AyetSûreler

Mümtehine Sûresi 4. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 549

قَدۡ كَانَتۡ لَكُمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ فِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ إِذۡ قَالُواْ لِقَوۡمِهِمۡ إِنَّا بُرَءَـٰٓؤُاْ مِنكُمۡ وَمِمَّا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ كَفَرۡنَا بِكُمۡ وَبَدَا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُ ٱلۡعَدَٰوَةُ وَٱلۡبَغۡضَآءُ أَبَدًا حَتَّىٰ تُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥٓ إِلَّا قَوۡلَ إِبۡرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسۡتَغۡفِرَنَّ لَكَ وَمَآ أَمۡلِكُ لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۖ رَّبَّنَا عَلَيۡكَ تَوَكَّلۡنَا وَإِلَيۡكَ أَنَبۡنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ ۝٤

İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim’in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فٖٓى اِبْرٰهٖيمَ وَالَّذٖينَ مَعَهُ ilh - şirk ve küfürden teberra ile mahabbet ve buğzun sırf Allah için olması, iymanı tevhidin en mühim esaslarından olduğunu anlatan bu kıssa fîsebilillah mücahede için huruc eden mü’minlere bervechi balâ verilen ta’limatı tevsîk ve te’kid için mazıden alınacak ıbretlerin, misâllerin en güzeli olmak üzere kasrı ifade eder bir surette iyrad buyurulmuştur. Sûrei Nahlin âhirinde «اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًا» ilh... bak. Hemzenin zammiyle ve kesriyle «اُسْوَةٌ», aslında ıktida ve imtisal ma’nasına masdar olup ıktida olunmak hakkı olan haslete de şahsın kendisine de ıtlak olunur ki nümunei imtisal, şâhid, örnek demek olur. Şahıs murad olunduğu zaman «فِى فُلَانٍ اُسْوَةٌ» ta’biri «وَلِلضُّعَفَآءِ فِى الرَّحْمٰنِ كَافٍ» gibi tecrid kabîlinden olup «lirada iki dirhem bir denk altın var» demeğe benzerse de haslet murad olunduğu surette zarfiyyet, mevsufun sıfatına mahalliyyeti kabîlinden olur ki burada böyledir. «لَكُمْ» «كَانَ» nin haberi olduğu için takdimi kasr ifade ile «ثُمَّ اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ» mazmununu anlatır. Hazreti İbrahim, bidayeten yalnız olmak ı’tibariyle «وَالَّذٖينَ مَعَهُ» dan murad «ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا» buyurulduğu üzere onun isrince giden Peygamberler olabilirse de sonradan kendisine iltihak eden mü’minler veya hepsi olması da melhuzdur. Mâzıyde tarihte geçmiş nice devletler, milletler, cem’iyyetler, kavimler varsa da bütün inkılâbatı beşer içinde iymanı tevhid ile ahlâk temizliği, sadakat ve şecaat ile cihad ve icrayı hakk-u adalete ıkdam hasleti noktai nazarından en güzel örnek ebül’enbiya olan ve kelimei tevhid ile hanifliği zürriyyetine mîras bırakmış ve bu sayede Arabi müsta’ribe olan İsmail evlâdına istikbal için mümtaz bir inkişaf mebdei uyandırmış bulunan Hazreti İbrahim ile peyrevlerinde vuku’a geldiği anlatılmış اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰهٖيمَ لَِابٖيهِ ancak İbrahimin babasına olan şu sözü örnek tutmaktan müstesna kılmıştır-ki o söz Sûrei Meryemde de «سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّٖى اِنَّهُ كَانَ بٖى حَفِيًّا» kavliyle geçtiği üzere babasına لََاسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَآ اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَىْءٍ her halde senin için mağfiret istiyeceğim, maamafih Allaha senin hakkında başka bir şeye gücüm yetmez, ya’ni istiğfardan başka bir şey elimden gelmez diye va’detmesidir ki İbrahim aleyhisselâm bu va’dini Sûrei Şuarada geçtiği üzere «وَاغْفِرْ لَِابٖىٓ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّآلّٖينَ» duâsiyle iyfa etmiş, bununla beraber Sûrei Beraede geçen «وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰهٖيمَ لَِابٖيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ اِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُ» âyetinden anlaşıldığı vechile babasının bir Allah düşmanı olduğu kendisince tebeyyün ettikten sonra ondan teberrî etmiş idi. Zira «اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهٖ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَآءُ» âyetleri mucebince Allah tealâ şirke mağfiret buyurmaz bundan da anlaşılır ki Allah düşmanı müşriktir. Allah tealâ insana valideyni hakkında ihsan tavsıye etmiş olmakla beraber şirke asla mağfiret etmiyeceğinden Sûrei Lokmanda da «وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ بٖى مَالَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًا» buyurulduğu vechile şirke sevkeden ebeveyne bile itaat etmeyip Dünyada ma’ruf ile musahabet etmeği emrederek ta’atı ma’ruf, ya’ni meşru’ ile takyid buyurmuştu. Bu suretle Allaha ısyan mahiyyetinde olan hususatta tâat caiz olmadığı ve böyle kabul olunmıyacağı, ma’lûm olan duâya âmin denmiyeceği cihetle Hazreti İbrahimin sonradan teberrî etmiş olduğu o sözü de örnek tutmaktan istisna edilmiştir.

رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا الخ – İbrahim ve maıyyeti kıssasının mücahededeki hallerini beyan için istiynaf, yâhud «قالوا» takdiriyle evvelki «قالوا» ya atıf sebkindedir. Kıssanın hıssasının hasılı olmak üzere «قولوا= böyle deyin» ma’nası da anlaşıla bilmek için kavil ve atıf hezf olunmuştur.