Mâide Sûresi 54. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 117
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَن يَرۡتَدَّ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَسَوۡفَ يَأۡتِي ٱللَّهُ بِقَوۡمࣲ يُحِبُّهُمۡ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوۡمَةَ لَآئِمࣲۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ٥٤
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbirkınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ – Nâfi’, İbni Âmir, Ebû Ca’fer kıraetlerinde «مَنْ يَرْتَدِدْ» مِنْكُمْ عَنْ دٖينِهٖ – buyuruluyor ki bütün bunlar Kur’anın kablel’vuku haber verdiği vakıat cümlesindendir. İbni kâ’b, Dahhâk, Hasen, Katade, İbni Cüreyc ve saire demişlerdirki bu âyet kıyamete kadar bütün mü’minlere hıtaben nâzil olmuştur. Ya’ni bu âyet sebebi hass hukmü âmm olan diğer ba’zıları gibi bir sebebi mahsus ve bir vakıai mahsusa üzerine değil doğrudan doğruya umum mü’minlere alel’ıtlak irtidadın bir hukmünü tefhim için nâzil olmuştur. Müfessirîn burada bu âyetin ıhbarına müntabık olmak üzere bil’ahare muhtelif zamanlarda vukua gelen on bir irtidad vak’asından bahs etmişlerdir ki üçü Resulullahın irtihalinden evvel vakı’ olmuştur.
1- Beni Müdlic irtidadıdır ki reisleri zuhımar denilen Evsedi ansîdir. Bu bir kâhin idi, Yemende nübüvvet iddia ve ba’zı beldeleri istilâ edib Resulullahın me’murlarını çıkarmış idi, aleyhıssalâtü vesselâm da Yemen valisi Muaz ibni cebele ve sadatı Yemene yazdı, Allah tealâ da onu feyruzi deylemînin elile helâk etti, geceleyin basılıp katl edildi, o gece Resulullah bunu haber verdi müslimanlar, mesrur oldular ve ertesi gün idi ki vefatı Peygamberî vuku buldu. Sonra Rebiy’ülevvelin ahırında da Yemenden haber geldi. 2- Müseylimetülkezzabın kavmı olan Beni Hanife irtadadıdır. Bu kezzab da nübüvvet iddia etmiş, Resulullaha şöyle yazmıştı: «مِنْ مُسَيْلَمَةَ رَسُولِ اللّٰهِ اِلٰى مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللّٰهِ اَمَّا بَعْدُ فَاِنَّ اْلَارْضَ نِصْفُهَا لِى وَ نِصْفُهَا لَكَ= Arzın nısfı benim nısfı senin». Aleyhıssalâtü vesselâm da şöyle cevab vermişti: Muhammed Resulullahdan müseylimetülkezzaba «اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ» Sonra buna Hazreti Ebi Bekr hılâfetinde asker gönderib harb etti ve Hazreti Ebi Bekr hılâfetinde asker gönderib harb etti ve Hazreti Hamzanın katili Vahşî yediyle katl olundu. Vahşî «ben cahiliyyetimde hayrünnası islâmımda da şerrünnası katl ettim» der idi.
3- Tuleyha ibni Huveylidin kavmı olan Beni Esedin irtidadı ki Tuleyhada vefati Peygamberî sıralarında nübüvvet idida etmiş idi. Buna da Hazreti Ebu Bekr Halid ibni Veliydi sevk etti, Ba’delharb Tuleyha münhezim olub Şama kaçtı, ba’dehu islâma geldi ve pek güzel müsliman oldu ki İran muharebatı gibi büyük muharebelerde en güzel hızmet eden eazımdandır. Diğer yedi fırka da Peygamberin vefatından sonra Hazerti Ebî Bekr zamanında irtidad etmiş idi ki bunlar: 4- 1 Uyeyne ibni Hısnin kavmi Fezare,
5- 2 Kurre ibni Selemetelkuşeyrînin kavmi Gatafan,
6- 3 Füca’e ibni Abdi Yâleylin kavmi benu selim,
7- 4 Malik ibni Nüveyrenin kavmi benu yerbu’,
8- 5 Secah binti Münzirin kavmi olan Temimin bir kısmı ki bu Secah nefsini Müseylimetülkezzabâ tezvic etmişti, ve kıssası meşhurdur. Ebül’alâilmaarrî. «استغفر واستغفرى» unvanlı kitabında şöyle demiştir: آمت سجاح و والا ها مسيلمة كذابة فى بنى الدنيا و كذاب 9- 6 Eş’as ibni Kaysin kavmi Kinde, 10- 7 Hutam ibni Zeydin kavmi Benî Bekr ibni vâil. Allah tealâ Hazreti Ebi Bekrin eliyle bütün bu yedi fırka mürteddînin de işlerini bitirdi, gailelerini def’etti.
