AyetSûreler

Mâide Sûresi 49. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 116

وَأَنِ ٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ وَٱحۡذَرۡهُمۡ أَن يَفۡتِنُوكَ عَنۢ بَعۡضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيۡكَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعۡضِ ذُنُوبِهِمۡۗ وَإِنَّ كَثِيرࣰا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ ۝٤٩

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ هُمْ – rivayet olunduğuna göre Yehuddan bir cemaat toplanmışlar «haydi kalkalım Muhammede gidelim belki bir fitneye düşürür dininden şaşırırız» demişler, varmışlar «ya Ebelkasım, demişler bilirsin ki biz Yehudun Ahbar ve eşrafıyız, biz sana tâbi’ olursak bütün Yehudun Ahbar ve eşrafıyız, biz sana tâbi’ olursak bütün Yehudîler de tâbi’ olurlar. Şimdi bizimle hasımlarımız arasında bir da’va var, sana muhakeme olalım, sen de bizim lehimize huküm ver de biz de iyman edelim, seni tasdik eyleyelim», Resulullah iba etmiş ve bu âyet nâzil olmuştur. Şu halde ma’nâ: Muhakemeden imtina’ etme fakat hukme gelince Allahın bildirdiği hakk ile hukm et de onların hevalarına haksız arzularına uyma وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ ve iyi sakın ki onlar seni Allahın sana inzal ettiği şir’a ve minhacın bildirdiği ahkâmı hakkın tamamından şöyle dursun birisinden bile aldanıb şaşıramasınlar, hiç bir vechile fitneye düşüremesinler, hukmünde küfürden, zulümden fısktan hiç bir eser bulunmasın. فَاِنْ تَوَلَّوْا şayed onlar bunu kabul etmeyib başkasını isterlerse فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُصٖيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ o zaman bil ki her halde Allah onlara başka bir sebeble değil, günahlarının ba’zısı sebebiyle bir musıbet vermek istiyor.» -ki Allahın iradesine karşı gelmenin ihtimali olmadığı ma’lûmdur. Bu ba’zı zünub Allahın hukmünü kabul etmemek, hilâfı hak huküm istemek günahıdır. Bunun bu suretle ifadesi şu ma’nâları iş’ar eder: Evvelâ, ibhame nazaran bu günah sarahaten yad edilmesi lâyik görülmeyen pek büyük bir günahtır. Haksızlar bile sureti haktan görünerek haksızlık peşinde dolaşırlar. Binaenaleyh açıktan haksızlık istemenin ve hukmullahı kabul etmemenin ne büyük bir günah olduğu tasavvur edilsin. Saniyen bu sevdada bulunanların pek çok günahları vardır. Ve bu büyük günah onlardan biridir. Salisen Allah Dünyada her günah ile muahaze etmez, te’cil eder. «وَلَوْ يُؤٰاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَآبَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى» veya afveyler, fakat hakk olduğu kat’iyyen ma’lûm bulunan bu hukmü kabul etmemek günahı vâkı’ oldumu? Bunun her halde muahaze olunacağını ve bunların haksızlıkla behemehal bir musıbete ma’ruz olacakları bilinmek lâzım gelir. Böyle olmakla beraber وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ insanların bir çoğu fasıkdırlar, ma’lûm ve muayyen bulunan hududı haktan çıkmakta musırdırlar.»- Ve işte bundan dolayıdır ki ahkâmı hâkkı tebliğten sonra hukm-ü hükûmete lüzum vardır. Ve hakimlerin hakk ile hukm etmeleri ve bu fasıklar güruhundan olmamaları vacıbdır. Yoksa haksız hukm-ü hükûmet musıbeti tâ’cilden başka bir şey yapmaz.

Bu böyle iken