AyetSûreler

Nahl Sûresi 90. Âyet

Mekke · Cüz 14 · Sayfa 277

۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَيَنۡهَىٰ عَنِ ٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡبَغۡيِۚ يَعِظُكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ۝٩٠

Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ Muhakkak Allah, adli وَالْاِحْسَانِ ihsanı وَ ve - hususiyle اٖيتَآىِٔ ذِىالْقُرْبٰى akrabaya vergiyi emreder وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَآءِ ve fuhşiyyâttan وَالْمُنْكَرِ münkerden وَالْبَغْىِ bagiden neheyler.

ADİL, her şeyi mertebesine vaz’etmek, hakkı yerine koymaktır ki bagyin, ta’biri aharle cevr-ü zulmün

zıddıdır. Adil, insaf ve hakkaniyyet ve istikamet mefhumlarını tazammun eden bir denkleştirmedir ki terâzinin dili gibi ıfrat ile tefrıt beyninde bir noktai tevhid ve istikamet olarak tarafeyninde muadele denilen bir muvazenet ifade eder. Ve Bundan dolayı adâlete ve adalet düsturlarına mizan dahi ıtlak olunur. Netekim «وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمٖيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ» buyurulmuştur. Ya’ni adalet, nizamı âlemdir. Ve amel ve taatte mikdari vacıb olan bir fazıleti ahlâkıyyedir. Şüphe yok ki her hakkın başı Hak tealanın hakkı olan ulûhiyyet hukukudur. Ulûhiyyet hukukunun birincisi ise vahdaniyettir. Çünkü şerik ve nazıri bulunanın aksayı ta’zıme istihkakı olamaz. Binaenaleyh adlin başı tevhidi ilahtır. Netekim bu ayetin tefsirinde İbni Abbastan: «عدل شهادة ان لا اله الا اللّه عدل خلع انداددر عدل توحيددر» rivayetler varid olmuştur.

IHSÂN kelimesi de lûgatte iki suretle isti’mal olunur. Birisi «اَحْسَنَهُ» dur ki bir şeyi güzel yapmak

demektir, Birisi de «اَحْسَنَ اِلَيْهِ» dir ki ona iyilik etti demektir. Lisanımızda ihsân bu ikinci ma’nada müteareftir. Âyette ise ikisine de muhtemildir. Ve her ikisile de tefsir, varid olmuştur. Evvelkisi yaptığını güzel yapmak demek olur. Bu ma’na ile ıhsan, hadîsi nebevîde «اَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ» sanki görüyorsun gibi Allaha ıbadet eylemen» diye tefsir olunmuştur. Ya’ni bu surette ıhsan, «vazıfeyi en güzel surette yapmak» demektir. Yine bu ma’nadan olarak aleyhıssalatü vesselam: «اِنَّ اللّٰهَ كَتَبَ اْلِا حْسَانَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ فَاِذَا قَتَلْتُمْ فَاَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ وَاِذَا ذَبَحْتُمْ فَاَحْسِنُو الذَّبِيحَةَ وَلْيَحِدَّ اَحَدُكُمْ شُفْرَتَهُ وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ» buyurmuştur ki «Allah teala her şey üzerine ihsanı yazdı, binaenaleyh katil ve zebhi dahi güzel surette yapınız her biriniz bıçağını iyi bilesin ve zebihasına rahat ettirsin» demektir. İkincisi nasa iyilik yapmak demek olur. Bu ma’na ile ihsan da «اَنْ تُحِبَّ لَِاخِيكَ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ» kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmen» hadîsi şerifile tefsir olunmuştur.

«اِيتَآءِ ذِى الْقُرْبَى» akribaya muhtac oldukları hususatta atıyye ve ihsan ile sıla ve ikramdır. Bu esasen ihsanda dahil ise de şanına ihtimamen bilhassa zikrolunmuştur. Resuli ekrem sallallahü vesellemden merviydir ki buyurmuştur: «اِنَّ اَعْجَلَ الطَّاعَةِ ثَوَابًا صِلَةُ الرَّحِمِ» sevabı en çabuk olan taat sılei rahîmdir» ya’ni akrıbaya ıhsan ile te’yidi alâkadır اه.

FAHŞÂ, çirkinlikler, zinâ gibi şehevâta mutabeatte ifrat ile alâkadar olan günahlardır ki lisanımızda

fuhşiyyat ta’bir olunur. Ve bunlar insanların en çirkin halleridir.

