AyetSûreler

Hadîd Sûresi 13. Âyet

Medine · Cüz 27 · Sayfa 539

يَوۡمَ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱنظُرُونَا نَقۡتَبِسۡ مِن نُّورِكُمۡ قِيلَ ٱرۡجِعُواْ وَرَآءَكُمۡ فَٱلۡتَمِسُواْ نُورࣰاۖ فَضُرِبَ بَيۡنَهُم بِسُورࣲ لَّهُۥ بَابُۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحۡمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلۡعَذَابُ ۝١٣

O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?" Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ – «يَوْمَ تَرَى» dan bedeldir. İbni Atıyye demiştirki «ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ» kavline de zarf olabilir. Yâni münafıkların şöyle şöyle çığırıştıkları gün mü’minler o büyük murada irecekler demektir. Münafıklar, Medînede olduğuna nazaran bu âyetler de Medenî olmak gerektir. انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ bize bakınız nurunuzdan ıktibas edelim - yâ’ni mü’minler nurları önlerinde ve sağlarında koşarak o büyük murada irerlerken münafıklar yetişemeyib karanlıkta kalacaklar da mü’minlere arkalarından diyeceklerki bizden tarafa bir bakın da nurunuzdan biz de ışık alalım, istifade edelim. Zira onlardan tarafa baktıkları zaman önlerinde bulunan nur o tarafa geleceğinden ondan istifade edecekler, yâhud bizi gözetin, bekleyin de biz de size iltihak edelim ve bu suretle nurunuzdan ışık alalım. قٖيلَ Denecek ki - mü’minler veya Melekler tarafından denecek ارْجِعُوا وَرَآءَ كُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا dönün arkanıza da bir nur almağa çalışın - bir nur bulmak vasıtası arayın. Evvelâ bu «dönüm emri», def’olun gibi bir azar, bir tarttır, siz dünyada dönekliği sever, irtidada vasıta arardınız, haydın dönün kabilse veya dönmekte faide varsa dönün arkanıza da bir nur arayın, şimdi burada size bakacak yok. Arkaları, nur taksim olunan mevkıf yâhud nurun sebebi olan iymanın tahsıl olunduğu Dünyadır. فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ derken arlarına bir sur çekilmiştir. - SUR, bir şehrin etrafına dairen madar çekilen hisara denilir. Burada mutlak hâciz mânası verilmiştir. İbni zeyd ve Mücahid buna A’raf demiştir. Diğerleri ise A’raftan başka olduğunu söylemişlerdir. Ba’zıları mümane’at ve haylûlet mânası vermişler ya’ni Münafıklar, Müminleri talebden men’olunacaklar demişlerdir. Sairleri de Cennet ile Cehennem arasında bir sed demişlerdir. Öyle bir sur ki لَهُ بَابٌ onun bir kapısı var - Çok değil bir kapı, Allahü a’lem bu iyman kapısı olmalıdır. Ondan ancak Mü’min olanlar girebilecektir. بَاطِنُهُ Bâtnı - ya’ni o kapının yâhud surun içi فٖيهِ الرَّحْمَةُ rahmet onda - künhü ta’rif ve tasvire sığmayacak bütün sevab ve ni’met onun içinde وَظَاهِرُهُ dışı ise مِنْ قِبَلِهِ o yüzden - ya’ni o kapı veya sur cihetinden عَذَابُ azâbdır. - Dışındakilere azâb o cihetten gelir.