Hicr Sûresi 27. Âyet
Mekke · Cüz 14 · Sayfa 263
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ٢٧
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَالْجَآنَّ Cannı de - Cinn cinsini teşkil eden gizli mahlûku da خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِالسَّمُومِ ondan evvel nari semumdan ya’ni şiddetli sam ateşinden halketmiştik.
SEMUM lügatte ateş alevi gibi esen sıcak rüzgâra ıtlak edilir ki sam yeli ta’bir olunur. Ve harur dahi
denilir. İbni Cerîrin beyanına göre ba’zı ehli Arabiyye harurı gündüz esene tahsıs etmiştir. Bir hadîsi şerifte de semumun bir Cehennem yalını «lefhi Cehennem» olduğu haber verilmiştir.
SAMM, semm maddesinden faıl, semum de onun mübaleğası feul sıgasıdır. Sem, zehir, bir de
«semmülhıyat» gibi ince delik ma’nâsına gelir. Netekim bedendeki terin çıktığı ve havanın nüfuz ettiği gizli deliklere «mesemme», cemınde «mesâmm veya mesammât» ve cem’ulcem’inde «mesâmmat» denilir. Binaenaleyh sâmm ve semum, mesâmmate nüfuz edici veyahud zehirleyici mefhumlarını ifade eder. Ve o rüzgârın bu nam ile tesmiyesi de bu haysiyyetlerden birisini veya her ikisini mülâhaza i’tibariledir. Cânnın narı semumdan halkedilmiş olması, Cin ve Şeytanın insana gizli mesammatından hulûl edecek, zehirleyecek, yakacak bir mahiyette olduğunu iş’ar eder. İbni Abbastan merviydir ki «şu bildiğimiz semum, cânnın çıktığı semumun yetmiş cüz’ünden bir cüz’üdür» demiş. Demek insan yaradılmazdan evvel, cânnın halkedildiği sırada Arz çok dehşetli ateşler saçıyormuş. Şimdi düşün o vaktı ki: ٢٨ وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖى خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍمَسْنُونٍ ٢٩ فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فٖيهِ مِنْ رُوحٖى فَقَعُوا لَهُ سَاجِدٖينَ ٣ فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ ٣١ اِلَّآ اِبْلٖيسَ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدٖينَ ٣٢ قَالَ يَآاِبْلٖيسُ مَالَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِدٖينَ ٣٣ قَالَ لَمْ اَكُنْ لَِاسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍمَسْنُونٍ ٣٤ قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجٖيمٌ ٣٥ وَاِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى يَوْمِ الدّٖينِ ٣٦ قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنٖىٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٣٧ قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرٖينَ ٣٨ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ٣٩ قَالَ رَبِّ بِمَآ اَغْوَيْتَنٖى لَُازَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى الْاَرْضِ وَلَُاغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَ ٤ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصٖينَ ٤١ قَالَ هٰذَا صِرَاطٌ عَلَىَّ مُسْتَقٖيمٌ ٤٢ اِنَّ عِبَادٖى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوٖينَ ٤٣ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَعٖينَ ٤٤ لَهَا سَبْعَةُ اَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ ٤٥ اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ٤٦ اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِنٖينَ ٤٧ وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ ٤٨ لَا يَمَسُّهُمْ فٖيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجٖينَ
Meali Şerifi