Kâf Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 26 · Sayfa 518
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ ١
Kâf. Şanlı ve şerefli Kur’an’a andolsun ki
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قٓ – bu Sûre ile «صٓ» Sûresinin başlayışında ziyâde bir benzeyiş vardır. Evvelâ, ikisi de birer harf ve Kur’ana kasem ve «بل» ile başlıyor, kâfirlerin teaccübüne tearruz ediyor. Onun evvelinde «وَالْقُرْاٰنِ ذِى الذِّكْرِ» âhirinde «اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ» bunun evvelinde «وَالْقُرْاٰنِ الْمَجٖيدِ» âhirinde «فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَعٖيدِ» buyuruluyor. Onda iymanın şartlarından ilk esas olan tevhide, bunda ba’s-ü haşre ınayet buyuruluyor.
«ق» yazılışta harf, okunuşta kaf isim tarzındadır. Zâhir olan harfin ismi, bundan da bu Sûrenin ismidir. Bu münasebetle Kaf dağından da bahsedilmiş. Remzen veya sarahaten emri hâzır olması ihtimali de söylenmiştir. Doğrusu diğerleri gibi bu da müteşabihattandır. Te’vilini Allah bilir. Fahrüddini Râzî burada evvelâ şu ıhtaratda bulunmuştur: yukarılarda anlatmış idik ki böyle Sûrelerin evvelindeki harfler, okunacak Kur’anı iyi dinletmek için sâmim dikkatini uyandırmak üzere tenbihattır. Yine anlatmış idik ki ıbadetin kalb ile olanı, lisan ile olanı, bedenin zâhirdeki cevarihi ile olanı vardır. Cariha ile olanlar içinde ma’nasına akıl iren de var, ma’nası akl ile bilinemeyip sırf teabbüdî olan da vardır. Netekim Hacda remiy ve sa’y ve sâire gibi ameller böyledir. Kalbî akıydeler içinde ılmi tevhid ve imkânı haşr ve Allahın sıfatı ve Peygamberlerin doğruluğu gibi hem aklın delil ile bildiği kısım vardır hem de kıldan ince kılıçtan keskin sırat, ve amelleri tartacak mizan gibi şeri’ olmadıkça cezm-ü tasdık mümkin olmıyan kısım vardır. Şu halde ıbadeti lisaniyye olan zikirlerde de böyle olmak gerektir. Bunların da Kur’anın ekserîsi gibi hem ma’nasına akıl iren kısmı vardır, hem de bu teheccî harfleri gibi ma’nâsını aklın kavrıyamıyacağı veya anlamadığı kısım vardır. Çünkü onu telâffuzdan maksad sırf emre inkıyaddır. Yoksa kelâmda mu’tad olduğu üzere bir huküm veya hoş bir kıssa, yâhud «رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا» gibi güzel bir maksad ifâdesi değildir. Belki mücerred söylemek sâdece teabbüd olur. Bunu şu cihet de te’yid eder: bu harflere yemîn edilmiş bulunuyor’ muksemü bih mevkıindedirler, halbuki Allah tealânın tîn ve zeytuna kasemi onlara şeref vermek olduğu gibi ma’rifetin delîli ve ta’rifin aleti olan şerefli kelâmın aslı olan harflere kasemi de onların ayrıca bir şerefi hâiz olduklarını evleviyyetle ifâde eder. Şimdi bu noktada şunları mülâhaza etmek gerektir:
1- Allah tealâdan kasem ya «وَالْعَصْرِ وَالنَّجْمِ» gibi bir şeye ve «صٓ قٓ نٓ» gibi bir harfe vakı’ olmuştur, yâhud «وَالضُّحٰى وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰى وَالسَّمَآءِ وَالطَّارِقِ» gibi iki şeye ve «طٰهٰ طٰسٓ يٰسٓ حٰمٓ» gibi iki harfe, yâhud «وَالصَّآفَّاتِ فَالزَّاجِرَاتِ فَالتَّالِيَاتِ» gibi üç şey’e, ve «الٓمٓ طٰسٓمٓ الٓرٰ» gibi üç harfe, yâhud «وَالذَّارِيَاتِ» da «وَالسَّمَآءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ» da «وَالتّٖينِ» de olduğu gibi dört şey’e ve «الٓمٓصٓ الٓمٓرٰ» gibi dört harfe, yâhud «وَالطُّورِ» da «وَالْمُرْسَلَاتِ» da «وَالنَّازِعَاتِ» da «وَالْفَجْرِ» de olduğu gibi beş şey’e ve «كٓهٰيٰعٓصٓ» ve «حٰمٓ عٓسٓقٓ» gibi beş harfe olmuştur. Beş şeyden ziyadeye kasem yalnız bir Sûrede vardır ki o da «وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَا» dır. Beş harften ziyâdeye hiç kasem yapılmamıştır. Zira hurufı asliyyesi beşten ziyâde kelime istiskal edilmiştir. Ma’nâ için terkibinde sekıl görülüp kabul edilmeyince ma’nasına ılim ihata olunamadığı veya ma’nası olmadığı zaman daha şiddetle istiskal edilmek lâzım gelir.
