AyetSûreler

Mutaffifîn Sûresi 26. Âyet

Mekke · Cüz 30 · Sayfa 588

خِتَٰمُهُۥ مِسۡكࣱۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ ۝٢٦

Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

خِتَامُهُ مِسْكٌ hıtamı misk - hâtimesi, kesimi misk: içildiği zaman sonu bir misk kokar, içilirken zâika lezzetinin kemalini ıhlâl etmemek için, misk kokusu içimin hıtâmında duyulmağa başlar. Ve bu hal hem o rayihanın hem de o içkinin lâtif hassalarından birini teşkil eder. İçildiği zaman kemali sefasından dolayı gerek içenlerde ve gerek bulunduğu kabda bir keder, bir tortu bırakmaz yalnız bir misk kokusu bırakır. Bir de hıtam hâtem gibi mühür ma’nâsına geldiğinden hıtamı misk demek mührü misk demek olabilir. Kıraetlerin ba’zısında «خَاتَمُهُ مِسْكٌ» ve «خَاتِمُهُ مِسْكٌ» okunması da bu ma’nayı te’yid eyler. Bununla beraber bir şey’in mührü onun sonu, hâtimesi demek olduğundan kabına ve içimine nazaran yine zikrolunan iki ma’nâ carîdir. Bu surette de misk kokusu onun levaziminden olup en ziyâde hâtimesinde tecelli eder demek olur. Ve hıtam ve hâtimesinin böyle misk olması nihayetinin bir visal neş’esinde karar edeceğini de koklatmış olur ki yüzlerde parıldıyan o naîm revnakı bu sürûrun tezahürüdür. İşte ebrare böyle hıtamı misk bir rehîkı mahtum sunulur وَفٖى ذٰلِكَ ve işte ancak onda - الخ Bu cümle rahîkın vazıfları arasında bir cümlei mu’terizadır. Bundan sonraki vasfını beyandan evvel, tam bu misk kokusunun duyulması lâhzasında ona imrendirecek sür’atle müsabekaya tergıb ve teşvık için araya derc olunmuştur. «ذٰلِكَ» ismi işareti naîm veya rehîka irca’ edilebilirse de rehîkın evsafı arasında olduğu için ona ircaı nazma daha muvafık, hıtamına ircaı ise hem nazm hem ma’naca daha muvafıktır. Zira rehîkın kemâlini tecelli ettiren hıtamı zikirde karîb olmakla beraber tahkıkte baîd olduğu için «ذٰلِكَ» nin ma’nâsına daha münasibdir. Bu zarfın takdimi de kasr içindir. Ya’ni Dünya şarablarından lezzetlerinde değil, o gün ebrara sunulacak olan bu miskiyyül’hıtam rahıykte bahusus bu misk olan hıtamda فَلْيَتَنَافَسِ münâfese etsin, imrenmeğe yarışsın şimdi الْمُتَنَافِسُونَ birbiriyle münafese edenler - bu Dünyada nefâset yarışı edip imrenecek olanlar. Çünkü bir misk olan bu hâtime, bu ebedî neş’e öyle enfes, öyle yüksektir ki asıl münâfese de müsabeka edilecek şey odur.

MÜNÂFESE, başkasında görülen bir kemale imrenip ona yetişmek veya daha ileri gitmek için nefislerin

nefâsette yarışması hissidir ki nefsin şerefinden ve ulûvvi himmetinden neş’et eder. Hased ile arasında fark açıktır. Hâsid, kemale düşmandır, mahsûdün zararından, ni’metinin zevâlinden memnun olur. Münafis, yarışçı ise kemale âşıktır. O karşısındakinin sukutunu değil, kendisinin daha ileri gitmesini ister. Bunda münafese ve müsabeka ise «لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ» mucebince hüsni amelde müsabeka ile olur. Bunun