11- Cebele ibni Eyhemin kavmi olan Gassan ki bu Cebele de Hazreti Ömer zamanında islâma gelmişti. Bir fakıre vurduğu bir tokattan dolayı kısasan bir tokat yiyeceğini anlayınca kibrine yediremeyib irtidad edib bilâdı Ruma kaçmış idi ki kıssası meşhurdur. Görülüyor ki bu vak’alar sadece ferdî bir irtidâd halinde kalmamıştır.
Hasılı, ey ehli iyman, sizden ferd veya cemaat her kim dininden döner irtidad ederse bilmiş olsun ki فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ Allah onların belâlarını verib yerlerine diğer bir kavm getirecektir. Öyle bir kavm ki يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ hem Allah onları sever, Dünya ve Âhıret hayırlarını murad eder, hem de onlar Allahı severler taatine koşar, ısyandan kaçarlar. Öyle bir kavm ki اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ Mü’minlere karşı mütezellil ya’ni mütevazı’, refık ve merhametli اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرٖينَ kâfirlere karşı ızzetli, satvetli يُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ fî sebilillâh mücahede ederler ederler hem de dinlerinde pek salâbetlidirler. İfayı vazife etmek lâzım geldiğini gördüler mi Münafıklar gibi şunun bunun hatırına gönlüne bakmaz, dedikodudan sakınmaz, vazifelerini yaparlar. ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ bu hal, bu evsaf ise mahzâ Allahın fadl-ü ihsanıdır. يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَآءُ o, bunu kime dilerse verir, dileyene de verir.»- Binaenaleyh hiç biriniz ümidsizliğe düşmeyiniz, düşüb de kâfirler peşinde koşmayınız, Allahdan böyle evsafa malik bir kavm olmayı isteyiniz dileyiniz, fakat bunu cebren alınır bir istihkak da zannetmeyiniz, inhisar fikrine sapmayınız وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ Allah hem vasi’dir hem alîm. Eltaf ve ihsanı çok, ihsanına mani’-u müzahim yoktur. Onu hiç bir şey takyid edemez, en ümitsiz zamanda en umulmadık yerden, en umulmaz kimselerde neler neler halkeder. Nasıl halkeder bunu o bilir. Zira o her şeyi bilir, binaenaleyh lûtf-u ihsanını kimlere ve ne suretle vereceğini de bilir. Bu şereflere bu hurriyyete, bu ızzet-ü istiklâle irmek istiyenler başkalarının değil ancak Allahın velâyetine koşmalı, Allahın sevgili Peygamberine, mü’minlere baş tutmamalı, mahabbet ve nusrat etmelidir «اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ الخ» Anlaşılıyor ki irtidad bir vak’aya münhasır olmadığı gibi bu kavm de muayyen bir kavmden ibaret değil. Mürtedlerin zararlarına mukabil olmak ve onların terk ettikleri mevkıı saadeti işgal eylemek üzere kıyamete kadar zaman zaman nevbetle gelecek ve i’lâi kelimetullah kadar zaman zaman nevbetle gelecek ve i’lâi kelimetullah ile İslâma hızmet edecek müteaddid akvama işarettir ki zikr olunan evsaf bunların evsafı mümeyyizelerini ve ciheti vahdetlerini teşkil eder. Binaenaleyh bunların hey’eti mecmuasını ancak alîm olan Allâh tealâ bilir, Fakat gerek zuhurundan sonra ve gerek ba’zı âsara nazaran zuhurundan evvel ba’zılarını ta’yin ve tasavvur mümkin olabileceğinden müfessirîn bunları kaydetmişlerdir:
1- Hazreti Hasen, Katade, Dahhak, İbni Cüreyc demişlerdir ki bunlar Ebu Bekir ve ashabıdırlar, çünkü mürteddîne bunlar harb ettiler.
2- Ebu Bekr, Ömer ve ashabıdırlar. Zira devri Resulullahtan sonra mücahedat bunların hılâfetlerinde vakı’ oldu.