2- Mahud şeylere kasemde kasem harfi olan «واو» zikredilmiş «وَالطُّورِ وَالنَّجْمِ وَالشَّمْسِ» denilmiş, lâkin harflere kasemde kasem harfi zikredilmemiştir. Meselâ «وحٰمٓ» «وقٓ» denilmemiştir. Zira kasem harflerin kendilerine olunca harfi harfe âlet makamında iyrad müsavatı ıhlâl ederdi. 3- Allah tealâ, «تين طور» gibi eşyaya kasem etmiş, onların asılları olan cevheri ferdlere, basît maddelerine kasem etmemiştir. Fakat harflere terkibsiz olarak kasem etmiştir. Zira eşyanın terkibinde maddesi en güzel bir halde bulunur. Lâkin harfler terkib olununca yemîn lâfızlarına değil, Semâ ve Arz gibi ma’nâlarına âid olmuş olur. Ma’nâsız terkibe nazaran ise müfred eşref olur. Onun için hurufun yalnız müfredatına kasem edilmiştir.
4- Sûrei «Bakare» de geçtiği üzere harflere kasem yirmi sekiz Sûrededir. Adedleri harflerin adedince olan eşyaya kesem ise ki «وَالشَّمْسِ» den gayrisindedir on dört Sûrededir. Çünkü hurufun gayri şeylere kasem Sûrelerin evvelinde de vardır, esnasında da vardır. Meselâ: «وَالْقَمَرِ وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَ» gibi. Harflere olan kasem ise ancak Sûrelerin evvellerindedir. Ve orada güzel olmuştur. Zira mefhum arasında gayri mefhum güzel olmazdı, onun için Sûre evvellerinde eşyaya kasem hurûfe kasemin yarısı kadardır. 5- Harflere kasem, Kur’anın iki nısfının ikisinde de hattâ yedi kısmında da vardır. Eşyayı ma’dudeye kasem ise yalnız nısfı ahîrde, hattâ «وَالصَّآفَّاتِ» dan maadası kısmı ahîrdedir. Zira ekseriya harflere kasemden sonra Kur’an veya kitab veya tenzil zikredilmiş «يٰسٓ وَالْقُرْاٰنِ الْحَكٖيمِ الٓمٓ تَنْزٖيلُ الْكِتَابِ الٓمٓ ذٰلِكَ الْكِتَابُ» buyurulmuştur. İşte Kur’anın hepsi harflerle edâ olunan bir mu’cize olduğundan onlar her kısımda bulunmuş, ma’dud eşyaya kasem ise böyle değildir.
Bundan sonra Râzî «Kaf» a mahsus mebâhisten olmak üzere şunu da ilâve eder: Kaf Arzı muhît olan bir dağdır ki Semânın etrafı onun üzerindedir denilmiş, bu kavil, vücuh ile zaıyftir:
1-: Kıraet vakf üzeredir, halbuki cebel ismi olsa idi yemîn edilmiş olmakla vasılda vakıf câiz olmazdı.