Münker, ne şeriatte ne âdette tanınmıyandır. Zira şer’-ü âdette ma’ruf olmıyan fi’ıller hoş görülmez, gadabı tehyic eyler, redd-ü inkâr edilir. Ya’ni hakkı olmıyan şey’i taleb etmek, gayrın hukukuna tecavüz eylemektir ki adlin zıddı ya’ni zulümdür. Kibari sahabeden Osman ibni Maz’uni Cumahı radıyallahü anhten merviydir ki «ben, demiş, iptidada sırf Muhammed Aleyhısselâmdan utandığım için müsliman olmuş idim, islâm henüz kalbimde tekarrur etmemişti. Bir gün huzuruna vardım. Bana konuşuveriyordu. Konuşurken gördüm ki gözünü Semaya dikti sonra da sağından aşağı indirdi. Sonra bunu bir daha tekrar etti. Sordum, buyurdu ki: sana konuşuverirken birden bire Cibril sağımdan nüzul etti de «Ya Muhammed! «اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ» adil, «شَهَادَةُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» ihsan, kıyam bilferaız «وَاٖيتَآىِٔ ذِىالْقُرْبٰى» ya’ni karabeti olana sıla «وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَآءِ» zina «وَالْمُنْكَرِ» ne şeriatte ne sünnette tanınmıyan «وَالْبَغْىِ» istitale dedi. İşte bunun üzerine, dedi müşarünileyh Osman: kalbime iyman oturdu. Vardım Ebû Talibe haber verdim «ey ma’şeri Kureyş, dedi, biraderzademe ittiba’ ediniz ruşdü bulacaksınız. Her halde size ancak mekârimi ahlâktan başka bir şey emretmiyor.». Bunun üzerine Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem» ey amucacığım! Nâsın bana ittiba’ etmeleri emredersin de kendini bırakır mısın?» Dedi ve cehdetti. Fakat o, ıkrarı islâmdan ibâ etti ve binaenaleyh «اِنَّكَ لَاتَهْدٖى مَنْ اَحْبَبْتَ» âyeti nâzil oldu.

Hazreti Aliden de mervîdir ki şöyle demiştir: «Allah tealâ, Peygamberine kendisini Arab kabîlelerine arzetmesini emretti, binaenaleyh Nebiyyi ekrem çıktı ben ve Ebû Bekir beraberinde idik, bir mecliste tevakkuf ettik ki üzerlerinde vekar vardı. Ebû Bekir, bu kavim, kimlerden diye sordu, Şeyban ibni Sa’lebeden dediler. Bunun üzerine Resulullah onları iki kelimei şehadet da’vet ve Kureyş tekzib ettiği için kendisine yardım etmelerini teklif etti. Edince Makrun ibni Amir, ya Eha Kureyş, dedi, bizi da’vet ettiğin şey nedir? Resulullah «اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ الآيه» tilâvet buyurdu. Binaenaleyh Makrun ibni Amir «vallahi, sen mekarimi ahlâka ve mehasini a’male da’vet ediyorsun. Seni tekzib eden ve senin aleyhinde hareket etmek istiyenler kasem ederim ki ifk-ü iftira ediyorlar» dedi.

İbni Mes’ud radıyallah ü anh demiştir ki «Kur’anda hayr-u şerri en camı’ olan âyet budur. Demişlerdir ki eğer Kur’anda bu âyetten bir şey olmasa idi ona yine «تِبْيَانً لِكُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ» ıtlakı sadık olurdu. «وَاللّٰهُ اَعْلَمُ» bunun «وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ الخ» âyeti akıbında irad olunması buna tenbih içindir. Böyle emr-ü nehiy ve hayr-ü şerri beyan ve temyiz ile Allah يَعِظُكُمْ size va’zediyor ki لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ tezekkür edesiniz. - Belleyib tutasınız. Binaenaleyh bu nasıhati dinleyiniz bu emr-ü nehyi tutunuz. ٩١ وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكٖيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَفٖيلًا اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ ٩٢ وَلَا تَكُونُوا كَالَّتٖى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِىَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِهٖ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ ٩٣ وَلَوْ شَآءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَآءُ وَيَهْدٖى مَنْ يَشَآءُ وَلَتُسْئَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٤ وَلَا تَتَّخِذُوٓا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوٓءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ ٩٥ وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًا اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩٦ مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذٖينَ صَبَرُوٓا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ ٩٧ مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ

Meali Şerifi