AyetSûreler

Haşr Sûresi 21. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 548

لَوۡ أَنزَلۡنَا هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلࣲ لَّرَأَيۡتَهُۥ خَٰشِعࣰا مُّتَصَدِّعࣰا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَٰلُ نَضۡرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ۝٢١

Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, Allah’ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ biz bu Kur’anı - ya’ni iyman ile okunup amel edilmek için şanı azametimizle indirilmiş olan bu büyük, şanlı Kur’anı biz azîmüşşan - eğer bir dağın üzerine indirse idik لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ her halde sen onu: o dağı Allah korkusundan çatlıyarak başını eğmiş görürdün - o kaskatı dağ o derece müteessir olur, Allahın emirlerine saygı ile çatlıyıncıya kadar itaat ve inkıyad edip secdelere kapanırdı. Fakat Sûrei Ahzabın âhirinde «اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ» âyetinde geçtiği üzere Semavat ve Arz-u cibal ilk arzda emanetin ağırlığından yılarak onu yüklenmekten çekinmişti de onu insan yüklenmişti. Bundan dolayı kitab indirilmesine dağların kabiliyyetleri de yoktur, ihtiyacları da yoktur. İhtiyac insanlarındır. Onun için Kur’an da bir dağ üzerine indirilmedi, insanlar için kalbi Muhammedî üzerine indirildi, hem öyle beliğ ve müessir bir surette indirildi ki bilfarz büyük bir dağ üzerine indirilmiş, daha öyle bir şuur verilmiş olsa idi Semaya doğru başkaldırmakta bulunan o ulu dağ bütün kasvetine rağmen haşyetullah şuuru altında her türlü serkeşliği atarak çatlıyıncaya kadar evamiri ilâhiyyeye serfüru eder, bu derece müteessir olurdu. Binaenaleyh akıl ve şuur kabiliyyetiyle emaneti hamil bulunan ve bir taraftan narı cehîm, bir taraftan da Cenneti na’îm ile kuşatılmış istıkbale doğru gitmekte olan insanların bundan daha ziyade müteessir ve mütenebbih olmaları lâzım gelirken o zalûm ve cehûl insanlar müteessir olmuyor, Allah saygısını duymuyor, Allahın hukukunu ve nefislerinin vazife ve istıkbalini unutmuş salâh ve necat yollarını düşünmez olmuşlardır. Zemahşerî, ebu Hayyan gibi bir haylı müfessirîn demişlerdir ki: Bu âyet de «اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ» âyeti gibi temsil kabilindendir. Maksad insanların kalblerindeki kasvete ve teessürsüzlüğe karşı tevbıhtir. Netekim şöyle buyurulması da buna delâlet eyler: وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ ve işte bu meseller - ya’ni gerek bu âyette, bu Sûrede ve gerek Kur’anın diğer yerlerindeki bu kabîl temsiller, yâhud «تِلْكَ», mübteda, «الْاَمْثَالُ» haber olduğuna göre bunlar, bir takım temsillerdir. Yâhud ıbret alınmak için daima hatırda tutulacak dilden düşürülmiyecek mesellerdir ki نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ biz onları insanlar için yapıyoruz -insanların düşünüp istifade etmeleri için inşa ve tasvir ediyoruz. لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ gerek ki düşüneler - hissî nümunelerden fikrî ve ma’kul ma’nalara intikal edeler. Önlerine sonlarına müteallık fikirler edineler, Allahın azamet ve kudretini anlıyalar da yarin için ona göre hazırlanıp korunalar. Fikir, görgüleri ve bilgileri bir tertibe koyup bildiğinden bilmediğini anlamak, âhiri evvele bağlamaktır. Görülüyor ki burada işbu «وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ» tezyili Sûrenin tâ baş tarafındaki «فَاعْتَبِرُوا يَآ اُولِى الْاَبْصَارِ» emrine bir tetmim olmuştur. Onun için bu ıhtarlarla güzel bir va’z-u tezkir yapıldıktan sonra Allah tealânın vahdaniyyetini ılm-ü rahmetiyle şan-ü azametini, celâl-ü kibriyasını, ba’zı esma ve sıfatını anlatarak Sûrenin ahirini evveline bağlamak üzere buyuruluyor ki: