Mü'min Sûresi 42. Âyet
Mekke · Cüz 24 · Sayfa 472
تَدۡعُونَنِي لِأَكۡفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشۡرِكَ بِهِۦ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمࣱ وَأَنَا۠ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡغَفَّـٰرِ ٤٢
Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve bence hiç ilimde yeri olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan Allah’a davet ediyorum
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 38–49. âyetleri birlikte ele alır.
38. وَقَالَ الَّذٖٓى اٰمَنَ o iyman etmiş olan zat - mukaddema iymanını gizlemiş olan racüli mü’min dedi ki يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَبٖيلَ الرَّشَادِ ey kavmım! bana tâbi’ olun, arkamca gelin size reşad yolunu, murada irdirecek savab yolu göstereyim - o sebilürreşad, Firavnin gösterdiği yol değil benim göstereceğim yoldur. Bu söz gösteriyor ki bu zat Hazreti Musâya yardım etmek için Fir’avne karşı huruc etmiş, kavmını kendisine ittiba’ için da’vete başlamıştır. Bundan dolayı ba’zıları bunu Musâ zannetmişlerse de hılâfı zâhirdir. Murad Beyin tarihi umumîsinde de Mısır kâhinlerinden «Uzarsif» namında birisinin Hiksüsler tarafına geçerek mühim bir ordu ile Fir’avin aleyhine huruc etmiş olduğu Mısır tarihlerinden nakledilmiş ve müverrıhler nazarında bu zâtin Hazreti Musâ olduğu hakkında bir dereceye kadar ittifak var gibidir diye bir mütaleâ da serdolunmuş ise de bu zatın Hazreti Musâ değil, Âli Fir’avin mü’mini olan bu er olması daha doğrudur «اَللّٰهُ اَعْلَمُ» Şu halde bu söz artık müşavere meclislerinde değil, silâh bedest olarak karşıya çıkan bir mücahidin tebliği halinde geliyordu. İbni Abbastan rivayet olunduğuna göre bu zat avenesiyle bir dağa çekilmişti. 39. يَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ ey kavmım! Bu Dünya hayat bir meta’dan ıbarettir - durup eğlenecek, istirahat edecek bir yer değil, kullanılıp intifa’ edilecek bir kazançtan, gelip geçici bir kazanç fursatından ıbarettir. «اَلدُّنْيَا مَزْرَعَةُ اْلٰاخِرَةِ» Dünya Âhıretin ekinliği, çiftliğidir» hadîsi mantukunca Âhırette biçilip intifa’ edilmek için çalışılması lâzım gelen bir kâr, bir temettu’ vasıtası veya bir mesaî saatidir. وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِىَ دَارُ الْقَرَارِ Âhıret ise darül’karar odur - durulacak istirahat edilecek yurd ancak odur. Orada kazanmak çalışmak yoktur. Onun için Dünyada eğlenceye bakmayıp çalışmağa kazanmağa bakmalıdır ki Âhırette istifâde edilsin. Bunun, bu temettuun beyanı şöyle ki:
40. مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا Her kim bir kötülük yaparsa başka değil, ancak onun misli ile cezalanır. - Ya’ni kötülüğün cezası, müstehıkk olduğu karşılığı iyilik olamaz, onun gibi kötülük olur. Kötü amel yapanın güzel ecir beklemeğe hakkı yoktur. Onun bekliyebileceği karşılık ancak bir kötülüktür. Gerçi kısmen veya temamen afvolunanlar olabilir. Fakat afiv, o kötülüğün cezası değil, başkaca bir fadıldır. Adalet kanunu seyyienin misli olan seyyie ile cezalanmasıdır. وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا her kim de salih bir amel, iyi bir iş yaparsa iyiliğin mukabili de iyiliktir. Adâlet kanunu bunun da bir misli olmasını ıktıza ederse de ihsan kanunu, onun on mislinden, hisabsız emsaline kadar çıkar, yerine iyi bir dâne eken, on dane alabilir. Yüz, yedi yüz daha ziyadesine ne kadar da katlanıp gidebilir. Onun için Fir’avne karşı mücahede ederek salâha çalışmalıdır. 41. يَا قَوْمِ مَا لٖٓى اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَنٖٓى اِلَى النَّارِ الخ Bu hıtab da Fir’avne karşı yapılan bu huruc ve da’vetin bir bagy olmayıp meşru’ ve muhakkak bir necat mes’elesi olduğunu beyandır. 45. فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا Bu suretle Allah onu, Ali Fir’avnin kurdukları mekirlerin fenâlıklarından korudu - onlar Ali fir’avnin düştükleri kötü amellere düşmedikleri gibi Ali fir’avnin onlar hakkında kurdukları fena tuzaklara da düşmediler, Fir’avnın ta’kıbatı vikayei ilâhiyye sayesinde kendilerine bir zarar vermediği gibi وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِ azâbın kötüsü Ali fir’avnin başına indi - İbni Abbastan rivayete göre Fir’avnin onu ta’kıb için gönderdiği asker telef olmuştu. Sonra da kendisi ve cünudu ma’lûm olduğu üzere gark edilmişti. 46. اَلنَّارُ Ateş - mübtedâdır, haberi şu: يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا onlar ona, sabah ve akşam arz olunup durmaktadırlar. - Ya’ni Âli fir’avin Dünyada kötü azâb ile mahvoldukları gibi Âhırete kadar âlemi ber Zahta da akşam sabah nara arz ile ta’zib olunmaktadırlar. Sonra da وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُوٓا الخ Şimdi kıssanın hissası beyan olunarak buyuruluyor ki: ٥١ اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُ ٥٢ يَوْمَ لَايَنْفَعُ الظَّالِمٖينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٥٣ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْهُدٰى وَاَوْرَثْنَا بَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ الْكِتَابَ ٥٤ هُدًى وَذِكْرٰى لُِاولِى الْاَلْبَابِ ٥٥ فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ ٥٦ اِنَّ الَّذٖينَ يُجَادِلُونَ فٖٓى اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ اِنْ فٖى صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغٖيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ ٥٧ لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ ٥٨ وَمَا يَسْتَوِى الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَلَا الْمُسٖٓىءُ قَلٖيلًا مَاتَتَذَكَّرُونَ ٥٩ اِنَّ السَّاعَةَ لَٰاتِيَةٌ لَارَيْبَ فٖيهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايُؤْمِنُونَ ٦ وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَ
Meali Şerifi