Mülk Sûresi 23. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 563
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰا مَّا تَشۡكُرُونَ ٢٣
De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قُلْ هُوَ الَّذٖٓى اَنْشَاَكُمْ di ki ey bu kelâma muhatab olan insanlar! Sizi inşa eden, ya’ni size bu vücudda bu ilk neşeti veren ancak o sahibi mülk, o mevt-ü hayatı ve bu nizamı âlemi yaratan o lâtîf habîr olan Halık, o Rahman tebareke ve tealâdır. - Onun berisinden hiç bir şey değil, ne şu ne bu, ne babalar analar, ne şu devlet bu devlet, ne Arz ne Sema hiç biri değil, ancak hepinizi yaratan Halık tealâdır. Diğer sûrelerde geleceği üzere tavırdan tavra o sizi inşa etti وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَ ve size işidecek kulak, görecek gözler, idrâk edecek fu’adlar, gönüller yaptı - ki siz evvelâ o kulakla işidilmesi lâzım gelen sesleri ve ilmin başı olan tenzilî ve naklî ve enfüsî âyetleri ve âlâm-ü ekdara veya ahbar-u irşada delâlet eyliyen sesleri, iniltileri, figanları, gürültüleri çığırtıları hep vahdet kulağıyla dinliyesiniz ve görülmesi lâzım gelen ve türlü elvan ve menazırı ihtiva eden ve nazar ve akl-ü tecribe ile nice ılimler istıhracına yol açacak olan tekvinî âyetleri göresiniz ve hepsini gönlünüzde duyup idrâk edesiniz de ona göre mucebince iyman ve istikametle vazifenizi yaparak onların şükrünü eda edesiniz. قَلٖيلًا مَاتَشْكُرُونَ sizler pek az şükrediyorsunuz - o ni’metlerinin kadrını takdir etmiyor, onları veren mun’ime karşı ta’zîm ve ibadet vazifelerinizi yapmıyor, yaparsanız da pek az yapıyorsunuz ve yapanlarınız pek az bulunuyor. Bir çoklarınız veya bir çok ahvalde onların ve hâlıklarının kadrini tanımıyor, yanlış yollarda ve yaradılışlarının hılâfına olarak onları boşuna gayelerde kullanarak israf ediyorsunuz. Gerek yukarıdaki nazar âyetleri ve «لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ» âyeti ve gerek bu âyetten anlaşılıyor ki sem’u ebsar, akl u vicdan, Hâlık tealânın insanlara uzaktan acı veya tatlı haberler vermek için gönderdiği koruyucu ilçilerin en yakınlarıdır. Kitabların tebligatı, Meleklerin ve Peygamberlerin ıhbar ve inzarları her kese hep bunlar vasıtasiyle tebliğ olunurlar. Gerçi lâmise, zâika, şâmme dahi Allahın birer muhbirleridir. Fakat bunlar uzak tehlükeleri duyurmaz, en yakından haber verirler, o vakıt ise korunmağa meydan kalmaz. Tehlüke veya netice gelmiş çatmış bulunur. Şem u ebsar, akl-u kalb ise en uzaktan haber vererek atî için müsaid bir surette irşad ederler. Bunlardan hüsni suretle istifade etmek istemeyen ve yalnız lems, zâika, şâmme sahasındaki ı’tiyadlara zebun kalanlar Allah bir şey indirmedi diye ne Peygamber, ne kitab, ne irşad dinlemez, Şeytanların arkasına düşerek sonunda «لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فٖٓى اَصْحَابِ السَّعٖيرِ» derler yanarlar.