Necm Sûresi 20. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 526
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ ٢٠
Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat’ı
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى hem üçüncü girigi Menâtı -Lât, Uzzâ, Menât onların taptıkları putlardan idi, onun için Abdullat, Abdül’uzzâ Abdi menât diye isimler korlar, «bismillâti vel’uzzâ» diye yemînler ederlerdi. Ebu ubeyde gibi ba’zıları bunların taştan putlar olup Kâ’benin içinde bulunduklarını söylemişler ise de başka yerde ayrı ayrı hususî haneleri bulunduğu da nakl edilmektedir. Kâ’be içinde Hübel gibi daha diğer putlar bulunduğu cihetle bunlar etrafta hususî haneleri bulunan putlar olmak gerektir. Lât için Taifte, Uzzâ için Nahlede, Menat için Kudeydde birer beyti mahsus varmış. Mu’cemül’büldanda: Lât Taifte, Sekîf beyaz bir taş üzerine beytini bina etmiş ve ona sedene ta’yin eylemiş idi. Kureyş ve bütün Arab ona ta’zîm ederlerdi, sedenesi Sekîften idi, bu günkü Taif mescidinin sol menaresinin bulunduğu mevzi’de idi. Sekîf islâma girdiğinde Resulullah Ebû süfyan ibni harb ile Muğıyretül’nü şu’beyi göndermiş, onu yıkdırtmış idi. Uzzâ, Nahlede bir ağaç yanında bir vesen idi, Gatafan ona teabbüd ederdi. Sedenesi benî sayreme ibni murreden idi. Uzzayı Zalim ibni es’ad ittihaz eylemiş idi, Nahlei şamiyye vadîsinden Hurad nam mevkı’de idi ki Mekkeden Iraka doğru Mus’adın sağından Amirin izasında Zati ırkın üstünde Bustana dokuz mil mesafede idi, onun üzerine Bess denilen bir beyt bina etmiş idi ve onun içinde bir ses işitirlerdi, Arab ve Kureyş ona tazim ederlerdi ve Kureyş ındinde asnamın en büyüğü idi, onu ziyaret eder, hediyye ve kurban verirlerdi. Kureyş onun Hurad ( حراض) vadîsinden Sükam namında bir koru korumuş, onu Kâ’benin haremine benzetmek istemişlerdi. Benî Şeyban ibni Cabir ibni Mürreden olan sedenesi Benilharis ibni Abdil’muttalib ibni Haşimin hulefasından idi, onlardan sedenesinin en sonu da «Dübeyyetibni harmesselemî» idi. Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhi vesellem Mekkeyi fethettiği zaman Halid ibni Velîdi gönderip buyurmuştu ki batnı Nahleye git üç semüre ağacı bulacaksın birinciyi kes, vardı, kesti, dönüp geldiğinde bir şey gördün mü? buyurdu, hayır, dedi, öyle ise git ikinciyi de kes, buyurdu, kesip geldiğinde bir şey gördün mü? buyurdu, hayır, dedi, o halde üçüncüyü de kes buyurdu, bu kerre varır, bir de bakar ki vaz geçirmek istiyen çıplak bir şeytan karı çıkar, saçlarını dağıtmış, ellerini ensesine atmış dişlerini gösteriyordu, arkasında da sâdini bulunan Dübeyyetibni harmesselemiyyışşeybanî Halide bakıp şöyle diyordu: فيا عز شدى شدة لا تكذبى على خالد القى الخمار و شمرى فانك الا تقتلى اليوم خالدا تبوءى بذل عاجل و تنصرى Halid de: يا عز كفرانك لا سبحانك انى رأيت اللّه قد اهانك Dedi, sonra kılıçla vurdu, başını biçti öldürdü, sonra ağacı kesti, dübeyyeyi de öldürdü ba’dehu Resulullaha geldi haber verdi, Uzzâ o idi, artık bundan sonra Araba Uzza yok buyurdu. Menata gelince: yine mu’cemül’büldanda: Menat, Medine ile Mekke arasında Mûşellel nahyesinde Kudeyd nam mevkı’de deniz sahilinde dikilmiş