AyetSûreler

Mü'min Sûresi 31. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 470

مِثۡلَ دَأۡبِ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمࣰا لِّلۡعِبَادِ ۝٣١

Nuh Kavmi’nin, Âd’ın, Semud’un ve daha sonrakilerin maceraları gibi (bir günün geleceğinden korkuyorum). Allah, kulları için bir zulüm istemez

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 28–36. âyetleri birlikte ele alır.

28. وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ اٖيمَانَهُٓ Bir de Âli Firavinden bir mü’min er ki iymanını gizliyordu, şöyle dedi: - ba’zıları bu zatın İsrailîlerden olduğunu zannetmişlerse de «مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ» vasfının zâhiri bunun daha ziyade Mısırlılardan ve belki Firavnin kendi hanedanından olduğunu anlatıyor. Netekim Süddî bunu Firavnin amcası oğlu diye rivayet eylemiştir. Veliyyi ahdi ve sahib şurtası, ya’ni polis nazırı olduğu da söylenmiştir. Firavin Musâyı öldüreyim derken Allah, kendi adamlarından böyle bir kahramanı başına dikmiş, karşısına çıkarmıştı, bu sebeble Âli Firavnin mü’mini diye ma’ruf olmuş olan bu zatın Firavne ve Âli Firavne karşı olan nutuklarını ve mücahedesini Cenabı Allah burada bilhassa hikâye buyurduğu için bu Sûreye onun namına muzaf olarak «Sûrei Mü’min» denilmiştir. Bu zat, ibtida iymanına ketmederek gizliden gizliye tedbirlerle bir müddet Firavni avutmuş ise de nihayet Hazreti Musânın katli kararı karşısında meydana çıkmak lüzumunu hissederek evvelâ tedric ile nasıhate başlamış sonra da açıktan bir mücahede meydanına atılmıştır. Onun için evvel emirde yine belli etmemek üzere diyor ki اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّىَ اللّٰهُ â! bir adamı «rabbım Allah diyor» diye öldürecek misiniz? وَقَدْ جَآءَ كُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ rabbınızdan size beyyinelerle de gelmiş iken - sonra da tedricen iymanını ı’lâna kadar gitmek üzere ıhtiyat ile istidlâle kuvvet vererek ılâve ediyor: وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ hem eğer yalancı çıkarsa yalanı sırf kendi üzerine - kendi boynuna geçer, vebâlini, cezasını kendi çeker, size zararı olmaz. Binaenaleyh yalancılığı tahakkuk etmeden öldürmeğe ihtiyacınız yok. Buna mukabil وَاِنْ يَكُ صَادِقًا ve eğer doğru çıkarsa يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذٖى يَعِدُكُمْ size yapmakta olduğu vaîdlerin ba’zısı hiç olmazsa ba’zısı başınıza gelir sizi musab eder - ya’ni Âhırete inanmıyorsanız Dünyada azâbı gelir. اِنَّ اللّٰهَ لَايَهْدٖى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ şübhe yok ki Allah bir yalancı müsrif kimseyi doğru yola çıkarmaz. Muvaffak etmez - bu iki ma’nâlı diğer bir istidlâldir. Birincisi, o aşırı bir yalancı olsa idi Allah ona o beyyineleri vermez, o mu’cizelerle te’yid eylemezdi. İkincisi eğer aşırı bir yalancı ise mekıı olamıyacağında şübhe yoktur, öldüreceğiz diye uğraşmıya ne hacet: Bu iki ma’nâ ile asıl maksad da Firavne ta’rızdır. Ya’ni sen bu kadar kan döken müsrif bir yalancısın, Allah seni onu öldürmek maksadına muvaffak etmez, kendin zarar edersin. 29. يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ – bu suretle doğrudan doğru kavma hıtab etmesinden anlaşılıyor ki bu hatabeler hususî bir mecliste değil, umumî bir şûrâda cereyan etmiştir. (Sûrei «A’raf» a bak). Böyle olduğu bilhassa şundan da anlaşılır: قَالَ فِرْعَوْنُ مَآ اُرٖيكُمْ اِلَّا مَآ اَرٰى وَمَآ اَهْدٖيكُمْ اِلَّا سَبٖيلَ الرَّشَادِ – Zira Firavin bu kelâmiyle yalnız re’yini anlatmış oluyor. Doğrudan doğru icra emri veremiyor 30. قَالَ الَّذٖٓى اٰمَنَ o iyman eden zat - evvelâ Dünya azâbiyle tehdide girişiyor ki bunlara o va’d edilenlerdir. 32. يَوْمَ التَّنَادِ

YEVMİ TENAD - tenadî günü, çığırışma, bağırışma günü demektir ki Kıyamet gününün bir isimidir.

