Gâşiye Sûresi 20. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 592
وَإِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَيۡفَ سُطِحَتۡ ٢٠
Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاِلَى الْاَرْضِ Ve o Arza - ve üzerinde yaşadıkları ve altlarında zelûl ve münkad buldukları ve yarın içine gömülecekleri Arza bakmazlarmı? كَيْفَ سُطِحَتْ Nasıl satıhlanmış? - O dağlar, vâdîlerle beraber ovalar denizler gibi düzlüklerden nasıl bir satıh ile kaplanıp üzerinde hayat ve seyr-ü sefer kabil olacak vechile düzlenmiş döşenmiş. Bu satıh husule gelinciye kadar nasıl tekallübler, tehavvüller vuku’a getirilmiş? Neler yıkılmış neler yapılmış? Ne halklar, ne tesviyeler, ne işler cereyan etmiş? Bugün ne hâle gelmiş? Yarın neler olması muhtemil? Hasılı nasıl ve ne gibi bir âlemde bulunuyorlar? Ne olmuş ne olacaklar? Bütün bunlara tedebbür ve ibret nazariyle bakıp da yaradanın kudretini, Gaşiye hadîsinin mutezammın olduğu ba’s-ü nüşûrün, ceza ve mükâfatın hakkıyyetini sa’yinden razı olmak için hak yolunda çalışmanın lüzumunu düşünmezlermi? Görülüyorki bu nazar, âlemin Arz-u Semasiyle hepsine nazar demektir. Bununla beraber Arzın bir cüz’ünden başlayıp Semâdan ve dağlardan dolaşarak nihayet sathı Arzın keyfiyyetini tedkıka getirilmiştir. Zira - «وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ قَالَ فٖيهَا تَحْيَوْنَ وَفٖيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ» buyurulduğu üzere Arz insanlar için bir zamana kadar hayattan nasîb alınacak bir yurddur. Onda yaşanacak, onda ölünecek, ondan çıkarılıp haşr-ü neşr ile Âhırete gidilecektir. Onun için bulunduğu yurdu ileri geri hudud ve keyfiyyetiyle tanıyıp «فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ» müeddasınca akıbeti anlamak ve ona göre hayatını câhilâne ve biyhûde şeylerle geçirmeyip iyman ve ırfan ile güzel amellere çalışmak lüzumuna tenbih olunmuştur. Şayanı dikkattir ki burada bu keyfiyyat, tafsîl olunmamış, yalnız, halk, refi’, nasb, satıh keyfiyyetlerine icmalen nazarı dikkat celb olunmuştur. Demek ki bunlar şuhud âleminde bilfi’il mevcud şeyler olduğu için tafsîli insanların mücerred teharrî ve tedkık nazarlariyle bilinebilecek ulûm ve maarifi akliyye mevzu’larındandır. Demek ki bunlara husni nazar matlûbi ilâhîdir. Ve bu nazar ve tecribe ile edinebileceğimiz ma’lûmatın ma’rifetullah için bir ehemmiyeti mahsusası vardır. Kur’anın bir çok yerlerinde bilhassa ıhtar edilen bu gibi âyâtı tekvîniyye hılkatte bilfi’il mevcud bulunduğu cihetle böyle icmalen vaki’ olan işaratı ilâhiyyeye tezkir namı verilmiştir. Çünkü bunlar teharriyyatı akliyye ve tecribiyye ile bilinecek şeyler olduğu için esbabı ılimleri esasen ukulün fıtratında merkûzdur. Bu suretle burada bilhassa Hayvanat, Hey’et, Coğrafya, Tabakati Arz ve Tarihi tabîi denilen aklî ve tecribî ilimlerin fâidelerine ve müslimanların onlarla da iştigali lüzümuna ve ancak bunları gayei ma’rifet add etmeyip Halikın tesarrufatı keyfiyyetleriyle kudreti âyâtını ve kanunlarını tanımak ve kâfirlerin bâtıl ve yanlış akîdelerini redd ederek hayatı âhire için Dünya hayattan nasıyb almak üzere vazîfe yollarını fehm-ü istinbata vasıta telâkkî eylemek hususlarına bir delâlet vardır. Filvaki’ Arzı ve ahvalini ve Arz üzerinde hayat kaidelerini en iyi bilenler ve bilgileri nisbetinde iyi çalışan milletler diğerlerine galebe edegelmişler, içinde bulundukları Dünya hayatı ve Dünyanın boş ve aldatıcı lezzetlerini aksayı emel edinip de onunla kalmak istiyen âtıl, hevaî milletler veya nereye gittiğini bilmiyerek cahilâne bir hırs ve çılgınlıkla etrafına saldıran hırçın kavımlar, mağlûb ve perişan olagelmişlerdir. Dünya hayatı tercih edenler de etmiyenler de nasıl olsa bu hayattan çıkıp gitmişler, ve ancak iyman ve ırfan ve ihlâs ve ıykan ile Âhıret için çalışan ve güzel amellerle Hakka kavuşanlar ebedî saadet ve bahtiyarlığı kazanmışlardır. Şübhe yok ki bu nazar, icmalî de tafsîlî de olabilir. İcmâlı, bu âyetlerle anlatılmış, tafsîlı de nazarlarımızın bilmüşahede keşf-ü tedkikına havale kılınmış, hâlâ bakmıyanlara «اَفَلَا يَنْظُرُونَ» diye ıtab buyurulmuştur. Bunun üzerine buyuruluyor ki