3- Süddî demiştir ki bu âyet evvelâ Ensar hakkındadır. Zira evvelâ küffara karşı Resulullaha nusrat ve ızharı dine muavenet eden bunlardır. 4- Ehli Yemendir. Zira Hâkimin Müstedrikinde senedi sahih ile rivayet olunduğu üzere bu âyet nâzil olduğu zaman Aleyhissalâtü vesselâm Ebu Musel’eş’arî radıyallahü anhe işaret buyurarak «قَوْمٌ هٰذَا = bunun kavmi» buyurmuştur. Ve filvakı’ bunlar Resulullah zamanında çok mücahedeler ve hizmetler etmişler ve Hazreti Ömer fütuhatının kısmı a’zamı da bunların yedile olmuştur.
5- Kavmi Fürsdür. Çünkü yine rivayeti sahihada varid olduğu üzere aleyhıssalâtü vesselâmından sual olunmuş, yedi seadetlerinle Selmanı Farisî radıyallahü anhin omuzuna vurup «هٰذَا وَ ذُوهُ= bu ve bunun sahibleri» buyurmuş, sonra da iyman, Süreyyaya muallak olsa ebnai Faristen bir takım rical her halde uzanır alırlardı «لَوْ كَانَ اْلِايمَانُ مُعَلَّقًا بِالثُّرَيَّا لَنَا لَهُ رِجَالٌ مِنْ اَبْنَاءِ فَارِسَ» buyurmuştur ki bu hadîsi şerifte İmamı a’zam Ebu Hanife Hazretlerinin menakıbına da delâlet vardır.
6- Denilmiş ki bunlar Neha’den iki bin, Kindeden beş bin ve ebnai nastan üç bin kişi idiler ki Kadisiyye günü cihad ettiler. Velhasıl bu kavmi bir zamana munhasır münferid bir kavmden ibaret telâkki etmemeli, iymandan sonra her hangi bir suretle islâmdan yüz çevirenlerin kendilerine terki mevkı’ etmeğe mecbur oldukları ve olacakları her hangi bir kavm olarak anlamalıdır. Ve burada yalnız irtidadı ı’tikadî değil irtidadı amelî de mevzuı bahistir. Vaktiyle Yehudun Nesârâya, Nesârânın müslimanlara terki mevki ettikleri gibi ni’meti islâmın kadrini bilmiyen nankörler de onun kadrini bilecek, şükrünü eda edecek yeni bir kavmi müslime terki mevki etmeğe mecbur olacaklardır. Tarihı beşer, tarihı islâm bunun büyük küçük misalleriyle mâlâmâldir. Ferdleri, akvamı sağireyi bırakalım da en büyük misallerini alalım. Evvelâ Arablar, kavmden kavme bu hizmeti yapmışlar, ba’dehu Emeviyyenin son zamanlarında olduğu gibi bu hizmet, Arabdan Aceme doğru geçmiş, hadîsi şerifin de delâlet ettiği üzere kavmi Fürs ma’nen ve maddeten islâma pek büyük hizmetler eylemiş, sonra bunlar da aynı hale gelmiş bu daf’a da Allah Türkleri göndermiş, Arabların, Fürslerin kadrini bilemeyib zayi’ ettikleri devleti islâmı ele alarak İstanbula ve oradan kıtaatı Arzın her tarafına yaymışlar binaenaleyh ebnai Faris hadîsinin delâleti ve fethi Kostantıniyye hâdîsinin sarahati ve «فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِىَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهٖ» va’di ilâhîsinin ıtlak ve İşareti ile Türkler de «بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرٖينَ يُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ» tebşirine dahil olmuşlardır. Demek ki onlar da bu ni’metin kaderini bilmez küfr-ü küfrana doğru giderlerse mevkı’lerini Allahın göndereceği diğer bir kavme terketmeğe mecbur olacaklardır. Ve kim bilir vasi’ ve alîm olan Allah kıyamete kadar daha ne kavmler gönderecektir. İşte tâ yukarıdan «اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ» tezkirinden beri gelen ve daha devam edecek olan beyanatın siyak-u sibakına nazaran hasılı meal bu noktada toplanmaktadır.
Binaenaleyh ey mü’minler, dininizin kadrini biliniz, hiç bir kavme inhısar kabul etmiyen bu vası’ feyzi hakkı, bu fadlı ilâhîyi, bu yüksek hurriyyeti bırakıb da başkalarının muvalâtı arkasına düşmeyiniz