Çünkü o gün biribirlerine feryad-ü figan ile bağırışacaklar, yetişen yok mu diye istimdad edecekler, yahud «وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ» mucebince ehli Cennet ehli Cehenneme, ehli Cehennem de ehli Cennete nidâ edecekler. 34. وَلَقَدْ جَآءَكُمْ يُوسُفُ – ba’zıları buradaki Yusüften murad, Hazreti Yusüfün torunu Yusüf İbni Efrayim İbni Yusüf demişlerse de doğrusu Yusüf ibni Ya’kub aleyhisselâmdır. Ancak tefsiri Kurtubîne mezkûr olduğu üzere Hazreti Musânın Firavni Hazreti Yusüfün Firavni değildir. Firavni Yusüf Amâlikadan idi, Firavni Musâ ise kıbtîdir. وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ لٖى صَرْحًا Yine Fir’avn, dedi ki: ya Haman, bana bir kule yap 37. لَعَلّٖىٓ اَبْلُغُ الْاَسْبَابَ اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ belki ben o esbaba, o göklerin esbabına, sebeblerine yollarına irerim فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى de Musânın ilâhına muttali’ olurum وَاِنّٖى لََاظُنُّهُ كَاذِبًا maamafih ben onu muhakkak yalancı zannediyorum a.. - Fir’avn bir rasad kulesi yaptırarak fennî bir teşebbüste bulunmak ve bu suretle Hazreti Musâyı gûya yalancı çıkarmak için bir şarlatanlık etmek istiyordu ki bunda iki mülâhazanın birisi vardı. Ya halka diyecekti ki: bakınız! İşte Gökleri de terassud ettik oralarda Musânın dediği ilâhı göremedik, olsa idi görünmesi lâzım gelirdi, yâhud diyecekti ki bakınız biz bu kadar vesaiti maliyye ve teşebbüsatı sınaıyyemizle Göklere çıkmanın yolunu bulamadık, o halde Musâ nereden çıktı da bize onların rabbı tarafından me’mur olduğunu söylüyor?. وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِهٖ Ve işte Fir’avne kötü ameli böyle tezyin edildi süslü gösterildi - de bunları siyaset namına iyi bir şey yapıyormuş gibi yapıyordu وَصُدَّ عَنِ السَّبٖيلِ ve yoldan sapıtılıyordu - çünkü Gökte bir yıldız arar gibi rasad ile cismanî bir yolda Allah aramağa kalkmak, Allahı aramak yolu değil, halkı bu suretle iğfale çalışmak da muvaffak olacak bir siyaset yolu değildi, Gökler ve Yer, Göklerde ve Yerde her şey hâlikının vücuduna delâlet edip durmakta iken ve Allahı eserinden anlamak için Yerin Gökten bir farkı olamıyacağı da aklı olanlar nezdinde ma’lûm olmak lâzım gelirken Hazreti Musânın sûrei «طه» da «رَبُّنَا الَّذٖٓى اَعْطٰى كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى» sûrei «Şuara» da «رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَآئِكُمُ الْاَوَّلٖينَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ» diye herkese öğrettiği açık yolu bırakıp da yetişemiyeceği uzaklara gitmeğe kalkışmak elbette çıkar yol değildir. Maamafih Fir’avn bunu ciddî olmak için değil halkı aldatmak için bir hıyle, bir keyd olmak üzere yapıyordu وَمَاكَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فٖى تَبَابٍ fakat Fir’avnin keydi, hıylesi, düzeni sırf hasar içinde - netîcesizdir, akamettedir. Onun böyle yanlış yolda entrika çevirmeğe kalkışması kendisini muvaffak etmek şöyle dursun bil’akis aleyhine olmuştu. Çünkü: ٣٨ وَقَالَ الَّذٖٓى اٰمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَبٖيلَ الرَّشَادِ ٣٩ يَا قَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِىَ دَارُ الْقَرَارِ ٤ مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فٖيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ ٤١ وَيَا قَوْمِ مَا لٖٓى اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَنٖٓى اِلَى النَّارِ ٤٢ تَدْعُونَنٖى لَِاكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهٖ مَا لَيْسَ لٖى بِهٖ عِلْمٌ وَاَنَا اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزٖيزِ الْغَفَّارِ ٤٣ لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَنٖٓى اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِى الدُّنْيَا وَلَا فِى الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَآ اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِفٖينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ ٤٤ فَسَتَذْكُرُونَ مَآ اَقُولُ لَكُمْ وَاُفَوِّضُ اَمْرٖىٓ اِلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ ٤٥ فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِ ٤٦ اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُوٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ ٤٧ وَاِذْ يَتَحَآجُّونَ فِى النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُا لِلَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوٓا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصٖيبًا مِنَ النَّارِ ٤٨ قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوٓا اِنَّا كُلٌّ فٖيهَآ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ ٤٩ وَقَالَ الَّذٖينَ فِى النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ ٥ قَالُوٓا اَوَلَمْ تَكُ تَاْتٖيكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلٰى قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعٰٓؤُا الْكَافِرٖينَ اِلَّا فٖى ضَلَالٍ

Meali Şerifi