Enfâl Sûresi 65. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 185
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَى ٱلۡقِتَالِۚ إِن يَكُن مِّنكُمۡ عِشۡرُونَ صَٰبِرُونَ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفࣰا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ ٦٥
Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنٖينَ عَلَى الْقِتَالِ Ey nebiyyi ekrem, mü’minleri düşmanla kıtale tahrıd et -iyice ta’lim ve terbiye ve tergıb-ü teşvik eyle. Burada balâda geçen zahf-ü sebat âyetlerindeki ıtlakın bir tahsıs ve takyidi vardır. Şöyle ki: اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ eğer sizden yirmi sabreden olursa يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ iki yüze galebe ederler وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوٓا اَلْفًا مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا ve eğer sizden yüz -sabr edeno lursa kâfirlerden bine galebe ederler.- Binaenaleyh bu nisbete kadar düşman karşısında sabr-ü sebat etsinler, bu nisbette ve böyle bir azm-ü iyman ile harb-ü sabra alışsın çalışsın, nusratı ilâhiyeye i’timad edib mücahede eylesinler. Daha fazlasında mükellefiyyet yoktur. Ve sabr-ü sebat emirleri gayrı mahdud da değildir. Bu nisbetin böyle iki fıkra adedle ifadesi iki nükteye mebnidir. Birincisi ziyadei etmi’nan için bir takrirdir. Ya’ni bu nisbetin sade yirmi ve iki yüz gibi iki cemaati kalileye munhasır olmayıb çoğaldıkca da aynı nisbetin cereyanını anlatmaktır. İkincisi bidayeti islâmdaki teşkilâtı askeriyenin ezcai esasiyyesine işarettir. Demek olur ki iyman, bir mü’mini kâfire karşı on kattan fazla büyülten bir kuvvettir. Ve bu kuvvet sade ferdiyyetle değil lâakal yirmi kişilik bir vahidi ictimaî ile tebarüz eyler.
ذٰلِكَ Bu: bu galebe بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ çünkü o kâfirler, öyle bir kavmdirler ki fıkıhları yoktur. -Mebde-ü maadi anlamazlar, Allaha ve Âhırete cahildirler. Harbleri, mü’minler gibi Allah rızası için Allahın emrine imtisal ve i’lâi kelimetullah niyyet ve maksadiyle değildir. Bir hamiyyeti cahiliyye ve makasıdı Şeytaniyyeye tâbi olarak bagy-ü udvan için harb yaparlar. Nazarlarında hayatı Dünya her şey, hayatı Âhıre hiçtir. Kalbi kaviy ne azmi sahih ile cıhada atılamazlar. Bu sebeble hayat-ü harbin fıkhına âşina olan mü’minlerin biri onların onuna karşı koyub galebe etmeğe namzeddirler. Ve bu iyman ve bu azm ile sabr-ü sebat edib bezli cühd eylemelidirler. Bundan anlaşılır ki sâbıkîni islâm ne büyük bir kuvvei kudsiyeye mazhar ve ne kadar ağır bir sabır mükellefiyyeti içinde bulunuyormışlar! Böyle bir mazhariyyette bulunan üç yüz küsur kişilik «Bedr» mücahidlerinin karşısında bin kişilik Kureyş ordusu hakikaten ne kadar az bir kemmiyyet teşkîl ediyormuş.