taştan bir sanemin ismidir. Diğer putların hepsinden evvel bu dikilmiş, ilk diken Amr ibni lühayyi huzaî imiş, ibtida Şam tarafından getirmiş, Kâ’benin etrafına dikmiş Hüzeyl ve Huzaanın putu imiş, Kureyş vesair Arab da ona ta’zîm ederler ve kurbanlar hediyyeler takdim eylerlermiş, sonra Kudeydde dikilmiş, Evs ve Hazrec onu ziyaret etmedikçe haclerini tamam saymazlarmış, nihayet hicretin sekizinci fetih senesi Resulullah Medineden dört veya beş gün gittikten sonra Hazreti Ali ibni ebi Talibi gönderdi, o gitti onu hedmetti, nesi varsa aldı getirdi, aldığı şeyler miyanında Mıhzem ve Resub namında iki de kılıç vardı. Resulullah onları Hazreti Aliye verdi, bunlardan birisi Zülfekardır denilir. Bunun sedenesi Ezdden gatârîf idi اه. Sonra bütün bu isimler müennestirler. Taberî der ki: Ellât, Allah lâfzındandır. Tâi te’nis, ilhak edilmiştir. Müzekkere Amr, müennese Amre, erkeğe Abbas dişiye Abbase denildiği gibi, Müşrikler putlarına Allahın isimlerinden isim vererek Allah isminden Ellât ve El’aziz isminden El’uzzâ demişlerdir اه. Razî de der ki ellât «اللوه» in te’nisidir. Aslı «اللاهة» denilmekti lâkin te’niste üzerine ha ile vakfolunup «اللاهه» olur. İki «ha» nın birisi hazf olunarak kelime iki harfi aslî ile bir tâi te’nis üzerine kalmış olduğundan tâi te’nısi aslı kelimeden gibi yapılmış «zâmâl» in müennesinde «zâtimâl» denildiği gibi olmuştur. Lâtin daha diğer iştikakından da bahsedilmiştir. Etrafında toplanılmak ve dolaşılmak ma’nasiyle «لوى» aslı «لويه» olduğu da söylenmiştir. Aşereden ya’kubun Ruveys rivayetinde tanın şeddesiyle «اللات» okunduğuna göre «لت» den müştak olduğu da söylenmiştir. «لت» döğüp ezmek ve bulayıp karmak ma’nâlarınadır. Denilmiştir ki vaktiyle bir adam yağ ile sevık karıp halka yedirir ve yiyenler semirir idi, sonra o ma’bud ittihaz edilip sureti üzere bir put yapılarak lâtt tesmiye edildi. Razî buna göre lât erkek olmuş oluyor demiş ise de «suret» te’viliyle yine müennes olmalıdır. Zira âyetin sıyakına göre hep müennestirler: Uzzâ da belli ki eazzîn müennesi olarak azize demek gibidir. Menât, kader veya ölüm veya ilâh ma’nasına «mena» dan yâhud İbni kesir kıraetinde «مَنَاءَةً» okunduğu vechile «نوء» den me’huz olarak yanında kurbanların kanı dökülmesi veya zuumlarınca yağmur ümid edilmesi gibi bir mülâhaza ile tesmiye edilmiştir.
Burada menattan sonra «الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى» diye tavsıf tehekküm ve tahkîr içindir. Evvelâ bunda o iki kerre gördü ise siz üç gördünüz değilmi? Zemininde bir tehekküm vardır. Saniyen «الْاُخْرٰى» vasfiyle putların giriliğini ifade eden bir tahkır vardır. Çünkü, «اُخْرٰى» isti’malde diğer ma’nâsına şayi’ olmuş ise de aslında teahhurdan tafdil olmak i’tibariyle yerine göre en giri ma’nâsına bir tevriye dahi ifade edebilir. O en giri olunca obirlerinin de giriliği anlaşılmış olur. Bir de Menât, daha evvel dikilmiş en büyük putları iken Lât ve uzzadan sonra üçüncü mertebe putlar miyanına düşürülmüş olmasına da işaret anlaşılır. Bu suretle buyuruluyor ki bu beyandan sonra siz de o taptığınız muhtelif putları ve giriliklerini gördünüz değilmi? Şimdi haber verin bakalım: