AyetSûreler

Kasas Sûresi 1. Âyet

Mekke · Cüz 20 · Sayfa 385

طسٓمٓ ۝١

Tâ, Sîn, Mîm

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 1–13. âyetleri birlikte ele alır.

2. الْكِتَابِ الْمُبٖينِ İfadesi güzel parlak kitab, yâhud açık beyan edici kitab - ki murad Kur’andır. Levhi mahfuz diyenler de vardır. 3. نَتْلُوا Tilâvette okuyacağız -

TİLÂVET, ta’kıb etmek, arkasına düşmektir. Ragıbın beyanına göre bilhassa Allah tealânın kütübi

münzelesini ya kıraet veya içindeki emr-ü nehyi, tergıb ve terhıbi i’tiyad ile ta’kıb eylemektir. Demek ki tilâvet kıraetten min vechin ehastır. Burada ise Cebrail vasıtasıle kıraet veya tenzilden mecazdır. 4. طَآئِفَةً مِنْهُمْ Onlardan bir tâifeyi - ki Beni İsraîldir. Deniliyor ki kâhinin birisi Fir’avne şöyle demiş: Beni İsraîlde bir çocuk doğacak, senin devletin onun eliyle gidecek. اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدٖينَ Çünkü o cidden müfsidlerden idi - bir maksadı için Yer yüzünü fesada vermekten çekinmez idi.

Onun için bu kadar ma’sum çocukları, Enbiya evlâdını kesiyor, kızları erkeksiz bırakarak dilediği gibi kullanmak istiyor. 6. وَنُرِىَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ الخ Ya’ni korktukları şeyi başlarına getirelim, Beni İsraîl yüzünden devletlerinin zevalini, kendilerinin helâkini görsünler. Hâmam, Fir’avnın veziri. 5. وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً Hem onları eimme yapalım -y a’ni din-ü Dünyada öncül kendilerine ıktida olunur imamlar. وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثٖينَ Hem de onları o varisler kılalım - ya’ni «وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذٖينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتٖى بَارَكْنَا فٖيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ» âyetinde beyan olunan varisler.

7. وَاَوْحَيْنَآ اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى Bu vahyin nübüvvet vahyi değil, ilham veya ru’ya demek olduğunu söylüyorlar. Demek ki ilham, Mütekellimînin dediği gibi umum için esbabı ılimden olmamakla beraber sahibi için amelî icab edecek bir kuvveti haiz olabilir. Maamafih burada «اِنَّا رَآدُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ» te’minatı sıgai tahkık ile katıyyet de ifade etmektedir. Hem bir validenin yavrusunu emzirmek sevkı fıtrîsi kadar kuvvetli bir katıyyet. Şu halde Enbiya nübuvveti değilse evliya kerameti kabîlinden olduğunda şübhe yoktur. Anlaşılıyor ki bu ilham, Musa doğduktan sonra olmuş ve biraz emzirilmiş, üç ay denilmiş فِى الْيَمِّ Nil 8. خَاطِئٖينَ hatadan değil hatîedendir. Çünkü hatada muhtıîn denilir. Bu âyet «لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا» hikmetinin vechini beyandır. Ya’ni câni oldukları için Allah tarafından o suretle mübtelâ olacaklardır. Yoksa o cânîler onu bırakmazlardı. 10. وَاَصْبَحَ فُؤَادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغًا Mûsanın anasının da fuâdi ya’ni gönlü bom boş sabahı etti - bunun zâhiri ne olup kaldığından hiç bir haber almıyarak hayretten ve dehşetten gönlünü hiç bir şey girmiyor, aklı sıfra inmiş bir halde demektir. اِنْ كَادَتْ لَتُبْدٖى بِهٖ az daha onu meydana verecekti - telâş ile haber alacağım diye yaptığını sezdirecek Musayı ifşa edecekti. 11. وَقَالَتْ لُِاخْتِهٖ onun ya’ni Musanın hemşiresine قُصّٖيهِ kardeşinin izini ta’kıb et - ne olduğundan bir haber al - demişti.

Türkcemizde müzekker ve müennas zamiri ayrılmadığından türkcede «hemşiresine» denilince validesinin hemşiresine denilmiş gibi anlaşılıyor. Halbuki «لُِاخْتِهَا» değil «لُِاخْتِهِ» dir. Şu halde zâhir olan «لِبِنْتُهَا» kendi kızına denilmek iken onun hemşiresine denilmesi şefakate tansıs noktai nazarından daha beliğ olmuştur. Ya’ni kendi kızı olduğu için değil Musanın hemşiresi olduğu için ta’kıbini emretmişti فَبَصُرَتْ بِهٖ عَنْ جُنُبٍ o da onu uzaktan gözledi gördü وَهُمْ onlar - ya’ni Âli Firvan لَايَشْعُرُونَ farkında değillerdi - gözettiğinin yâhud hemşiresi olduğunun farkına varmıyorlardı. ١٤ وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ١٥ وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ ١٦ قَالَ رَبِّ اِنّٖى ظَلَمْتُ نَفْسٖى فَاغْفِرْ لٖى فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ ١٧ قَالَ رَبِّ بِمَآ اَنْعَمْتَ عَلَىَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَهٖيرًا لِلْمُجْرِمٖينَ ١٨ فَاَصْبَحَ فِى الْمَدٖينَةِ خَآئِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِى اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِىٌّ مُبٖينٌ ١٩ فَلَمَّآ اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذٖى هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُرٖيدُ اَنْ تَقْتُلَنٖى كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِ اِنْ تُرٖيدُ اِلَّآ اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِى الْاَرْضِ وَمَا تُرٖيدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحٖينَ ٢ وَجَآءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَدٖينَةِ يَسْعٰى قَالَ يَامُوسٰٓى اِنَّ الْمَلََا يَاْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّٖى لَكَ مِنَ النَّاصِحٖينَ ٢١ فَخَرَجَ مِنْهَا خَآئِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنٖى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ Meali Şerifi