AyetSûreler

Hicr Sûresi 18. Âyet

Mekke · Cüz 14 · Sayfa 263

إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ ۝١٨

Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ Ancak kulak hırsızlığı eden olur. - Ya’ni Semâ, mahfuz olup ona yükselmedikleri için melei a’lâyı dinleyemez. «لَايَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَِا الْاَعْلٰى» Semavîleri istima’ ile ma’lûmat ahzedemezler. Ancak nâzil olan ulûm ve ahbarı semavîyyeden ba’zı mesmuât çalarak icrayı şeytanet etmek için kulak hırsızlığı edenler vardır. («Vessaffâti» suresine, ve surei «Cinn»e bak). فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبٖينٌ Ki onu da mübin bir şihab ta’kıb etmektedir - açık bir alev ardından yetişmektedir. ŞİHAB; lügatte ateş alevi demektir. Parıltılarından dolayı yıldızlara ve süngüye de ıtlak olunur. Bilhassa Semâdan yıldız kayıyor gibi görünen şu’leye ıtlakı galib olmuştur. Bunun bir iştial olduğu zâhir ise de fizikî olarak sureti tekevvünü henüz fennen iyzah edilmiş değildir. Bu babda muhtelif farzıyye vardır. Mukaddamâ hikmeti tabiıyye mütevağğılleri ebhırei mütesâıdenin, ya’ni hevanın yüksek tabakalarına suud etmiş olan bir takım gazlerin iştialine hamlediyorlardı, son zamanlarda da şu fikir hasıl olmuştur: Şihablar, fezada sürüler halinde seyr-ü hareket eden bir takım ecramı sağiredirler. Arz bunların bir çok mahreklerine rast gelir. Ve bunlar Arza tesadüf ettikleri zaman hevai nesimînin yüksek kısımlarile temassı neticesinde sür’atlerinin şiddetinden dolayı delk ile husule gelen hararetten nâşi iştial ederler. Haceri Semavî de bunlardan düşer. Şihabların sür’ati saniyede kırk ile yetmiş iki kilometre arasında tahavvül eder. Şihabların hareketi ne seyyarelerin mahreki müstevîleri dahilinde ne de onlarla ayni cihette olmayıp bunlar mahreklerinin cinsine nazaran daha ziyade kuyruklu yıldızlara benzetildiği heyetcilerin ba’zısı bunları tecezzi etmiş kuyruklu yıldızların bir döküntüsü olarak mülâhaza etmek istemiştir. Şüphe yok ki şihab ve haceri semavî mes’elesi şimdiki ılmi hey’etin meb’nâsı olan cazibe kanununa tatbikan henüz iyzah olunabilmekten uzaktır. Tesadüf sözleri karışan her hangi bir iyzah da ılmî bir iyzah olamıyacağından bunlar esrarı Semavîyyeden ma’duddur. Fakat ilâhiyyat ılmine yükselindiği zaman bütün o tesadüflerin birer tesarruf olduğu anlaşılır. Her ne olursa olsun şu zâhir ki Şihablar hevâi nesimînin en yüksek hududu üzerinden zemîne doğru akan bir iştial ve ihtirak hadisesidir. Son nazariyyeye göre de demek oluyor ki bunlar yukarıdan bir bomba gibi gelip Arzın semti Semada olan hevasına nüfuz ederek iştial etmektedir ki bu ma’nâ, Sûrei Saffattaki «شِهَابٌ ثَاقِبٌ» mantukuna tevafuk eder. Ve demek ki bu ıhtırak ve iştial hevai Arzın Semaya doğru en yüksek hadlerine çıkıp gizlenmiş olan harurî kuvvetlerile bir temas halinde vukua gelmektedir. Bu gizli harurî kuvvetler ise biraz sonra âyette beyan olunacağı üzere Cinlerin, gizli Şeytanların yaradılmış oldukları «نَارٌ سَمُومٌ» ile alakadardır. Ve işte Sûrei «Mülk» te ve Sûrei «Cin»de de geleceği üzere Kur’an da bil’hassa şunu haber veriyor ki şihablar Semaya doğru çıkmak istiyen Cin Şeytanlarına atılan bir takım semavî mermîlerdir. Bunlardan mahiyyet ı’tibarile hem nücum hem taş hem ateş ma’nâsı vardır. Ve şu halde hikmeti ilâhiyye noktai nazarından bunların iştiali bir takım kuvâ ve ervahı habîsenin ihtirak ve tardile alâkadardır. Tefsiri Kurtubî de der ki: şihablar bunları öldürür mü, öldürmez mi?. Bu hususta ıhtilâf edilmiştir. İbni Abbas radıyallahü anhüma demiştir ki «cerheder, yakar yıkar, katletmez» Hasen ile beraber bir taife de katleder demişlerdir. Fakat evvelki esahtır. اه Bu şihablarin İns Şeytanlarına recmolması ise ya bir ma’nevî recim olmaktan mecazdır, veya Cin Şeytanları dolayısiledir. Zira kulak hırsızlığını evvel emirde gizli Şeytanlar yapar. Ve âyetteki şihabın umumi mecaz tarikıle maddî ve ma’nevîye şümulü siyakı beyana daha muvafıktır. Ve bu siyakın zevkına irmek için Kur’an hakkındaki «وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ» ile Semâ hakkındaki «وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجٖيمٍ» âyetleri beynindeki müşabehete dikkat etmek lâzımdır. Ya’ni Kur’an Semâ gibidir. Sun-u kudreti ilâhiyye delâili ile dolu olan Semâ nasıl o ecrami neyyireye ve büruci âliyesiyle nazırîn için tezyin edilmiş ve Şeytanlardan mahfuz tutulmuş ve kulak hırsızları oradan bir şihabi mübîn ile ta’kıb edilmekte bulunmuş ise Kur’an da öyledir. Kevakib ve bürûc gibi âyât ve süver ile nazmi bedîi kulûbı tâhire erbabı için tezyin edilmiştir. Ve o mücrimler gibi recîm Şeytanlardan mahfuzdur. Onlar ona yükselemezler. İyman ve husni nazarla ahz-ü istima’ edemezler. Olsa olsa kulak hırsızlığı ederek şeytanet yapmak istiyenler bulunur ki bunları da mübîn bir şihab ta’kıb etmektedir. Ve Kur’anı mübînin bu şihabları ise o Şeytanlara, kâfirlere mücrimlere Cehennem ateşi ile azâbı ilâhîyi gösteren inzar âyetleridir.

Semâ böyle: