zira her sa’y ettiği insanın olmaz. İnsanın olan ancak sa’yidir.