AyetSûreler

İnsân Sûresi 29. Âyet

Medine · Cüz 29 · Sayfa 580

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰا ۝٢٩

İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 23–31. âyetleri birlikte ele alır.

23. اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ başkası değil, biz ancak biz indirdik sana الْقُرْاٰنَ Kur’anı - insana doğru yolu gösteren ve o şarabı tahûr neş’esini sunan Kur’anı تَنْزٖيلًا tenzil suretiyle - ya’ni bir def’ada değil, zaman zaman fasıla ile yirmi üç senede ceste ceste ki ilk insan hılkatında olduğu gibi bunda da terdicî tekemmül ve tarakkî ka’idesine bir uygunluk vardır. Bununla önceden mezkûr olmıyan bir çok şeyler olacak ve bu va’dolunan şeyler muhakkak vuku’ bulacaktır 24. فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ onun için acele etme de rabbının hukmünü vermesi için sabret - bugün son nusret ve muvaffakıyyete irdirivermeyip de mükellef ve mübtelâ kıldığı bir takım mesa’i ve mücahedelerin zorluğuna tehammül et, ileride vereceği hukmü gözet, çünkü bu çekilen zahmetlerin güzel bir akibeti var, وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ sabırsızlık edip de o insanlar içinden اٰثِمًا bir âsime - günaha da’vet eden bir günahkâra اَوْ كَفُورًا veya küfre da’vet eden nankör bir kâfire itaat etme. 25. وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ Ve rabbının ismini an - «وَاسْتَعٖينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِ» mantukunca sabr ile beraber ezan ve namaza devam eyle بُكْرَةً وَاَصٖيلًا – BÜKRE, irken demek olup ir sabaha ve sabahtan öğleye kadara ıtlak onulur.

ASÎL, ikindi ve akşam üzeri olmakla beraber öğleden akşama kadar ıtlak olunur. Bu suretle «بُكْرَةً وَاَصٖيلًا» sabahtan akşama kadar demek olup bunda sabah, öğleyin, ikindi namazları dahil olur. 26. وَمِنَ الَّيْلِ Ve geceden de - ya’ni gecenin ba’zı cüz’ünden de فَاسْجُدْ لَهُ ona, ya’ni rabbına secde et - burada «fa» ile «فَاسْجُدْ» emri «وَاذْكُرِ» emrini de beyan ederek ondan da murad namaz olduğunu anlatır. Secde, zikri cüz iredei küll tarikıyle salâttan mecazdır. Gecenin ba’zı cüz’ü de akşam ve yatsu demek olur. وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوٖيلًا Hem de ona uzun gece yâhud geceleyin uzun uzadıya tesbih et - bunda da Sûrei Müzzemmilde geçtiği üzere Peygambere teheccüdün vücubuna tenbih olmakla beraber rabının hukmü gelinceye ve onun Allaha tesbîh ve tenzîh ile müteyakkızâne ibadet ve hazırlık ile geçirilmesi lüzumuna da işaret vardır. Bu işaretin dolayısiyle ümmete aid olacağı da unutulmamak lâzım gelir. 27. اِنَّ هٰٓؤُلَآءِ Çünkü onlar - ya’ni kâfirler يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ ilh... يَوْمًا ثَقٖيلًا – Bu ağır gün önlerindeki Kıyamettir. 28. وَشَدَدْنَآ اَسْرَهُمْ – esaret maddesi olan esr, aslında sıkı bağlamak ma’nasına masdar olup bağlamak vasıtası olan kayd-ü bende de ıtlak olunurki burada hılkat bendleri, bedenlerin mafsıllerini bağlayan uruk-u a’sab ve adalât gibi rabıtalar ile tefsîr olunmuştur. Biz bu «şeddi esri» mealde kundaklarını bağlama ta’biriyle ifade etmeği muvafık bulduk وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ اَمْثَالَهُمْ – burada tebdili emsâl mimin kesriyle misilden, kendilerini ihlâk eder, yerlerine diğer misillerini halk ederiz ma’nasına, tebdili zevat ma’nasına dahi olabilirse de sıfat ve kılık ma’nasına mimin fethiyle meselden olarak tebdili sıfat ma’nâsına olmak daha muvafıktır. Netekim Sûrei vakıada «عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فٖى مَالَا تَعْلَمُونَ» de bu ma’nâ zâhir idi 30. وَمَا تَشَآؤُنَ اِلَّآ اَنْ يَشَآءَ اللّٰهُ – bu âyet cebr-ü kader mes’elesinde ma’rekei ârâ olmuş ise de bunda kullara da meşiyyet isbat edilmiş olduğunda ve maamafih onun mutlak olmayıp meşiyyeti ilâhiyyeye tevafuk ile mukayyed bulunduğunda şübheye mahal yoktur. Binaenaleyh mes’uliyyet, abde, huküm Allah muzaftır. Onun için kul mukadderatını keyfine göre çizemez, meşiyyeti ilâhiyye dairesinde mes’uldür. Allah tealâ ise hiç mukayyed olmıyarak dilediğini yapar, yol onun ta’yin ettiği sevab ve ıkab onun ahkâmıdır. O dilediğini yapar. Bundan dolayı 31. يُدْخِلُ مَنْ يَشَآءُ فٖى رَحْمَتِهٖ وَالظَّالِمٖينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا – diye biri rahmetine, biri azâbına giden iki yol göstermiştir. İşte insan gösterilen bu iki yolun arasında mübtelâ olmak üzere yaratılmıştır. Kısmen bâlâda iyzah olunan bu va’d-ü vaîd, gelecek Sûrelerde de tahkık ve tafsıl olunacaktır.